Yeni Yorum Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Tutuklamanın Koşulları
Yazar Konu
siirvehikaye Çevrimdışı
Yeni Üye
*
Üye Grubu

Yorum Sayısı: 53
Üyelik Tarihi: 10.01.2017
Yorum: #1
Tutuklamanın Koşulları
Ceza Yargılamasında, suç işlediği iddia olunan kişilere yönelik uygulanan tedbirler içinde, üzerinde en çok durulması ihtiyaç duyulan ‘tutuklama’dır.
Evrensel olarak benimsenmiş, insan hakları ve bu bağlamda en önemli unsur olan birey hak ve özgürlüklerini kısıtlayan -hatta ortadan kaldıran- bu müessese, genel olarak, topluluğun huzuru ve güvenliği açısından zorunlu olduğu ölçüde dikkkatle başvurulması ihtiyaç duyulan bir tedbirdir.
Hukukumuzda, ana dayanak noktasını Anayasa'nın (Ay.) 19. Maddesindeki çerçeve düzenlemeden alan tutuklama tedbiri hakkında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 5. Maddesi de uluslararası bir temel ölçü niteliğindedir. Tutuklama, kişinin özgürlüğünü en ağır biçimde sınırlayan koruma tedbirlerinden biri olduğundan, keyfi uygulamaların önüne geçebilmek için, hukuk sistemleri, bu koruma tedbirini açık ve detaylı biçimde düzenlemeye çalışmaktadırlar. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (CMK) da yasa koyucu tarafınca tutuklamaya ilişkin köktencilik sayılabilecek yeniliklerin getirildiği göze çarpmaktadır.
2. GENEL BİLGİLER
2.1- “Tutuklama” Kavramı
Tutuklama, bir yargıç sonucuyla anayasada ve yasada belirtilen koşulların gerçekleşmesi ile, bir ferdin henüz kabahatluluğun hakkında kati karar verilmeden önce, özgürlüğün kaldırılmasıdır. Tutuklama fert özgürlüğünü en ağır biçimde sınırlandıran bir önlem olması sebebiyle, sadece yargıç kararıyla uygulanır. Türk hukukunda bunun istisnası yoktur. Başka bir makam veya fert tutuklama kararı veremez. (Ay 19/4; CMK m.101). Hakkında tutuklama kararı verilen fert ele geçirilir ve tutukevi adı verilen ve genellikle cezaevlerinin bir bölümü olarak yapılan yerlerde tutulur. Hakkında tutuklama kararı verilen kişiye “tutuklu” (mevkuf), bu ferdin içinde bulunmuş olduğu hukuki duruma da “tutukluluk” (mevkufiyet) denilmektedir.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda ya da Anayasa’mızda tutuklamanın tanımı yapılmış değildir. Sadece doktrinde çeşitli tanımlar yapılmıştır. Kunter/Yenisey’e göre tutuklama; muhakeme hukuku açısından zorunlu hallerde hakimin verdiği karara dayanılarak, hemen hemen bir yargı kararı ile hürriyeti kaldırıcı cezaya mahkûm olmadan, bir sanığın birey özgürlüğünün kaldırılması, tutuk durumuna sokulmasıdır1. Taner’e gore; kendisine suç isnad edilen şahsın bazan adliyenin elinin altında bulundurulması icab eder, bu, maznunun tevkif edilmesi sureti ile temin olunur. Tevkif, maznunun yakalandıktan sonra tevkifhane adı verilen yere gdolayılerek orada alıkonulması demektir2. Yargıtay ise tutuklamayı; “…ceza yargılamasının güvenli yürümesini ve amacına erişmesini sağlamaya yönelik ve yargılama hukuku açısından zorunlu hallerde yargıcın verdiği karara dayanan bir tedbirdir. Yargılamadaki amacına gore, tutucu veya önleyici bir koruma tedbiri olduğu kadar, fert özgürülüğünü kısıtlayan bir içerik de taşımaktadır…” şeklinde tanımlamıştır34.
2.2- Tutuklamanin Amacı Ve Hukuki Niteliği
Tutuklama bir ön ceza veya peşin ceza değil, koruma tedbiridir5. Tutuklama onu haklı gösteren Muhakeme Hukuk gayesinin çeşidine göre, ya tutucu yahut önleyici koruma tedbiri niteliği taşır6. Tutuklama başlı başına bir amaç değil, enstrumantır. Geçici nitelikte bir ceza muhakemesi hukuku kurumudur. Bu durumda tutuklamanın amacının tesbitinin yapılabilmesi için, öncelikle ceza yargılamasındaki amacın ne işe yaradığını tesbit etmek gerekecektir.
Ceza yargılaması amacı, 18. Yüzyıla kadar suçlunun cezalandırılması olmuştur. Bu gayenin kabul edildiği zamanlarda -ki bu dönem, Batı Avrupa’da 18. Yüzyılın ilk yarısına kadar sürmüştür- sanığın suçlu olduğu önceden kabul olunuyor, sanık ile kabahatlu birbirine karıştırılıyor, sanığın beraat imkânı, gayeye aykırı sayılıyordu. Sanığa derhal ‘kabahatlu’ deniliyor; muhakeme hukukunu ilgilendirmeyen sebeplerle sanık tutuklanıyordu7. Ne yazıktır ki, günümüzde de halen tarihte kalmış olması gereken zihniyet varlığını sürdürüyor ve sanığı derhal tutuklama eğilimi gösteriliyor.
18. Yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde ise; devlet enerjisinin fenaye kullanılmasını önleyen bir yargılama sistemi ortaya çıkmış; sanık, kabahatlu olduğu kanıtlama olmadığı için masum sayılmış ve korunmuştur, ya da en azından korunmaya çalışılmıştır. Bu safhaya ‘Sanığın Korunması Aşaması’8 denilmiştir.
Üçüncü safhaya gelindiğinde ise; cemiyet menfaati ile bireylerin menfaati bağdaştırılmaya çalışılmış, tüm menfaatleri korumanın tek yolunun maddi gerçeği araştırarak bulmak olduğu kabul edilmiştir. Bu safhada amaç maddi gerçeğe ulaşmak olduğundan, ‘Hakikatin Araştırılaması Safhası’9 olarak adlandırılmıştır.
Ceza muhakemesinin hakikati araştırmak gayesi ne yalnız kabahatluyu cezalandırmak ne de bir tek masumu korumaktır. Sanık kabahatlu ise cezalandırılacak, masum ise beraat ettirilecektir. Günümüzde ceza muhakemesinin amacının bu olduğu kabul edilirse; tutuklama tedbirinin de, bu genel amaca hizmet eden bir amacının bulunduğunun kabulü gerekecektir.
Tutuklama, bir ceza yargılaması önlemi olarak hem gerçeği bulmaya yardım eden hem de kararların uygulanmasını sağlamayı hedef tutan bir işlemdir. Bu bakımdan tutuklamanın 3 amacı vardır: Birinci amaç, sanığın yargılama sırasında el altında bulunmasını sağlamaktır. Sanığın kaçmasının mümkün bulunduğunu gösteren kuvvetli olguların bulunduğu durumlarda, tutuklama yapıldığında, bu fakatç ön plana çıkmıştır (m. 100/2). İkinci amaç, ceza yargılaması organlarının yargılama mevzusu olayı ve buna ilişkin olguları sağlıklı şekilde saptamalarını sağlamaktır. Sanık “delilleri karatma” [gerek Türk ve gerek Alman ceza yargılaması hukuku öğretisinde, “delilleri karartma” olarak adlandırılan bu kavram yasada belirli haller sayılarak formüle edilmiştir (m.100)] kuşkusunun varlığı sebebiyle tutuklandığında bu fakatç göz önünde tutulmuş olur (m. 100/2). Tutuklamanın üçüncü amacı, cezanın yerine getirilmesini sağlamaktadır. Verilen karar kâğıt üzerinde kalacak olduktan sonrasında, yargılamaya gerek yoktur. Bunun önüne geçmek için sanık tutuklandığında, üçüncü amaca ulaşmak istenmiş olur10. Ceza niteliği taşımayan bu kurumun genel amacı, ceza muhakemesinin yapılabilmesini sağlamaktır. Somut olayın niteliklerine bakılırsa yukarıda açıklanmaya çalışılan fakatçlar doğrultusunda ‘tutuklama’ kurumu işlev kazanacaktır.
Centel’ in belirttiği benzer biçimde, uygulamada tutuklamadan aslolan işlevi dışında yararlar beklendiği, sözgelimi toplumda büyük yankı uyandıran suçlarda tutuklamanın kamuoyunu yatıştıracağının ya da başka suçların işlenmesini engelleyeceğinin veya genel önleme aracı olacağının düşünüldüğü; hatta soruşturmayı kolaylaştırma, ikrar sağlama, misilleme, korkutma, devletin gücünü vurgulama amaçlarının hedeflendiği izlenimini uyandırmaktadır.
Tutuklama ile ilgili bir başka sorun da, bir sanık hakkında tutuklama sonucunın her eylem için ayrı ayrı verilip verilmeyeceğidir. Özellikle tutuklama kararının uygulandığı ve sanığın tutukevine konulduğu durumlarda, buna gerek olmayabileceği akla gelebilir. Fakat sanığın her eylemi için ayrı tutuklama kararı verilmesi pratik fakatçlara uygundur. Sanık hakkında verilmiş olan bir tutuklama kararı kaldırıldığında ya da sanık beraat ettiğinde, bir başka kabahattan tutuklu olup olmadığının bilinmesi yerinde olur. Hatta sanık bir kabahatundan ötürü cezasını çekmekte olsa bile, yine de bir başka kabahattan ötürü tutuklama kararı verilmelidir11. Uygulamada bu sonuç göz önünde bulundurularak işlem yapılmaktadır. Sadece bu tedbire başvurulurken, gerçekten amacı doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığının da iyi analiz edilmesi gerekmektedir. Zira kişinin gereksiz yere tutuklu kalması hem tutuklu açısından, bununla birlikte adalet sistemine duyulan güven açısından kalıcı hasarların doğmasına neden olabilir.
2.3- Uluslararası Belgelerde Tutuklama
“Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi”nde (İHEB) (1948) 9’uncu madde bu mevzuya ayrılmıştır. Maddede, “Hiç kimse keyfi olarak tutulamaz, alıkonulamaz yada sürülemez.” denilmektedir. Maddedeki kavramları bugün ceza yargılaması hukuku alanında kullanılan kavramlar açısından değerlendirdiğimizde, ‘tutulma’nın soruşturma, ‘alıkonulma’nın ise tutuklama karşılığı kullanıldığını söyleyebiliriz12. İnsan haklarını korumak ve güvence altına almak amacıyla kabul edilmiş olan bu belgede, kişi hürriyetini sınırlandıran bu önlemlerin hazzı olmamasının temel alındığı dikkati çekmektedir. Hazzı olmamak, yasalara ve hukuka uygun olmak biçiminde anlaşılmalıdır. Bu noktada detaylı kurlalların konulması görevi iç hukuka bırakılmakta, kişinin hürriyetini sınırlandıracak önlemlerin şartlarının önceden yasalarda açık ve seçik biçimde belirtilmesi istenmektedir.
Avrupa Konseyi tarafınca 1950 yılında Roma’da imzalanarak biri olan “İnsan Hakları Ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme” (İhas) [“İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi” olarak kısaltılan bu sözleşme, Roma’da 4.11.1950 tarihinde imzalanmıştır. Türkiye sözleşmeyi 18.5.1954 tarihinde onaylamıştır. (R.G. 19.8.1954)] tutuklama konusunda daha detaylı kurallar içermektedir.

Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:13

- fert bir suç işlediği şüphesi altında veya suç işlemesine yada suç işledikten sonrasında kaçmasına engel olmak zarureti inancını doğuran makul sebeplerin varlığı dolayısıyla, yetkili adli makam önüne çıkarılmak üzere yakalanabilir ve tutuklanabilir (İözgü m. 5/1-c).
- Tutuklanan her ferde, tutuklanmasını gerektiren nedenler ve kendisine karşı vaki tüm isnadlar en kısa zamanda ve anladığı bir dille bildirilir (İhas m. 5/2).
- Yukarıdaki şartlara göre yakalanan veya tutuklanan herkesin, derhal bir yargıç veya adli vazife meydana getirmeye kanunen mezun kılınmış diğer bir işyar huzuruna çıkarılması gerektiği benzer biçimde, makul bir süre içinde yargılamaya veya adli koğuşturma sırasında özgür bırakılmaya hakkı vardır. Salıverme ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir güvenceye bağlanabilir (İhas m. 5/3).
- Yakalanması yahut tutuklanması nedeniyle hürriyetinden mahrum bırakılan her fert, hürriyeti sınırlandırmanın yasaya uygunluğu hakkında kısa bir zamanda karar vermesi ve keyfiyet yasaya aykırı görüldüğü takdirde, tahliyesini emretmesi için bir mahkemeye itiraz etmek hakkını haizdir (İözgü m. 5/4).
- ayrıca yukarıda sayılan hükümlere aykırı olarak yapılmış bir soruşturma veya tutuklama işleminin mağduru olan bireyin tazminat istemeye hakkı vardır (İhas m. 5/5).
3. TUTUKLAMANIN KOŞULLARI
3.1- Tutuklamanın Maddi Koşulları
Tutuklamanın iki maddi koşyüce vardır: Olguya dayanan kuvvetli suç şüphesi bulunması ve Yasa’da gösterilen tutuklama sebeplerinden birinin gerçekleşmesi.

A- kuvvetli Suç Şüphesi

Şüphelinin yada sanığın suçu işlediği konusundaki basit ve olguya dayanmayan soyut şüphe, tutuklama kararı verilebilmesi için kafi değildir. Tutuklama kararı verilebilmesi için, tutuklamanın talep edilmiş olduğu andaki delillere bakılırsa, kişinin fail veya suç ortağı olarak bir kabahatu işlediği mevzusunda büyük bir olasılık görülmelidir. Bu açıdan, sanığın tutuklanabilmesi için, Anayasanın 19. Maddesinin 3. Fıkrasında ve paralel olarak düzenlenmiş olan CMK’nın 100. Maddesinde de açıklandıği şeklinde, ferdin suç işlediği mevzusunda kuvvetli şüphenin varlığı gerekmektedir14.
CMK m. 100/1 gereğince, güçlü suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama sebebinin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza yada güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
Tutuklama kararının verilebilmesi için ihtiyaç duyulan şüphe, tutuklama istenen somut olayın özellikleri gözönüne alınarak değerlendirilmelidir. Kanunun aradığı şüphe ‘kuvvetli’ şüphedir. Dikkat edilmelidir ki, tutuklama, fert özgürlüğünü ortadan kaldıran çok ağır bir tedbir olduğundan, kamu davasının açılması için bile kafi şüpheyi (delili) kâfi gören (CMK m. 170/2) yasa koyucu, burada özellikle eldeki deliller değerlendirildiğinde; ‘yeterli’ olan değil ‘kuvvetli’ olan şüpheyi aramıştır (CMK m. 100/1). Erem’e nazaran burada sözü edilen ‘güçlü şüphe’ delil değil delile yaklaşan bir kavramdır. Kunter’e bakılırsa ise, kasdedilen delillerin bir türü olan emare değil, her türlü delille belirmesi mümkün, suçu işlemiş olma şüphesidir.
Kanunda ifadesini kabul eden “kuvvetli şüphe”, kişinin fail veya suç ortağı olarak bir kabahatu işlediği mevzusunda büyük bir ihtimal bulunmasıdır. Kuvvetli şüphenin varlığını hakim takdir edecektir. Tutuklama kararında kuvvetli şüphenin var olduğu kaanatini uyandıran nedenler, vakıalar belirtilmelidir.

B- Tutuklama nedenlerinin Varlığı
kişinin kabahatluluğu hakkında kuvvetli şüphe bulunması onun tutuklanması için tek başına kafi değildir. Kişinin suçluluğu konusunda duyulan güçlü şüphenin yanı sıra Kanun’da tek tek sayılmış olan tutuklama nedenlerinden herhangi birinin bulunup bulunmadığının da araştırılması gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. Maddesinin 2. Fıkrasında sayılarak belirlenen bu sebepler şunlardır:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması yada kaçacağı şüphesini
uyanduran somut olguların varlığı;
b) Şüpheli yada sanığın davranışlarıyla;
1. Delilleri yok edeceğine, gizleyeceğine veya değiştireceğine yada,
2. şahit, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde
bulunacağına dair kuvvetli şüphe uyandırması.

Görüleceği üzere tutuklama sebeplerinin gerçekleştiği mevzusunda da kuvvetli şüphe olmalıdır. Başka bir anlatımla, Yasa, kaçma şüphesi ve delilleri karartma şüphesi olmak üzere iki tane tutuklama nedeni öngördüğünden, şüpheli yada sanığın kaçacağına veya delilleri karartacağına dair şüpheyi destekleyen kuvvetli deliller bulunmalıdır.

B.1. Kaçma şüphesi
Şüphelinin veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran olguların bulunması bir tutuklama nedenidir. Kaçma; sanığın, kasten, adli makamların kendisini mahkemeye davetini veya diğer muhakeme işlemleri için lüzumlu olduğu biçimde hazır bulundurulmasını olanaksız kılması demektir15.
Kaçma şüphesinin varlığını hakim takdir ederken somut olayın özelliklerini göz önüne almalıdır. Kanun, somut olgular ölçekını madde metnine ekleyerek bunu bir zorunluluk haline getirmiştir. Kabahatu işledikten sonrasında saklanmak maksadı ile ikametgâhını değiştirmiş olan kimse kaçmış sayılmalıdır16. Sanığın, kolluk kuvvetlerinin suç mahalline ulaştığı sırada, kaçarken yakalanması kaçma şüphesinin varlığı için kafi sayılabilir. Sanığın yurt dışına çıkmak için pasaport başvurusu yapması, kaçma şüphesinin varlığına delalet edebilir. Hakim, bunun benzer biçimde somut olguları tutuklama kararında belirterek, kararını vermelidir.

B.2. Delilleri karartma şüphesi
suçluluğu hakkında güçlü şüphe bulunan kişi, delillerin karartılması şüphesi sebebi ile de tutuklanabilir. CMK’ ya gore, şüpheli veya sanığın davranışları;
1) Delilleri yok etme, gizleme veya değişiklik yapma,
2) tanık, mağdur yada başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,
şüphesi oluşturuyorsa delileri karartma şüphesinden söz edilir.
Delilerin yok edilmesi, değiştirilmesi ve gizlenmesi, suçun izlerini yok etmek anlamına gelir. Böylece, sanığın yahut şüphelinin, maddi gerçeğin ortaya çıkartılmasını engelleyebilecek davranışlarının önüne geçilmek istenmiştir. Beyanda bulanacak kişilere baskı yapılmak istenmesi delileri karartma nedeni ile tutuklanma nedeni olabilir. Bir ekip somut olgular ve bunların yol açacağı kuvvetli şüphenin bulunması tutuklamaya karar verilmesi için bir zorunluluktur. Sadece, maddi gerçeğin aydınlatılmış olması, tüm delillerin toplanmış olması veya tüm delillerin karartılmış olması durumlarında, delilleri karartma şüphesinden artık söz edilemeyecektir.
Delillerin karartılması şüphesinin bulunup bulunmadığı ancak somut olayın özellikleri ile, sanığın kişiliği, tutumları, yaşam koşulları dikkate alınarak tutuklamanın sebebi olmalıdır. Her suç için zan altındaki kişinin kesinlikle maddi gerçeği saklamak isteyeceği yolunda bir ön yargıdan yola çıkılarak tutuklamaya karar verilmesi anayasa ile güvence altına alınmış olan fert özgürlüğünü derinden zedeler.
Delillerin karartılması şüphesi ile tutuklamaya başvurulmasının, arama-elkoyma-şahit ve bilirkişileri erken dinleme gibi başka yollarla, sanığın delilleri etkilemesinin devletçe önüne geçilebileceği öne sürülen nedeni ile Alman doktrininde eleştirilmektedir.
B.3. Yasal karineler
Bazı kabahatlardan dolayı tutuklama kararı verilebilmesi için tutuklama sebeplerinin varlığı aranmaz. Bu suçların işlendiğine dair güçlü suç şüphesinin bulunması tutuklamaya karar verilebilmesi için yeterlidir. Hakkaten, yasa koyucu bahis konusu maddede "aşağıdaki kabahatların işlendiği hususunda güçlü şüphe sebeplerinin varlığı halinde tutuklama nedeni var sayılabilir" diyerek, kamu düzeni için ciddi tehlike yaratacak bir ekip kabahatlarda kaçma tehlikesi ya da delillerin karartılması şeklinde tutuklama nedenlerini adeta var kabul ederek, güçlü şüpheyi başlı başına bir tutuklama nedeni olarak öngörmüş gözükmektedir.
Bu noktada dikkatle üzerinde durulması gereken bir öteki husus da şudur ki, 5271 sayılı CMK, "katalog sistemi" ve "şablon suçlar" olarak nitelendirilen yapılanmayı seçerek, genel geçer bir karine belirlemektense bu tip kabahatları tek tek saymış ve "tutuklamayı istisnaileştirme" çabasını pekiştirmiştir. Katalog halinde sayılan bu kabahatlara bakıldığında, bu suçların cemiyet düzenini en çok tehdit eden kabahatlardan olması dikkat çekicidir. Centel, yasada tek tek karine olarak sayılan bu kabahatların işlenmesi durumunda, hakimin, tutuklama sebebinin var olup olmadığını araştırmadan, tutuklama kararı vermesinin hukuk devleti kavramı ile bağdaşmayacağını, zira tutuklamanın bir ön ceza olmadığını anlatmaktadır. Yurtcan’a gore de, yeni düzenlemede suçlar sayılarak tutuklama doğrultusu verilmesi, uygun bir çözüm değildir. Her ne kadar bu hükümde bir tutuklama karinesine yer verildiği söylenecek ise de, tutuklama konusundaki uygulama dikkate alındığında, bu suçların söz konusu olduğu vakalarda, adeta otomatikman tutuklama neticeları ortaya çıkacaktır.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (m.100/3) sayılmış olan suçlar şunlardır:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda yer edinen;
1. Soykırım ve insanlığa karşı kabahatlar (m. 76, 77, 78),
2. Kasden öldürme (m. 81, 82, 83),
3. (Ek: 6.12.2006 – 5560/17 m.) Silahla işlenmiş kasten yaralama (m. 86, fıkra 3, bent e) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (m. 87),
4. İşkence (m. 94,95),
5. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, m.102),
6. Çocukların cinsel istismarı (m.103),
7. (Ek: 6.12.2006 – 5560/17 m.) Hırsızlık (m. 141,142) ve yağma (m. 148,149),
8. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (m.188),
9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, m. 220),
10. Devletin Güvenliğine Karşı kabahatlar (m. 302, 303, 304, 307, 308),
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzeninin İşleyişine Karşı suçlar (m. 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
b) 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı yakıcı Silahlar ve Bıçaklar ile öteki Aletler Hakkında Yasa’da tanmlanan silah kaçakcılığı (m.12) kabahatları.
C) 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 22’nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet kabahatu.
D) (10.7.2003 tarihli ve (mülga) 4926 sayılı) 5607 sayılı Kaçakçılıkla mücadele Kanunu’nda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
E) 21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve doğa Varliklarını Koruma Yasası’nın 68 ve 74’üncü maddelerinde tanımlanan kabahatlar.
F) 31.8.1956 tarihindeki ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 110’uncu maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma kabahatları.

5560 sayılı yasayla, tutuklama nedeninin var olduğu karinesini gösteren suçlar arasına, TCK’da yer alan, silahla işlenmiş kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 86 üçüncü fıkra (e) bendi, 87) ile TCK’nın 141,142i148,149. Maddelerindeki hırsızlık ve yağma suçları da iştirak etmiştir. Bu ek, uygulamadan gelen eleştirileri dikkate alarak yapılmış bir değişikliktir.

B.4. Adli kontrol tedbirinin yetersiz kalması

5271 Sayılı CMK’nın 112. Maddesine göre: ‘Adli denetim hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir.’ Görüleceği üzere, yasa koyucu, tutuklamadan çok daha hafif bir koruma tedbiri olan adli denetim kurumunun yetersiz kalması halinde de tutuklamaya başvurulabileceğini ve bu durumun tedbirde orantılılık ilkesine ters düşmeyeceğini öngörmüşür.
3.2- Tutuklamanın Biçimsel Koşulları
a- Tutuklama Yasağının Bulunmaması
Yasakoyucu, bir tek adli para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı bir yıldan fazla olmayan kabahatlarda tutuklama yasağı öngörmüştür (CMK m. 100/4). Sıradan kabahatlardan dolayı özgürlüğü kısıtlayıcı, ağır bir tedbire başvurulamaz.
Onbeş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında, üst sınırı beş yılı aşmayan hapis cezasını gerektiren fiillerinden dolayı tutuklama kararı verilemez. (ÇKK m. 21)

b- Muhakeme Şartının Gerçekleşmesi
Tutuklama ceza muhakemesi gayesi ile yapıldığı için, muhakemenin yapılması bir şarta bağlıysa, tutuklama için, önce bu şartın gerçekleşmiş olması aranmalıdır. Şartın gerçekleşmemesi nedeni ile muhakeme yapılamayacaksa tutuklama tedbirine başvurmak da anlam ifade etmeyen ve haksız olur. Sadece, bazı olasılıklarda, konum şüpheli ise tutuklama söz mevzusu olabilir. Örneğin, takip edeni şikâyete bağlı olup, küçüklere veya beden veya akıl hastalığı veya diğer engel dolayısıyla kendini yönetemeyenlere karşı işlenen kabahatlarda, şikâyet aranmaksızın şüphelinin yakalanması mümkündür (CMK m. 90/3). Hal böyle olunca, şikâyetin söz konusu olup olmayacağı anlaşılıncaya kadar şüphelinin hakim önüne çıkarılıp tutuklanması durumu ortaya çıkabilir (CMK m. 91/6). Bu şekilde bir vakada, neticeta şikâyet edilmezse, muhakeme şartı gerçekleşmeden, tutuklamaya başvurulmuş anlamına gelir. Ek olarak, ağır cezalık suçüstü hallerinde, bir muhakeme şartı olan yasama dokunulmazlığının kaldırılması aranmaksızın tutuklamaya başvurulabilmektedir (AY m. 83/2).
Kunter-Yenisey’e gore, muhakeme şartı, kanunlarımızda sistemli bir halde ele alınmadığından -mesala yasama ve memurluk dokunulmazlıklarının kalkmasında olduğu gibi- yalnız bazı şartlar bakımından dağınık hükümler vardır. Ağır cezalık meşhut kabahatlarda bir kural dışı tanına gelmektedir.

C- Sanığa Güvence Belgesi Verilmemiş Olması
Mahkeme, gaip olan sanık hakkında duruşmaya gelmesi halinde tutuklanamayacağı konusunda bir güvence belgesi verebilir ve bu güvence koşullara da bağlanabilir (CMK m. 246). Mahkeme tarafınca kaçaklığına karar verilen sanığa da güvence belgesi verilebilir (CMK m. 248/7). Sanık, hapis cezası alır, kaçma hazırlığında bulunur yada güvence belgesinin bağlı olduğu koşullara uymazsa belgenin geçerliliği kalmaz (CMK m. 246/2).
Güvence belgesi verilen sanık duruşmaya geldiğinde, hakkında tutuklama kararı verilemez. Güvence belgesi suç sayılan hangi fiil için verilmiş ise yanlız o eylemden dolayı tutuklamaya engel olur.

D- Tutuklamanın Orantılı Olması
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun tutuklamayı düzenleyen 100. Maddesinde tutuklamanın “orantılı” olması gerektiği hususu açıkca belirtilmiştir. Sualşturma mevzusu fiilin önemi ve uygulanabilecek ceza veya güvenlik tedbiri dikkate alındığında tutuklama haksızlığa sebep olabilecekse, tutuklamaya karar verilemez. Bunun şeklinde, tutuklama yerine bir başka ceza muhakemesi önlemiyle amaca ulaşılabilecek ise tutuklamaya karar verilemez. Kanunda aranılan ölçülülük ilkesi bunu gerektirmektedir. Gene orantılılık ilkesi gereği, İlk olarak kişi üzerinde daha az hak kısıtlamasına niçin olacak tedbirlere başvurulmalı; tutuklama, önlem olarak başyaralanan son çare olmalıdır.

E- Hakim yada Mahkeme Kararı Bulunması
Tutuklama, fert özgürlüğüne yönelik olarak uygulanan en ağır önlem olduğundan bu kararın ancak hakim tarfından verilmiş olması gerekir. Bu husus fert özgürlüklerini korumak amacıyla anayasada ve kanunda öngörülümüş önemli bir teminattır.
Soruşturma evresinde, şüphelinin tutuklanmasına, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, sulh ceza hakimi tarafınca karar verilir. (CMK m. 101/1, 162). Gecikmede çekince varsa, sulh ceza hakiminin de re’sen tutuklama kararı vermesi mümkündür (CMK m. 163). Barış ceza hakimi tutuklama sonucunı sorgudan sonra verir. Hakim, yakalanarak, tutuklama talebiyle, önüne getirilmiş olan şüpheliyi once usul kanununda düzenlenmiş olduğu şekilde (CMK m. 147) sorguya çeker. Barış ceza hakimi, sorgu sonucunda tutuklama talebini yerinde görür ve yasada tutuklama için gereken şartlar da somut olayda mevcut ise tutuklamaya; aksi takdirde, tutuklama talebinin reddine ve şüphelinin derhal salıverilmesine karar verir17.
Ayrıca, tutuklama talebinin reddedildiği hallerde, red kararına karşı Cumhuriyet savcısının itiraz etmesi halinde, itiraz merciinin tutuklamaya karar verme yetkisi vardır (CMK m. 271/4). Centel’e bakılırsa, itiraz mercii o zaman sanığın yokluğunda tutuklama kararı verecektir18. İtirazı inceleyecek merci, yazılı cevap verebilmesi için itirazı, karşı tarafa bildirebilir. Merci, inceleme ve araştırma yapabileceği şeklinde; gerekli gördüğünde bunların yapılmasını da emredebilir (CMK m. 270). Yasa’da gösterilen istisnalar haricinde, itiraz konusunda duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, lüzumlu görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi yada vekil dinlenir (CMK m. 271).
Kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine yada re’sen mahkemece karar verilir (CMK m. 101/1). Sanığın sorgusu yapılmamışsa, sorgu üzerine tutuklama kararı verilebilir. Ancak, sorgusu yapıldıktan sonrasında sanığın bulunmuş olduğu bir oturumda tutuklanması talep edilmiş yada mahkeme re’sen tutuklamaya karar verecek ise, o zaman tutuklama sebebine ilişkin olarak sanığın savunması alınmalıdır. Bu durumda müdafi atama zorunluluğu vardır. Yasa’ya bakılırsa, yasal hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan sanığın bu nedenle uğrayacağı tüm maddi ve manevi zararları Devletten istemesi mümkündür (CMK m. 141/1-c).
4. TUTUKLAMA KARARI (MÜZEKKERESİ)
Sanık ya da şüphelinin tutuklanmasına sadece hakim tarafınca karar verilebilir. Sualşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hakimi tarafınca, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re’sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adli denetim uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiili nedenlere yer verilir (CMK m. 101/1). Tutuklama kararı, hakim tarafınca verilen tutuklama kararı (müzekkeresi) ile sadece yerine getirilir.
Tutuklama müzekkeresi, sanığın tutuklanması için, tutuklama kararı veren makamın, bulunmuş olduğu yere nazaran, sanığı tutuklayacak belli bir kolluk makamına verdiği yazılı emirdir19 20.
Tutuklama kararında, tutuklamanın hukuki ve fiili nedenleri kesinlikle belirtilmelidir. Kanun, kararda gösterilen nedenlerin ne olursa olsun gerekçelerine de yer verilmesini emretmektedir. Böylece uygulamada (iş yükünün de etkisiyle) “…kabahatun nitelik ve mahiyeti ile mevcut delil durumuna nazaran…” ibaresiyle, deyim yerindeyse artık ‘matbulaşan’ tutuklama istemlerinin önüne geçilmek istenmiştir.
Karar, şüpheli yada sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir (CMK m. 101/2). Kararda şüpheli yada sanığın bilinen açık kimliği, yüklenilen ve suç teşkil etmiş olduğu bildirilen eylem de ayrıca yer alacaktır. Bu hususları detaylı bir halde içermeyen bir tutuklama kararı şüphesiz hem kanun maddesinin ruhuna bununla birlikte paralelinde İhas madde 5’ e aykırılık teşkil edecektir. Tutuklama sebepleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazılı yada bunun hemen olanaklı bulunmadığı hallerde sözlü açıklanmayan kişilerin uğradıkları tüm maddi ve tinsel zararları Devletten isteme hakları vardır (CMK m. 141/1-g). (Örneğin, şüpheli veya sanığın yokluğunda tutuklama kararı verilmesi halinde bu vaziyet gerçekleşebilir. Çünkü, Yasa’da şüpheli veya sanığın yokluğunda tutuklama kararı verilmesi, yurt haricinde kaçak olma haliyle sınırlandırılmıştır.)
Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, hakim, eğer tutuklamanın koşulları oluşmuşsa tutuklama kararı verir. Tutuklama kararı verilmezse, şüpheli yada sanık derhal özgür bırakılır. Tutuklama istenildiğinde, şüpheli yada sanık, kendisinin seçeceği yada baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından yararlanır (CMK m. 101/3). Bu madde ile 100’üncü madde gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir. 101. Madde uyarmanca, “…tutuklamaya, tutuklamanın devamına yada bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda hukukî ve fiilî nedenler ile gerekçeleri gösterilir”. Bir başka anlatımla, tutuklama kararı ya da bu hususta sanık ya da şüphelinin özgürlüğünü kısıtlamaya geçindiren her tür karar, mahkemece gerekçelendirilmeli ve somut olayın özellikleri de dikkate alınarak tutuklama tedbirine başvurma yahut bu tedbiri devam ettirme nedenleri açıkça ortaya konulmalıdır. Bu kurala uyulmayarak sonucun baştan savma gerekçelendirilmesi hiç şüphesiz İözgü’ın 5. Maddesine de aykırı olacaktır21.
MALKOÇ/YÜKSEKTEPE’nin de belirttiği benzer biçimde, hakim bu gerekçelendirmeyi ne ‘suç niteliği ya da delil durumu’ benzer biçimde genel olgularla, ne de bir ‘mahkumiyet kararı verircesine’ detaylı yapmalıdır. Zira ikinci durumda da ihsas-ı rey meydana gelebilecek ve hakimin tarafsızlığı ilkesi zedelenebilecektir. Buna karşılık, eğer tutuklamaya ilişkin koşullar oluşmamışsa, hakim pek tabi ki tutuklama isteminin reddine karar verecektir22. Peki, hakim, istemi “ölçülülük” ilkesine aykırı görürse, bunun yerine adli kontrol tedbirine karar verebilecek midir? Esasen bu hususun uygulamada duraksama yaratacağına şüphe yoktur. Adli denetimü düzenleyen 109. Madde ihtarnca, “…100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, üst sınırı üç yıl yada daha azca hapis cezasını gerektiren bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir”. Görüldüğü üzere, kanun, açıkça, şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrole başvurulabileceğinden bahsetmektedir. Öyleyse, üst sınırı üç yıl veya daha azca olan kabahatlar bakımından tutuklama istemi sonucunda adli kontrol kararı verilebilecektir. Bu durumda bir diğer sorun da üst sınırı üç yıldan fazla olan suçlar açısından karşımıza çıkmaktadır. Söz gelimi, hakim, üst sınırı dört yıl olan bir suç için tutuklama tedbiri yerine adli denetim tedbirinin kafi olacağına kanaat getirirse (bir öteki anlatımla tutuklamayı “ölçüsüz” bulursa), kanunun açık hükmü karşısında adli kontrole karar veremeyecek, onun yerine şüpheliyi serbest bırakmak zorunda kalacaktır. Bunun tek istisnası ise, maddenin 4. Fıkrası ihtarnca “yurt dışına çıkma yasağı” ve “güvence” tedbirlerine ilişkindir. Zira, maddeye nazaran, bu tedbirler açısından ilk fıkradaki üç senelik süre sınırı dikkate alınmayacaktır. Dolayısıyla, hakim, yukarıdaki örnekte adli kontrole ilişkin olarak sadece bu iki tedbire başvurabilecektir. Ancak, bu anlayış “ölçülülük” ilkesi ve “tutuklamanın ihtiyariliği” ilkelerine açıkça ters düşmektedir. Nitekim, uygulamada bu şekilde bir durumda, hakimlerimizin şüpheliyi serbest bırakmaktansa tutuklama yoluna gideceği açıktır.
FEYZİOĞLU da benzer şekilde adli denetimün tutuklamaya tam bir alternatif oluşturabilmesi için üç yıllık üst sınırın kaldırılması gerektiğini vurgulamaktadır.
Kanunun, “…kararın içeriği şüpheli yada sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir…” ifadesi hukukumuza bir yenilik daha getirmiş, gıyabi tutuklama müessesesini kaldırmıştır. Buna bakılırsa, artık, tutuklama, tutuklamanın devamı ve tahliye isteminin reddi kararları verilirken kesinlikle şüpheli veya sanık da hazır bulunmak zorundadır; şüphelinin veya sanığın yokluğunda bahsi geçen kararlara hükmedilmesi olanağı ortadan kalkmıştır.
5. TUTUKLAMANIN İHTİYARİLİĞİ
Tutuklama koşulları anayasalarda ve yasalarda belirtildikten sonrasında, yargıca tutuklama kararı verme mecburiyeti yüklenirse, tutuklamanın mecburiliğinden söz edilir. Aksine tutuklama koşulları gerçekleşmiş olmasına rağmen, yine de son takdirin yargıca bırakıldığı durumlarda, tutuklamanın ihtiyari olduğu söylenir. Bugün için tutuklamanın istemli sayılması ve takdir yetkisinin yargıca verilmesi, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşan bir çözümdür. Türk Anayasası ve Ceza Yargılaması Yasası (CMK) bu alanda ihtiyarilik sistemini benimsemişlerdir. Gerek anayasada ve gerek yasada, tutuklama koşulları sayıldıktan sonrasında, kişilerin tutuklanabilecekleri belirtilmiş, yargıcın mutlaka tutuklama kararı vereceği açıklanmamıştır (Ay m. 19; CMK m.101). Her iki maddede yer alan “tutuklanabilir” ibaresi bunu göstermektedir23. Bu açıdan, Türk hukukunda, hakimin tutuklama kararı vermeye zorunlu olduğu hiçbir hal yoktur. Tersine, hakim tutuklama kararı verip vermemekte tamamen özgürdür. Kural sanığın tutuklanmamasıdır. İstisna ise kabahatluluğu hakkında kuvvetli suç şüphesi uyandıran olgular bulunan kişinin, kaçma şüphesi veya delilleri karartma tehlikesi var ise tutuklanabilmesidir.
6. “GIYABİ TUTUKLAMA”
1.6.2005 tarihindeki ve 5271 sayılı yeni CMK ile hukukumuzdan gıyabi tutuklama kurumu (şüpheli veya sanığın yokluğunda tutuklama kararı verilmesi), istisnalar dışında, kaldırılmıştır. Ancak, gıyabi tutuklama kaide olarak kaldırılmış gözükse de, kanunun 98. Maddesi ile getirilen “yakalama emri” kurumu adeta gıyabi tutuklamanın farklı bir türü görünümündedir. Yasa’da önce soruşturma, daha sonrasında tutuklama koruma tedbirine yer verilmiştir. Maddeye gore; sualşturma evresinde çağırıldığı halde gelmeyen, yakalandığı biçimde kolluk kuvvetlerinin elinden kaçan, bir başka deyişle “kaçak” olan şüpheli veya sanık hakkında yakalama emri düzenlenebilecektir. Böylelikle, yakalanan sanık, Cumhuriyet savcılığına getirilecek, buradan da sulh ceza hakimliğine gönderilerek tutuklanması istenecektir.
Bununla birlikte, CMK’nın 248/5. Maddesinde ifadesini kabul eden “…kaçak hakkında 100’ üncü ve sonraki maddeler gereğince, barış ceza hakimi yada mahkeme tarafından yokluğunda tutuklama kararı verilebilir...” hükmüyle gıyabi tutuklamaya istisnai de olsa izin verilmiştir. Sadece daha sonra 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5. Maddesi ile farklı bir anlayış benimsenerek, 248/5. Maddenin bir tek “yurt dışındaki kaçaklar için uygulama alanı bulacağı…” anlatılmıştir. Ezcümle, yabancı ülkede bulunan kaçaklar hakkında, barış ceza hakimi yada mahkeme tarafından yokluklarında tutuklama kararı verilebilir. Bu vaziyet, FEYZİOĞLU tarafınca eleştirilmiş ve bahis konusu değişikliğin, bir geçiş kanununda değil, aksine CMK’nın ilgili 248/5. Maddesine eklenmek suretiyle yapılması gerekliliği vurgulanmıştır.
Gıyabi tutuklamayı kaldıran yasakoyucu, CMK m. 271/4 hükmüyle bilinçsiz olarak şüpheli yada sanığın yokluğunda tutuklama kararı verilebilecek bir hal yaratmıştır. Şöyle ki, tutuklama talebinin reddedildiği şekilde, şüpheli salıverilecektir. Tutuklama talebinin reddine ilişkin karara itiraz üzerine merci, dosya üzerinden CMK m. 271/4’e göre ilk kez tutuklama kararı verebilecek veya CMK m. 98/1’e nazaran soruşturma emri düzenleyebilecektir24.
Hakkında tutuklama kararı verilmiş olan kişinin bulunmuş olduğu yeri bilmiş olduğu şekilde yetkili makamlara bildirmeme kabahattur (TCK m. 284). Bu suç sadece yukarıda belirtilen hallerde işlenebilir.
7. TUTUKLAMA’NIN SÜRESİ
Tutuklamada azami bir sure benimsenmemesi, sanığın masumluk karinesi gereğidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İhas), tutuklanan ferdin, makul bir sure içinde muhakeme edilme veya adli bir soruşturma esnasında özgür bırakılma hakkının bulunmuş olduğunu belirten m. 5/3 hükmünü, belli bir tutukluluk süresi bulunması gerektiği biçiminde yorumlamamakta, somut vakasın özelliklerini göz önüne almaktadır. Bu nedenle sözleşmeye taraf ülkelerin hukuk sistemlerinde tutuklama için sınırlandırıcı bir sure bulunması sözleşme açısından şart değildir25.
Anayasa’ya nazaran, tutuklanan kişinin makul sure içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında özgür bırakılmayı isteme hakları vardır (Ay m.19/7).
1 Nisan 2008 evveliyatına kadar, CMK m.250/1-c’de gösterilen kabahatlarla, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar açısından tutuklama süresi, eski CMUK’a nazaran belirlenecektir. Buna gore, soruşturma evresinde tutukluluk süresi maksimum altı aydır. Kamu davasının açılması halinde bu sure, sualşturma evresinde tutuklulukta geçen süreyle birlikte iki yılı geçemez. Sadece, yedi yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren kabahatlarda tutuklama sebebine, delillerin durumuna ve sanığın kişisel hallerine gore tutukluluk halinin devamına yada sona erdirilmesine yada uygun görülecek parasal güvence verilmesi koşuluyla, sanığın tahliyesine karar verilebilir (1412 sayılı CMUK m. 110)26
1 Nisan 2008 tarihinden sonra, ağır cezalık kabahatlarda tutukluluk süresi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine nazaran belirlenecektir. Buna göre, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi maksimum iki yıldır. Bu süre, mecburi hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez (CMK m. 102/2). Bu madde ile, ağır cezalık kabahatlarda tutuklama, uzatmalarla beraber an fazla beş yıl olabilecektir.
Sadece, yasakoyucu ağır cezalık kabahatlar içinde tutuklama süreleri bakımından fark yaratmıştır. 1 Nisan 2008 tarihinden sonrasında, ağır ceza mahkemelerinde yargılanan bazı kabahatlar için daha uzun tutuklama süreleri geçerli olacaktır. Şöyle ki, CMK m. 250/1-c’de gösterilen suçlarda tutuklama süreleri diğer ağır cezalık suçlar için öngörülen sürenin iki katı olarak uygulanacaktır (CMK m. 252/2). Doğrusu, 1 Nisan 2008 tarihinden sonrasında, CMK m. 250/1-c’de sayılan (özel) ağır cezalık kabahatlarda tutuklama süresi maksimum dört yıldır. Bu sure, zorunlu hallerde, öne sürülen sebebi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam altı yılı geçemez. Bu kabahatlarda toplam tutukluluk süresi maksimum on yıl olabilecektir (CMK m. 252/2).
CMK m. 250/1-c’de sayılan kabahatlardan olmayan ve ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmeyen kabahatlar, başka bir anlatımla, barış cezalık ve asliye cezalık kabahatlarda tutukluluk süresi ise – hem 1 Nisan 2008 evveliyatına kadar bununla beraber bu tarihten sonra- 5271 sayılı CMK hükümlerine göre belirlenecektir (CMK m. 102). Bu yasada, tutuklulukta geçecek süreler kabahatun ağırlığına gore farklı belirlenmiştir. Sadece, 6.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Yasa bu konuda da değişim yapmıştır. Buna bakılırsa, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi maksimum 1 yıldır (önceki hali 6 ay idi). Lakin bu süre, zorunlu hallerde öne sürülen sebebi gösterilerek altı ay daha uzatılabilir (önceki halde dört ay daha uzatılabiliyordu). (CMK m. 102 /1).
Uzatma kararları, Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanık ile müdafiin görüşleri alındıktan sonrasında verilir (CMK m. 102/3). Yasa’da bu sujelerin dinlenmesinden söz edilmediği için uzatma kararları, duruşmasız olarak dosya üzerinden verilebilir. Yasa’ya gore duruşma dışındaki kararlar yazılı ve sözlü görüş alınarak verilebilir (CMK m. 33).
8. TUTUKLAMAYA İLİŞKİN KARARLARA KARŞI KANUN YOLU
birey özgürlüğünü kaldırmaya yönelik çok ağır bir önlem olması sebebiyle tutuklamaya karşı kanun yoluna başvurulabilir (Ay m. 19/8). Tutuklama kararına CMK m. 101/5), tutukluluğun devamına, tutukluluğun kaldırılmasına yada tutuklama yerine adli kontrol uygulanmasına ilişkin kararlara karşı itiraz edilebilir (CMK m. 105, 104/2).
Cumhuriyet savcısı, şüpheliyi sorguya göndererek barış ceza hakiminden tutuklama istemesi halinde barış ceza hakiminin vereceği kararlara itiraz edilebilir. Tutuklama talebi karşısında sulh ceza hakimi, ya talebi Kabul ederek tutuklamaya yahut serbest bırakmaya şu demek oluyor ki tutuklama talebinin reddine karar verecektir. Barış ceza hakiminin tutuklama talebinin reddine ilişkin kararına itiraz üzerine, merciin tutuklama kararı vermesi mümkündür. İtiraz üzerine merciin verdiği tutuklama kararlarına da itiraz kanun yolu açıktır (CMK m. 271/4).
İtiraz, ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren yedi gün içinde yapılır. Kararı veren mercie itirazı gösteren bir arzuçe verilir veya tutunağa geçirilmek üzere zabıt katibine beyanda bulunulur. Sonucuna itiraz edilen hakim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse sonucunı düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir (CMK m. 268).
Yasa’da gösterilen bu süreler içinde yargı verilmemesi, bundan kaynaklanan tüm maddi ve manevi zararların Devletten istenmesi hakkını doğurur (CMK m. 141/1-d).
9. SONUÇ
‘Tutuklama’, ceza muhakemesi içinde, mahiyeti ve sonuçları bakımından, uygulanan en ağır koruma tedbiridir. Topluluğun huzuru ve güvenliği açısından mecburi olduğu ölçüde dikkkatle başvurulması gerekmektedir. CMK, insan haklarına uygun olmayan uygulamalara karşı bir tepki olarak tüm usuli işlemleri ayrıntılı düzenlemiş ve koruma tedbirleri bakımından da bir çeşitliliğe gitmiştir. Hakimlerin tutuklama tedbirine başvururken daha temkinli davranmalarını gerektirecek şekilde getirilen düzenlemeler her ne kadar pozitif olsa da, ülkemizde vatandaşların yerleşim yerlerinin tam ve doğru olarak bilinememesi, yurt dışına çıkışların tamamen denetim altında olmaması, hakimlerin tutuklu bulunan şüpheli veya sanıkların tutuksuz yargılanmalarına karar vermelerini, yargılamanın geleceği açısından tehlikeli gördüklerinden, engellemektedir. Şüphesizdir ki ‘tutuklama’, uygulanmasında özen gösterilmesi ihtiyaç duyulan bir tedbirdir. Ancak varolan olumsuzluklar hakimleri bu tedbiri uygulamaya zorlamaktadır.
Son olarak, bir düzenleme ne kadar iyi ve tutarlı olursa olsun; ceza muhakemesinin, hatta hukuk düzeninin temel amacının “insana ve insanın çıkarına hizmet” olduğu unutulmamalıdır.


Av. M. Benan ŞENBAYRAM

"Tutuklamanın Koşulları" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Benan Şenbayram'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
10.01.2017 13:00
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
Yeni Yorum Gönder 


Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi

İletişim | Adalet ve Hukuk Forumu | Yukarı Git | İçeriğe Git | Arşiv | RSS Beslemesi