Yeni Yorum Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Vergi Davalarının Hukuki Niteliği
Yazar Konu
mavigece Çevrimdışı
Yeni Üye
*
Üye Grubu

Yorum Sayısı: 47
Üyelik Tarihi: 09.01.2017
Yorum: #1
Vergi Davalarının Hukuki Niteliği
Türk idari yargı sistemine önemli yenilikler getiren üç yasa, 2575 sayılı Danıştay Kanunu, 2576 sayılı Bölge yönetim Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi mahkemelerinin kurumu ve Görevleri Hakkında Kanun ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu 6 Ocak 1982'de kabul edilerek, 20 Ocak 1982 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmış ve yürürlüğe girmiştir.

Bu üç yasanın getirmiş olduğu yeni sistemde, eskiden vergi ihtilafı olarak itiraz Komisyonu, Temyiz Komisyonu ve Gümrük yargıcı Kurulu önüne götürülen uyuşmazlıklar, artık vergi davası olarak kuşkusuz bir yargı mercii olan vergi mahkemele önüne götürülecektir. Bu nedenle yeni sistemdeki vergi davasının hukuki niteliğini ve yönetimsel yargı içindeki yerini belirlemek, sağlam bir uygulamanın kuramsal temelini oluşturacaktır. Bu çalışmanın amacı, vergi yargısının hukuki niteliği sorununun çözümüne, özellikle Türk yönetimsel yargı sisteminin etkilendiği Fransız idari yargı kuramım da göz önünde tutarak bir katkı sağlamaktır.

Konu incelenirken önce vergi davasının kavramı ve vergi davasının konusu üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise yönetimsel dava türleri incelenmiş; üçüncü bölümde ise vergi davalarının hukuki niteliği üzerinde araştırma yapılarak vergi davaları üzerinde iptal davası, tam yargı davası, kendine özgü dava olması ve karma bir dava olmasıyla ilgili ayrımlar incelenmiştir. Vergi davalarının bu ayrımlar içinde değerlendirilmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak bir çözüme varılmaya çalışılmıştır.

1. VERGİ DAVASININ TANIMLANMASI

1.1 Vergi Davası Kavramı
Mükelleflerle vergi idareleri içinde ortaya çıkacak uyuşmazlıkların yönetimsel yollarla neticelandırılması her süre mümkün olmayabilir. İdari mekanizmalardan sonuç alınamayan durumlarda yargısal çözüm yolları devreye girmektedir. Biroldukça ülkede, ülkenin geleneklerine, hukuk sistemine bakılırsa değişen bir yapı arz eden vergi yargısı sistemleri kurulmuştur .
Türkiye’de Vergi Yargısı bağımsız bir yargı kolu olamayıp İdari yargı içinde yer verilmiştir. Almanya şeklinde bazı ülkelerde vergi yargısı bağımsız bir yargı kolu durumunda iken, bazılarında ise idari yada adli yargı içinde yer alabilmektedir. Buna karşılık Fransa’da vergi uyuşmazlıklarının bir kısmı adli bir kısmı da yönetimsel yargıya doğal olarak tutulmuştur .
Vergi borçlusu konumundaki mükellef ile alacaklısı durumundaki idare arasında birbirine zıt istekler pek çok anlaşmazlıkların doğmasına niçin olmaktadır. İşte bu anlaşmazlıkların çözümü konusunda başvurulan yargı koluna vergi yargısı denir. Çoğu süre mali yargı, vergi yargısı kavramıyla özdeşleştirilmektedir. Oysaki mali yargı kavramı vergi yargısına bakılırsa daha geniş kapsamlıdır. Mali yargı, vergi yargısıyla beraber devlet harcamalarının yargısal denetimini de kapsamaktadır .
Vergi yargısıyla, uyuşmazlıkların nihai çözümünde bağlarımsız mahkemelerin vereceği kararlar doğrultusunda yargı güvenceı getirilmek suretiyle her türlü mali yükümlülüğün tarh, tahakkuk ve tahsili aşamalarında idarenin hukuka uygun hareket etmesi, adaletin sağlanması fakatç edinilmiştir .

1981 yılı başında meydana getirilen değişiklikten önce Türkiye'de vergi yargısı gene idarî yargı içinde yer almaktaydı. Eski yapının özellikleri şöyle sıralanabilir: Vergi itirazlarına bakmakta görevli ilk aşama mercileri mahkeme niteliği taşımayan itiraz komisyonlarıydı (muvazzaf, gayri muvazzaf komisyonlar). Maliye Bakanlığına bağlı Vergiler Temyiz Komisyonu ikinci derecede görevli merci sıfatıyla uyuşmazlıkları incelerdi. Danıştay bugün olduğu şeklinde ilk aşama ve üst aşama mahkemesi ödatıyla vazife yapmaktaydı. İtiraz komisyonları ile Temyiz Komisyonunun kuruluş şekilleri çeşitli hukukî sorunlar oluşuyor ve yaşanıyordu. Nitekim Anayasa Mahkemesi bazı kararlarında bu komisyonların mahkeme sayılamayacağını belirtmiştir. Eski sistemin bir özelliği de gümrük vergisine ilişkin uyuşmazlıklarda görevli ilk kademelerin yukarıda belirtilen yapı dışında yer almasıydı, ancak bu vergi bakımından da Danıştay üst yargı mercii olarak görevliydi.

Vergi uyuşmazlığı, vergi ihtilafı, vergi yargısı, vergi davası gibi kavramlar içinde uygulamada bir kargaşalık 've birbirinin yerine kullanılma görülmesi üzerine, 6.1.1982 tarihli ve 2575, 2576, ve 2577 sayılı yasalar "vergi davası" ile "vergi uyuşmazlığı" deyimlerini tercih ederek kullanmışlardır. Daha önceki yönetimsel yargı mevzuatındaki vergi "ihtilafı" kelimesinin karşılığını fransızca "contentieux" kelimesinde bulmak mümkündür. Aslına bakarsak latince "contenderc" kökünden gelen bu kelime, karşıt çıkarları savunan taraflar arasındaki ilişkilerin doğurabileceği zorlukları belirtir. Hukuk açısından ise "ihtilaf" kelimesi iki ayrı anlamda olabilir:
— Hukuk özneleri içinde doğabilecek uyuşmazlıkların tümü,
— Uyuşmazlıkların çözümlenmesini sağlayacak yargısal usuller.
Anılan üç yasanın çeşitli maddelerindeki kullanımlardan anlaşıldığı kadarıyla vergi uyuşmazlığı deyimiyle yukarıdaki anlamlardan birincisi, vergi davası deyimiyle de bu anlamlardan ikincisi kastedilmek istenmektedir. Sadece, uyuşmazlık - çözüm yolu ayrımının oldukça suni olduğuna işaret etmek gerekmektedir. Çünkü hukuk özneleri arasında doğabilecek uyuşmazlıkların niteliği, bu uyuşmazlıkların çözümünü sağlayacak yolların niteliğini de belirleyecektir. Yani vergi davasının hukuki niteliğini, onu vergi uyuşmazlığından soyutlayarak belirlemek en azından eksiklik olacaktır. Uyuşmazlığın niteliği kendisinin ne yolla çözümlenebileceğini de gösterecektir .
Zaten 2576 ve 2577 sayılı yasalarda "vergi davası" deyimi ile ne tür bir davanın kastedildiği belli değildir. Vergi davası özellikle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda başlı başına bir bölüm olarak düzenlenmemiş, genel hükümler arasına serpiştirilmiş özel hükümler kanalıyla idari davalar ile bazen aynı, kimi zaman değişik usullere bağlanmıştır. Bu düzenleme tarzından, ilk bakışta, vergi davasının ayrı bir dava mı olduğu, yoksa idari davalardan birinin bir parçası mı olduğu kolaylıkla anlaşılmamaktadır, incelememizin konusunu işte bu mesele oluşturacaktır .

Vergi davası deyimindeki "dava" kelimesinden sonrasında, vergi kelimesi de açıklanmaya muhtaçtır. Vergi koyma işlemini belirten "vergilendirme" kelimesi latince "impositio" kelimesinden gelmektedir. Bir vergi dolayısıyla, yükümlünün vergi idaresine olan borç tutarını belirlemek amacıyla bu verginin matrahını belirlemek ve bu vergiyi tarh ve tahakkuk ettirmek için meydana getirilen bir dizi işlemi belirtmektedir. Sonuç olarak, "vergi uyuşmazlığı" deyimi vergi idaresi ile yükümlüleri karşı karşıya getiren ve yükümlülerin kişisel vergi borçlarının varlığı ve tutarı üzerindeki uyuşmazlıkları,vergi davası deyimi ise bu uyuşmazlıkların çözümüne elverişli yargısal usulleri kapsamaktadır .

1.2 Vergi Davasının konusu
Vergi mahkemesinde dava açabilmek için; vergi uygulaması ile ilgili bazı idari işlemlerin gerçekleşmiş olup olmadığı örutubet taşımaktadır. Bu bakımdan;
1 ) verginin tarh edilmesi,
2 ) cezanın kesilmesi,
3 ) tadilat ve takdir komisyonu kararlarının tebliğ edilmesi,
4 ) kaynakta alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin yapılmış olması ve ödemeyi yapan tarafından verginin kesilmiş olması, gerekmektedir. Söz mevzusu işlem ve hak uygulamalar çevresinde ortaya çıkabilecek yanlışlıkların giderilebilmesi, haksızlıklara yol açabilecek işlemlerin önünün alınması ve doğrulukta olmak üzere yasaların amaç ve fonksiyonlarına uygunluğunun sağlanması büyük örutubet taşımaktadır.
Daha önce açıklandığı üzere, matrah tespit usulü olarak; günümüzde, çağdaş vergi sistemlerinin de olduğu gibi ülkemizde de esas itibariyle beyan usulüne yer verilmiş bulunmaktadır. Bu usulde; vergiye tabi unsurların ve niteliğinin en iyi mükellef tarafından bilinebileceği ve bu yüzden onun beyanının esas alınması suretiyle vergilendirmenin gerçekleştirmesinin daha isabetli olacağı mantığı temel yaklaşım olarak benimsenmektedir. Bu mantığın yansıması ve sonucu olarak, mükelleflerin; beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açabilmelerine olanak verilmemiş olup, vergi hatalarının mevcut olması durumu bunun dışında tutulmuştur.

2. İDARİ DAVA TÜRLERİ

2.1 İptal Davası

İptal davası, hukuka aykırı bir idari işlemin idare mahkemesi tarafınca iptal edilmesini, şu demek oluyor ki geçmişe etkili olarak bütün hüküm neticelarıyla ortadan kaldırılmasına yönelik olan bir dava türüdür. İdari yargılama usul kanununun 2’ inci maddesinde, iptal davaları, “ yönetimsel işlemler hakkında yetki, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile, hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için, menfaatleri ihlal edilenler tarafından oluşturulan davalar” olarak tanımlanmıştır.
İptal davasının amacı, İdarenin hukuka ve kanuna aykırı işlemlerini ortadan kaldırmak suretiyle, onun hukuka bağlılığını sağlamak ve böylece hukuk düzenini sağlamaktır. İptal davalarında davacının rolü, İdarenin işleminin hukuka ve kanuna aykırı olup olmadığının incelenmesi ve bir aykırılık saptandığı takdirde işlemi geçmişe etkili olarak iptal etmesi için yönetimsel yargı merciini harekete geçirmekten ibarettir.15 İptal davaları, bir ölçüde uygar yargılama hukukundaki tespit davalarına benzer. Hakikaten iptal davasında da yargı yeri, dava mevzusu yapılan yönetimsel işlemin hukuka uygunluğunu denetlemekte ve bu denetimi sonucunda işlemin hukuka uygun olup olmadığı yönünde bir saptama yapmaktadır. Daha somut bir deyişle, iptal davalarında da tespit unsuru bulunmaktadır. Sadece yargı yeri denetlediği işlemin hukuka aykırı bulunduğunu saptadığında salt bu saptama ile yetinmemekte, bu saptamadan sonrasında hukuka uygunluk karinesinden yararlanarak etki ve neticelarını o zamana kadar doğurmuş; bir başka deyişle ilgilisi hakkında bir hukuksal vaziyet yaratmış bir işlemi yapıldığı tarihten itibaren hükümsüz kılmaktadır .

İptal Davasının Özellikleri: İptal davasının başlıca özellikleri şunlardır:

1 ) iptal davasının mevzusu, yönetimsel işlemlerdir. İdari sözleşmelere karşı, idarenin eylemlerine karşı iptal davası açılamaz.
2 ) iptal davasının amacı, idari işlemin hukuka uygunluğu karinesini çürütmektir.
3 ) iptal, idari işlemin alınmasından itibaren, tüm yargı ve neticelarıyla birlikte hukuk aleminden silinmesi anlamına gelir.
4 ) iptal davası “ objektif” özellikte bir davadır. İptal davası sonucunda verilen karar bir tek taraflar arasında değil, hepimiz için hüküm ve sonuç doğurur.
5 ) iptal davası açmak için, hak ihlali şart değildir; menfaat ihlali yeterlidir.
Yukarıda da belirtildiği üzere, iptal davası, tümüyle idare hukukuna özgü bir dava türü olmak üzere, idari işlemin hukuka aykırılığı dolayısıyla iptalini, bir başka deyişle, 1982 Anayasası m. 125/1-c.1 ihtarnca idarenin hukuka aykırı işlemlerini tüm sonuçları ile ortadan kaldırmayı amaçlayan ve bu bakımdan “objektif dava” olarak nitelenen bir davadır .

2.2 Tam Yargı Davası

Tam yargı davası, idari ve eylem ve işlemler neticesinde kişisel hakların doğrudan doğruya ihlal edilmiş olan kişilerin uğradıkları ziyanın giderilebilmesine istemiyle idari yargıda açtıkları davalardır. İdari yargılama usulü kanununa göre, tam yargı davasına konu olan sorumluluklar, idari işlemlerden, idari eylemlerden ya da idari sözleşmelerden doğar.
Tam yargı davaları ilke olarak adli mahkemelerde görülmekte olan”edim davalarına” benzemektedir. Bu dava türü ile idare hukukunda, ihlal edilmiş olan bir hakkın yerine getirilmesi veya uğratılan ziyanın giderilmesi istenir. Tam yargı davası geniş kapsamlıdır. Bunun içerisine, yönetimsel işlemlerden, idari eylemlerden ve yönetimsel sözleşmelerden doğan hak ihlali ile ilgili davalar girmektedir .
2577 sayılı kanun m. 5/1-b’de, “idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları direkt muhtel olanlar tarafından açılan davalar” biçiminde tanımlanan tam yargı davası, sadece ilgilinin ziyanının hesaplanması uğraşı değil, idarenin hukuk kurallarına bağlı olmasını elde eden etkin bir denetim ve yaptırım aracıdır; bu araç, ne kadar hızlı ve etkin işlerse, hukukun üstünlüğünü reddeden idari makamların tutum ve davranışları yaptırımla karşılaşabileceği şeklinde, önceden ihtarcı, caydırıcı neticelar da yaratır .
Tam yargı davalarında fakatçlanan hakkın tamiridir; bir başka ifadeyle, bu davalarda yargıç, hem zararı doğuran eylemleri ve hem de bundan çıkabilecek hukuksal neticeları belirler. İptal davalarında iptal nedenlerinin sınırlandırılmasına rağmen tam yargı davasına bakan yargıç, idarenin sorumluluğunu belirlemede çeşitli ölçütler kullanır. Tam yargı davalarının başlıca çeşitleri, tazminat davaları ve istirdat (geri alma) davalarıdır. İdarenin mali sorumluluğuna dayanan tazminat davaları, genellikle idarenin vermiş olduğu ziyanın giderilmesi için açılan davalardır; istirdat (geri alma) davaları ise, haklı bir niçin olmaksızın idarenin malvarlığına geçmiş olan malın yahut paranın geri alınmasını sağlamak için oluşturulan davalardır .

2.3 İptal Davası ve Tam Yargı Davasının Karşılaştırılması
Tam yargı davası ile iptal davası arasında bazı benzerlikler ve farklılıklar vardır. Şöyle ki:
1 ) Her iki dava türüne de aynı yargılama yöntemi uygulanır.
2 ) İptal davasına sadece tek yanlı yönetimsel işlemler konu olabilir. Tam yargı davalarına ise tek yanlı idari işlemler, yönetimsel eylemler ve hatta yönetimsel sözleşmeler konu olabilir.
3 ) İptal davası objektif niteliktedir. Tam yargı davası ise sübjektif niteliktedir. Bu tür davalarda, davacı kendisinden bir sübjektif hakkının ihlal edildiğini iddia eder ve idareye bir borç yükletilmesini talep eder.
4 ) İptal davası açabilmek için bir menfaatin ihlal edilmiş olması yeterlidir. Tam yargı davası açabilmek için ise, davacının kişisel haklarının direkt muhtel olması, doğrusu ihlal edilmiş olması gerekir.
5 ) İptal davasının sonuçlarından yerine gore üçüncü kişiler de yararlanabilir. Oysa tam yargı davalarının neticelarından yalnız ve sadece davanın tarafları yararlanır.

3. VERGİ DAVASININ HUKUKİ NİTELİĞİNE İLİŞKİN GÖRÜŞLER

Vergi davasının hukuki niteliği doktrinde ve uygulamada tartışmalı bir mevzudur. şu sebeple doktrindeki yazarlar arasında vergi davasının hukuki niteliği konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktadır .
Vergi davalarının niteliğine ilişkin 3 tür görüşün bulunduğunu söylemek mümkündür. Buna nazaran bazı yazarlar vergi davasını tam yargı davası, bazıları iptal davası, bazıları da kendine özgü bir dava olarak ele almaktadırlar. Son zamanlarda vergi davasının niteliğine ilişkin olarak dördüncü bir görüşte, bunun karma özellikte bir dava olduğuna ilişkindir .

3.1 Vergi Davası Tam Yargı Davası Görüşü

Vergi davaları genellikle tam yargı davası sayılamaktadır. Çünkü vergi davalarında da vergi yükümlüsü salınan bir verginin esasına veya tutarına itiraz etmektedir. Danıştay, dava nihayetinde verginin kaldırılmasına ya da indirilmesine fazla alınan verginin geri verilmesine karar verebilmektedir. İYUK’ un 12. Maddesi, ilgililerce haklarını ihlal eden bir yönetimsel işlem dolayısıyla Danıştay’a idare ve vergi mahkemelerine tam yargı davası açabileceği kuralını getirmiştir .
Vergi davasının tam yargı davası olarak kabul edilmesinin nedenlerinden birisi vergi davasının mevzusunun para ile ölçülebilir bir ihtilaf olmasıdır. Davanın sonucu bakımından kısaca vergi mahkemesinin tadil, terkin şeklinde kararlar verebilmesi açısından tam yargı davası bulunduğunu savunanlar mevcuttur. Bazı yazarlarda vergi davasının, davaya konu olan hakkın objektif dava konusunun da ancak objektif bir yargıya yer verdiğini, vergi yargısının yükümlünün haklarını savunma etmemesi ve vergi idaresinin faaliyetleri denetim etmesi yüzünden tam yargı davası olacağını savunmuştur .
Ülkemizde olduğu benzer biçimde Fransa’da da vergi davalarının niteliği öğretide münakaşa konusu olmaktadır. Vergi davaları Fransa’da genel olarak tam yargı davaları arasında sayılmaktadır. Vergi davalarının genelde tam yargı davası içinde değerlendirilmesini korumak için çaba sarfeden görüşler, vergileme ile ilgili idari işlemlerde kişisel (subjektif) planda para ile ölçülebilen bir hak ihlalinin varlığı şeklindeki ilke haricinde, 2577 sayılı kanunun 28/517, 213 sayılı vergi usul kanunun 112/318, 6183 sayılı kanunun 58/519 fıkra hükümlerine ve Harçlar Kanunun vergi yargısı ile ilgili hükümlerini ilave dayanak olarak göstermektedir .
Vergi davasının, tam yargı davası durumunda olduğunu savunan görüşe nazaran, vergi yargıcı, uyuşmazlık konusu vergilendirme işlemini iptal etmekle yetinmez, tam yargı davasında olduğu benzer biçimde işin esası hakkında da bir karar verir. İdarece haksız yere eğitim edilmiş verginin iadesine ilişkin olan vergi davaları yanında, vergi idaresi, bir yönetimsel fiil ile ilgilileri zarara uğratmışsa, bu zararların telafisi için açılacak davalar kuşkusuz tam yargı davası niteliğini taşır .
Vergi davalarının tam yargı davası olduğunu korumak için çaba sarfeden görüşün olumlu hukuk dayanaklarından önde gelen 2577 sayılı kanun m. 28/5’e nazaran, “Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin mahkeme kararlarının idareye tebliğinden sonrasında bu kararlara nazaran tespit edilecek vergi, fotoğraf, harçlar ve benzeri mali yükümler ile zam ve cezaların miktarı ilgili idarece mükellefe bildirilir.” Bu yargı, “(...) vergi davasının, tarh edilen vergi ve kesilen cezanın miktarı konusunda da olabileceğini ve mahkemenin tarh edilen vergi ve kesilen ceza miktarını değiştirebileceğini göstermektedir.” Aynı şekilde, 213 sayılı kanun m. 112/3 hükmü, “Vergi mahkemesinde dava açma dolayısıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 27. Maddesinin 3 numaralı fıkrası gereğince tahsili durdurulan vergilerden taksit süreleri geçmiş olanlar, vergi mahkemesi kararına göre hesaplanan vergiye ilişik ihbarnamenin bildirii tarihinden itibaren bir ay içinde ödenir.” biçiminde anlatılmıştir. Her iki hüküm de, vergi mahkemesi kararına bakılırsa yükümlüden istenecek vergi ve cezanın ilk tarhiyattan farklı olabileceğini, bir başka deyişle, “tadilen onay kararı” verilebileceğini göstermesi açısından önem arz etmektedir .

3.1 Vergi Davası İptal Davası Görüşü

Vergi davasının iptal davası olduğunu savunanlar, iptal davalarının idarenin hukuka uygun davranmasını sağlamanın hukuka aykırı karar ve işlemleri ortadan kaldırmanın bir aracı bulunduğunu savunurlar. İptal davaları objektif davalardır. Bu davalar bir yönetimsel işlemin hukuk düzenine, objektif hukuk kurallarına uygun olup olmadığını incelemektedir. Bir yönetimsel işlem unsurları açısından hukuka aykırılık taşıyorsa, iptal işlemi gerçekleşir . Örneğin; ödeme emirlerine karşı oluşturulan davalarda amaç, hukuka aykırı olduğu düşünülen ödeme emrinin iptali olduğu için, bu davaların iptal davası olduğu söylenebilmektedir .
Vergi davasının iptal davası bulunduğunun ileri sürülmesinde, davanın mevzusu örutubet arz eder; bu görüşe bakılırsa, “vergi yargıcının önündeki problem gerçekte, her şeyden önce bir vergilendirme işleminin vergide yasallığa aykırı olup olmadığının araştırılmasıdır (...) Vergi davasının iki unsur;, yükümlünün statüsü ve vergilendirme yetkisinin denetlenmesidir.” İfadesi kullanılmıştır .
Bu görüşü savunanlara bakılırsa, vergi uyuşmazlıklarının, idari dava türleri içinde en kolay ve uygun halde yerleştirilebileceği kategori iptal davasıdır. Vergi uyuşmazlıkları, mutlaka idarenin aldığı bir kararın ilgilinin hak ve yararlarını zedelemiş olmasından kaynaklanır ve genellikle bunun hukuka ve mevzuata aykırılığı iddiasına dayanmaktadır .
AĞAR’a bakılırsa ; “2577 sayılı kanun m. 2/1-a’da idari işlemlerden dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafınca açılacak davaların iptal davası olarak nitelendirilmesi, vergi davasının iptal davası niteliğine gerekçe olarak gösterilir; sadece, bu noktada, sübjektif nitelikteki vergilendirme işleminin çıkar ihlali mi, yoksa hak ihlali mi yaratacağı konusunun tartışılması gerekir. Bilindiği gibi, 2577 sayılı kanun m. 2/1-b’de tam yargı davalarının, idari fiil ve işlemden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılacağı hükme bağlanmıştır; sadece, kişisel hak ihlali kavramı ile menfaat ihlali kavramı iç içe geçmiştir, daha doğru bir deyişle, içeriği çıkar olmayan bir sübjektif hakkın varlığından söz edilemez. Bundan dolayı, vergi davası, ancak hazineye haksız transferler bakımından tam yargı davası niteliği gösterecek, bunun dışında iptal davası özelliğine sahip olacaktır. Özetle, 2577 sayılı kanun m. 2/1-a hükmü ile özellikle 2/1-b’de yer edinen “kişisel hakkın direkt muhtel olması” unsuru, vergi davasına direkt tam yargı davası niteliği tanınmasına yol açmaz; aksine, vergi davasının iptal davası karakterini vurgular” . İfadesine yer vermiştir.

Vergi davasının iptal davası niteliğinin kanun koyucu tarafından kabul edildiğine öteki bir örnek olarak “yürütmenin durdurulması” kurumu gösterilir; zira, yürütmenin durdurulması bir iptal davası kurumudur ve bu kurumu düzenleyen 2577 sayılı kanun m. 27’de vergi davalarına da yer verilmektedir .

3.3 Vergi Davası Kendine Özgü Dava Görüşü

Vergi mahkemelerinin görevleri ve vergi uyuşmazlıklarının niteliği incelendiğinde, vergi uyuşmazlıklarının bir kısmınün tam yargı, bir bölümünün de iptal davası durumunda olduğu görülür. Egemen görüş, vergi davasının, kural olarak, tam yargı davası niteliğinde olduğu; sadece, kimi süre tam yargı davasından ayrıldığı, dolayısıyla kendine özgü bir kalite taşımış olduğudır . Kendine özgü bir dava olduğunu kabul edenler; pozitif yönde hukukumuzda, yani idari yargıyla ilgili düzenlemeler icra eden 2575, 2576, 2577 Sayılı Kanunların çeşitli maddelerinden vergi davasının özel bir dava türü olarak anlaşıldığını ileri sürmektedirler .

Vergi davasında incelenen hukuksal sorun, objektif hukuku ilgilendirmekle birlikte, yükümlü ile vergi idaresi arasında kurulan özel bir ilişki özelliğine de haizdir. Bu biçimi ile vergi davası, bireyselleştirilmiş bir objektif yargı olarak düşünülür ve kaide olarak objektif olmakla beraber, sübjektif yargının niteliklerini de taşıyan, kendine özgü bir dava türü olarak kabul edilir. Vergi davasının kendine özgü (orijinal) bir dava durumunda bulunduğunu savunanlara göre vergi davası, kural olarak, iptal davası niteliği taşır; sadece, hukukilik (yasallık) denetimi hazineyi yükümlülere bağlayan ilişkilerin dar çerçevesinde yürütülür ve bu ilişkiler aracılığı ile iki tarafın karşılıklı durumu gündeme gelir, böylece, vergi davası tam yargı davası niteliğini de kazanır. Bu görüş, olumlu hukuktan kimi hükümleri gerekçe olarak gösterir; örneğin, 2577 sayılı kanun m. 3/e, 17/1, 28/1-c.3, 28/6’da direkt “vergi davası” ifadesi kullanılmış, yine, 2577 sayılı kanun m. 37 hükmü ile vergi uyuşmazlıklarına bakmakla yetkili mahkeme bakımından özel düzenlemeler getirilmiştir; bu görüşe göre, idari yargı kolu içinde özel görevli vergi mahkemelerinin kurulmuş olması, kanun koyucunun vergi davasını ayrı ve kendine özgü bir dava türü olarak gördüğü anlamını taşır . Görüşü savunanların en önemli dayanakları İdari Yargı mevzuatında “vergi uyuşmazlığı” veya “vergi davası” kavramlarına yer verilmiş olmasıdır .

3.4 Vergi Davası Karma Nitelikli Dava Görüşü

Vergi davalarının mevzusu, sonuç olarak, bir yönetimsel işlemdir, bundan dolayı vergilendirme işlemlerine ilişkin davalar, idari yargının temel kategorileri içinde düşünülmelidir; vergilendirmede, dava edilen işlemin konusundaki özellikten hareketle, yeni bir dava türü yaratılması sakıncalı ve gereksizdir . Karma nitelikli görüşleri iki grupta toplamak olanaklıdır; buna nazaran ilk görüş, vergi davasının ağırlıklı olarak tam yargı davası niteliğini taşımış olduğunı savunur, buna karşın ikinci görüş, ağırlığı iptal davasına verir. Bu görüşler arasındaki fark, idari dava türlerinden hangisine ağırlık verileceği, hangisinin istisnai kalite taşıyacağı mevzusundadır .
Vergi idaresinin vergilendirmeye ilişkin faaliyeti bir idari işlem niteliği taşıyorsa, açılacak dava esas olarak bir iptal davasıdır. Verginin tarhına, tahakkukuna yönelik işlemlerle, ödeme emri düzenlenmesi, ihtiyati gerçekleşme yada ihtiyati haciz uygulanması, takdir komisyonlarınca matrah takdir edilmesi, ceza kesilmesi ve vergi hatalarının düzeltilmesi taleplerinin reddi bu tür iptal davasına mevzu olabilecek idari işlem örnekleridir. Davacı, iptal edilen işlem nedeniyle verginin tahsilinden vazgeçilmesini, öğrenim edilen verginin ise iadesini isteyebilir önceden tahsil edilmiş vergilere ilişkin olarak idarenin vergiyi geri vermek istememesi halinde, ilgili tam yargı davası açma hakkına sahiptir .
Vergi uyuşmazlıklarında kural dışıî olarak vergi mahkemesince bakılacak iki tam yargı davası yasada ayrıca düzenlenmiştir; bunlar vergi mahkemesi kararlarım uygulamayan yönetim aleyhine açılacak tazminat davaları ile vergi dairesince kararın infazının geciktirilmesi nedeniyle kanunen öngörülen gecikme faizine ilişkin davalar olup ilk davaya bakan vergi mahkemesinde görülür (İYUK, m. 28) .


SONUÇ

Vergi davası, konusunun parasal bir miktara ilişkin olması sebebiyle, genel olarak, tam yargı davası olarak kabul edilir; ancak, bu görüşe saygınlık edilmemelidir. Herhangi bir davada parasal bir miktar söz konusu olduğunda, zorunlu bir şekilde, zımnen sübjektif hak ihlalinin gerçekleştiği kabul edilemez; bu anlayış, idari işlemlere ilişkin olan, fakat zorunlu olarak belli miktarları da içeren kimi iptal davalarını, tam yargı davası olarak kabul etmek sonucuna götürür.
Tam yargı davasının kuramsal niteliği bir yana, idari yargı ile ilgili pozitif hukuk düzenlemeleri dikkate alındığında, vergi davalarının tam yargı davaları kategorisi haricinde tutulması gerektiği görülür; zira, kanun koyucu, vergi uyuşmazlıklarını tam yargı davalarından özenle ayırmıştır.
Vergi davası, ilke olarak, iptal davası niteliğini taşır ve bu niteliği ile inşai dava kimliğini kazanır, istisnai olarak da tam yargı davası niteliğine bürünür; son durumda vergi davası hem de bir edim davasıdır; sadece, kuramsal niteliği bakımından asıl tartışılması ihtiyaç duyulan vergi uyuşmazlıkları, vergi borcunun esası ile cezasına ilişkindir. Özetle vergi davaları esas itibariyle iptal davalarıdır. Hakları muhtel ( menfaatleri zarar görenler) iptal davalarından lehlerine bir sonuç çıkması halinde, maddi zararlarının tazmini için tam yargı davası (tazminat) açarak parasal menfaatlerindeki kaybı, mahkemenin takdir etmiş olduğu ölçüde gidermiş olurlar.
Sonuç olarak, tarh işlemi ve eğitim aşamasındaki çeşitli işlemlere (örn. Haciz, ihtiyati haciz, ödeme emri) karşı oluşturulan davalar ile vergi yargıcının esasa ilişkin karar verilmiş olduğu davaların “iptal davası”, tahsilden sonrasında oluşturulan davaların (iade davaları) ise, kaide olarak, “tam yargı davası” niteliğini taşıdığı söylenebilir. Bu nitelemeler kabul edildiğinde, vergi davalarının kuramsal yapısı, “iptal davası ağırlıklı karma model ” olarak ortaya çıkar.

http://www.turkhukuksitesi.com/Vergi Davalarının Hukuki Niteliği
10.01.2017 00:07
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
Yeni Yorum Gönder 


Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi

İletişim | Adalet ve Hukuk Forumu | Yukarı Git | İçeriğe Git | Arşiv | RSS Beslemesi