Yeni Yorum Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Soybağının Reddi
Yazar Konu
mavigece Çevrimdışı
Yeni Üye
*
Üye Grubu

Yorum Sayısı: 47
Üyelik Tarihi: 09.01.2017
Yorum: #1
Soybağının Reddi
Soybağının reddi, mevzu itibariyle, çocuk ile ana ve babası arasındaki hısımlık ilişkisinin ortadan kaldırılmak istenmesini irdelediği için aile ve dolayısıyla cemiyet üzerinde önemli etkilere haizdir. “Soybağının reddi” teriminı ödev mevzusu olarak seçmemdeki en büyük müessir, onun, hem aile içinde doğrusu ana, baba ve çocuklar açısından yarattığı sonuçlar bununla beraber aile dışındaki kişiler, özellikle mirasçılar bakımından taşıdığı önemden ileri gelmektedir.

Soybağı (nesep) kavramı, taşıdığı önem itibariyle eski çağdaş Kanun döneminde çok tartışılmış ve kaynak kanun olan İsviçre uygar Kanunu’ndan meydana getirilen yanlış tercümeler eleştiri konusu olmuştur. Aynı şekilde yeni Türk çağdaş Kanunu, soybağı mevzusuna ilişkin problemlerın tam olarak çözüme kavuşturulmasını sağlayabilmiş değildir. Soybağı teriminin, özellikle soybağının reddinin tartışmaya mevzu olan yönleri, beni, bu ödevi almam için etkileyen sebeplerden bir tanesidir.

Çocuk ile ebeveyni arasındaki hısımlık ilişkisi, aile hukukunun en önemli ve en kırılgan konularından birini oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu ilişkinin ortadan kaldırılmasının sebep ve sonuçlarıyla en ince detaysına kadar düşünülmesi gerekir. Ailenin birliği ve korunmasına çok büyük etki edecek olan nesebin reddi konusunu, bir ödev halinde incelememin bana önemli ölçüde katkı sağlayacağı düşüncesindeyim.

Medeni Kanunumuzun 286. Ve 291. Maddeleri arasında düzenlenmiş olan “Soybağının Reddi” aşağıda beş bölüm halinde incelenecektir. Birinci ve ikinci bölümlerde, soybağının reddi teriminin neyi ifade ettiği ve hangi durumlarda soybağının reddedilebileceği mevzusu ile bilimsel yöntemlerin soybağının reddi üzerindeki işlevinden bahsedilecektir. Üçüncü bölümde, davacılar, davalılar, yetkili ve görevli mahkemeler ile hak düşürücü süreler açısından soybağının reddi davası incelenecektir. Dördüncü bölümde soybağının reddedilmesiyle beraber meydana gelen değişiklikler üzerinde durulacaktır. Beşinci ve son bölümde ise günümüzde tıp biliminin ilerlemesiyle beraber ortaya çıkan yapay döllenme ve tüp bebek şekillerinin, soybağının reddi konusuna olan etkileri, yani açıklanmaya çalışılacaktır.


SOYBAĞININ REDDİ

I- SOYBAĞININ REDDİ KAVRAMI

Soybağının reddi, yenilik doğurucu bir dava olan soybağının reddi davası açılmak suretiyle adi bir karine niteliği taşıyan babalık karinesinin çürütülmesini ve bu sayede çocuk ile baba arasındaki soybağının ortadan kaldırılmasını ifade eder. “Evlilik devam ederken yada evliliğinin sona ermesinden itibaren üç yüz gün içinde dünyaya gelen çocuğun babası kocadır.” şeklindeki babalık karinesi ile buna dayanan soybağının, uygar Kanun’un 286 ve devamı maddelerine nazaran reddedilmesi mümkündür. Eski çağdaş Kanun döneminde “nesebin reddi” olarak adlandırılan soybağının reddine yer verilmesi, kocanın menfaatlerini koruma düşüncesinin sonucudur.

Kanunkoyucu, soybağının reddine yer vermek suretiyle soybağında istikrarı sağlamak ve çocuğun çıkarlarını güvence altına almak için benimsemiş olduğu bir karinenin soya sopa bağlılık uğruna yıkılmasını göze almaktadır. Doğrusu “ genetik (biyolojik) kökene bağlılık ilkesi”, çocuğu ve istikrarı koruma kaygılarından daha ağır basmıştır.

II- SOYBAĞININ REDDİ HALLERİ

Babalık karinesinin çürütülmesini elde eden soybağının reddi davasının sebepleri çağdaş Kanunumuzda çocuğun “evlilik içinde ana rahmine düşmesi” ile “evlenmeden önce yada ayrı yaşfakat esnasında ana rahmine düşmesi” şeklinde ikiye ayrılarak düzenlenmiştir.

A) ÇOCUĞUN EVLİLİK İÇİNDE ANA RAHMİNE DÜŞMÜŞ OLMASI HALİ

çağdaş Kanun’un 287. Maddesine göre, “çocuk evlilik içinde ana rahmine düşmüşse davacı, kocanın baba olmadığını kanıtlama etmek zorundadır.”

Evlilik içinde ana rahmine düşmenin ne anlama geldiği, gene aynı maddenin ikinci fıkrasında şu şekilde belirtilmiştir: “Evlenmeden başlayarak en az yüz seksen gün geçtikten sonra ve evliliğin sona ermesinden başlayarak en fazlaca üç yüz gün içinde dünyaya gelen çocuk, evlilik içinde ana rahmine düşmüş sayılır.” Maddede geçen yüz seksen günlük süre averaj tıp verilerinden ve yaşam deneyimlerinden yola çıkarak, çocuğun ana rahminde kalabileceği asgari süreyi, üç yüz günlük süre ise gebeliğin devam edebileceği azami süreyi ifade eder.

Çocuk, eğer evlenme sözleşmesinden sonrasında doğrusu evlilik süresi içinde ana rahmine düşmüşse, eşler arasındaki sadakat yükümlülüğü gereğince, kocanın baba olma ihtimalinin daha kuvvetli olduğu kabul edilir. Böyle durumlarda babalık karinesi, daha güçlü ve reddedilmesi daha zor bir hal alır.

Soybağının reddi davasında davacı, kocanın baba olmasından kuşku duyulmasına sebep olacak olguları belirtmekle yetinemez. Babalık karinesinin ortadan kaldırılması için ya cinsel ilişkinin olmadığının veya çocuğun cinsel ilişkiden olamayacağının kanıtlanması gerekir

1.Cinsel İlişkinin İmkansız bulunduğunun İspatı (Maddi İmkansızlık Def’i)

Davacı, eski uygar Kanun döneminde “ihtibal müddeti” olarak adlandırılan kritik dönemde, kocanın karısıyla cinsel ilişkide bulunmuş olmasının mümkün olmadığını kanıtlamalıdır. Kritik dehemmiyet (döllenme dönemi), 121 gün olarak kabul edilir. Bu süre, çocuğun doğumundan önceki azami on aylık (300 gmeşhurk) süre ile asgari altı aylık (180 gmeşhurk) süre içinde kalan yüz yirmi güne , doğum gününün eklenmesi şeklinde hesaplanır. Sadece tıp biliminin gelişmesi sonucu günümüzde döllenme süresi, annenin tane dönemleri ile çocuğun bedensel gelişimine de bağlı olarak 10-12 güne kadar inebilmektedir. Böyle bir durumda davacı, bu 10–12 gmeşhurk vakit dilimi içinde maddi imkânsızlığı ispat etmekle yetinecektir. Tıptaki bu ilerleme, davacının ispat yükünü eskiye oranla kolaylaştırmıştır.

Cinsel ilişkinin olanaksızlığı çeşitli nedenlerle meydana gelebilir. Bu nedenler dış etkenlere yada karı koca arasındaki iç etkenlere katlanabilir. Doktrinde dış etkenlere örnek olarak, çocuğun ana rahmine düştüğü dönemde kocanın uzun devam eden bir seyahate çıkmış olması, tedavi olmak amacıyla bir sağlık kurumunda bulunması, özgürlüğü bağlayıcı bir suç işleyerek cezaevinde tutuklu kalması yada esir kampında olması benzer biçimde olgular gösterilmektedir. Eşlerden meydana gelen fiziki yahut psikolojik sebepler, örneğin ananın kritik gebe kalma döneminde eşlerden birinin felçli olması, hareket etme yeteneğinden yoksun olması, aralarında cinsel ilişki kurulmasına imkan tanımayacak ölçüde düşmanlık veya yabancılaşmanın bulunması ise iç nedenlere örnek olarak gösterilebilir. örneğin koca tehlikeli sonuç dönemde iktidarsız olduğunu veya iktidarsız olmayıp hareket kabiliyetinden mahrum bulunduğunu iddia ve kanıtlama etmek suretiyle çocuk ile aralarındaki soybağını geçersiz kılabilir. “Babalık karinesi, aksi kanıtlanmadan hiçbir surette geçersiz kılınamaz.” şeklindeki Yargıtay sonucunda da belirtildiği üzere redde ilişkin vakalar ne olursa olsun ispatlanmalıdır.

2.Çocuğun Kocanın Cinsel İlişkisinden Olmadığının İspatı
(İlliyet bağının Yokluğu)

Davacı, kocanın çocuğunun anası ile cinsel ilişkide bulunmuş olduğunu kabul etmekle birlikte, çocuğun bu ilişkiden olamayacağını iddia ediyorsa, öteki bir değişle ana ve kocanın cinsel ilişkisi ile ananın gebeliği yada çocuğun doğumu arasında illiyet (nedensellik) bağlarının bulunmadığını öne sürüyorsa, bu iddiasını kanıtlama etmekle yükümlüdür. Buradaki ispat ancak hekim raporu ile sağlanabilir. Fakat bazı durumlarda çocuğun bedensel özelliklerine göre de kanıt mümkün olabilir. Doktrinde, kadının koca ile olan cinsel münasebetinden önce zaten hamile kalmış olması, illiyet bağlarının yokluğuna örnek olarak gösterilmektedir. Aynı şekilde kocanın çocuk yapma yeteneğinin bulunmadığını yani kısır (akim) bulunduğunu kanıtlayarak da, davacının, illiyet bağlarını reddedebileceği kabul edilmektedir. Ancak VELİDEDEOĞLU’na gore “böyle bir iddiaya dayanarak evlenmeden yüz seksen gün sonrasında dünyaya gelen çocuğun nesebini (soybağını ) reddetmek isteyen bir adamın talebini kabul edebilmek için, onun ne zamandan beri akim olduğunu kat’ i surette saptamak lazımdır. O kimse evliliğin ilk günlerinde akim bulunmuş olduğunu ispat edemezse davası mesmu olmaz. ( Mahkemece esasa girmek için kafi görülmez. ) Zira ilk başlarda sıhhi durumu çocuk yapmaya pekala elverişli olması durumunda akamet ( kısırlık ) haline sonradan uğramış bulunabilir.”

Çocuk açık şekilde başka ırklara ait özellikler taşıyorsa (Moğol, zenci şeklinde) bu şekilde bir delille de mahkemeye başvurulabilir. Fakat hukukumuz, “coitus interruptus” yani çocuğun başka bir adama benzediğine dair iddiaları dikkate almamaktadır. Ek olarak, çocuğun kocadan olma ihtimalinin bulunmadığını kanıtlama edemediği sürece, davacının, karının gebelik süresi içinde bir veya birden fazla erkekle cinsel ilişkide bulunduğunu kanıtlaması ve hatta, karının, kocasından başka erkekle cinsel ilişkide bulunduğunu ikrar etmesi bile babalık karinesinin çürütülmesi için yeterli değildir. Aynı şekilde kocanın döllenmeyi önleyici ilaç ve buna benzer yöntemlere başvurduğunu söylemesi de illiyet bağlarının yokluğunu kanıtlamaya yetmez; çünkü bu tür yöntemler hem kati sonuç vermemekte bununla beraber doğru şekilde kullanılıp kullanılmadıkları üçüncü kişiler tarafından bilinememektedir.

B) ÇOCUĞUN EVLİLİKTEN ÖNCE yada AYRI YAŞfakat SIRASINDA
ANA RAHMİNE DÜŞMÜŞ OLMASI HALİ

4721 sayılı yeni Türk uygar Kanunu, 288. Maddeyle, babalık karinesinin sertliğini iki şekilde gidermeye çalışmıştır. Maddenin birinci fıkrası şöyle bir düzenleme getirmektedir: “Çocuk, evlenmeden önce veya ayrı yaşama sırasında ana rahmine düşmüşse davacının başka bir kanıt getirmesi gerekmez. Bu şekilde bir hükme yer verilmesinin nedeni, çocuğun eşlerin evlilik içindeki cinsel ilişkilerinin ürünü olduğu esasına dayandırılmasıdır. Çocuk ister eşlerin nikah sözleşmesinden önce isterse eşlerin ayrılık süresi içinde doğmuş olsun davacı koca, yalnızca soybağının reddi davası açmak suretiyle, “Bu çocuk benden değildir” demekle yetinecektir. Bunun haricinde bir olguyu ispatlaması davacıdan beklenmez. Evlenmeden önce veya ayrılık sırasında ana rahmine düşme durumlarını iki ayrı kalemde incelemek mümkündür.


1. Çocuğun Evlilikten Önce Ana Rahmine Düşmüş Olması

Evliliğin kurulmasından itibaren yüz seksen gün geçmeden önce dünyaya gelen çocuk, evlenmeden önce ana rahmine düşmüş kabul edilir. Çocuğun bu yüz seksen gmeşhurk (altı aylık) süre tamamlanmadan doğması durumunda davacı, yalnızca sürenin henüz geçmemiş olduğunu kanıtlama edecektir. Böylelikle koca lehine babalık karinesi çürütülmüş olacaktır.(MK m. 285) Altı aylık sürenin hesaplanmasında BK. M. 76 kıyasen uygulanır ve evlenmenin gerçekleştiği gün hesaba katılmaz.

2. Çocuğun Ayrı Yaşfakat sırasında Ana Rahmine Düşmüş Olması

743 sayılı eski Türk uygar Kanunu’nda çocuğun ana rahmine düşmesi durumuyla ilişkili olarak “hanımın hamile kaldığı dönemde kocasından ayrılığına hükmedilmiş olması…” şeklinde bir ifade bulunmaktaydı (Eski MK m. 244/I) Doktrinde de bir mahkeme sonucuna dayanmayan ayrılıklarda şu demek oluyor ki karı kocanın fiili ayrılığı durumunda çocuğun evlilik içinde ana rahmine düştüğü kabul ediliyordu. Bu durumda kocanın babalık karinesi geçerliliğini kaybetmeksizin devam ediyordu. Fakat yeni Türk medeni Kanunu, ayrı hayata devam etmenin hakim hükmüne dayanması gerektiği yolundaki görüşü değiştirmiştir. şu demek oluyor ki herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın eşlerin fiilen birbirlerinden ayrı yaşıyor olmaları yada boşanma davası devam ederken yahut evlilik birliğinin korunması amacıyla eşlerin bir arada bulunmamaları da ayrı yaşfakat kapsamına alınmıştır. (MK m. 288/I)

Eşlerin mahkeme kararı ile veya kendi istekleriyle ayrı yaşamaları durumunda ana rahmine düşen çocuk için uygulanacak yöntem, çocuğun evlenmeden önce ana rahmine düşmesi durumunda uygulanacak yöntemle aynıdır. Koca yada öteki davacılar, yalnızca ayrılık süresini ve çocuğun ana rahmine düşme anını ispat edecektir,diğer olguları davalının kanıtlama etmesi gerekir. şu demek oluyor ki bu durumda ispat yükü ters çevrilir ve ana aleyhine çürütülebilir bir karine kaynaklanır.



Babalık Karinesinin tekrar Kurulması:

uygar Kanunumuz, soybağının reddini kolaylaştırdığı hallerde,“ hamile kaldığı dönemde kocanın karısı ile cinsel ilişkide bulunduğu konusunda inandırıcı kanıtlar var ise” davalının bu kanıtları ortaya koyması durumunda babalık karinesinin devam edeceğini belirtmektedir. (MK m. 288/II) Önceki uygar Kanun, cinsel ilişki olması şartını aramamış, kadının hamile kaldığı dönemde kocasıyla “ikametinin tahakkuku” (beraber oturması) şeklinde bir ifade kullanmayı uygun görmüştü. (Eski MK m.244/II) Fakat bazı yazarlar bu ifadenin, kaynak İsviçre uygar Kanunu’ndan yanlış çeviri edildiği yolunda ortak kanıya sahipti.

Yeni uygar Kanun, tartışmaya yer vermeyecek şekilde “cinsel ilişki” ifadesini kullanmıştır. Buna bakılırsa kadının gebe kaldığı dönemde kocasıyla birlikte oturduğunun ispatlanması yetmez; ek olarak cinsel ilişki de kanıtlanmalıdır. Sadece maddenin kaleme alınış biçiminden de anlaşıldığı gibi davalının inandırıcı deliller göstermesi yeterlidir. şu demek oluyor ki olası gebelik dönemi içinde cinsel ilişkinin var olduğunun ispatlanması için yüzde yüz matematiksel bir kesinlik aranmamaktadır. Davalı tarafından gösterilen deliller sonucunda, babalık karinesinin yeniden kurulması söz mevzusu olur; bu kere davacı, soy- bağlarının reddini, tek bir yolla, çocuğun kocadan olmadığını ispat ederek sağlayabilir.

C) KAN MUAYENESİ VE DİĞER BİLİMSEL YÖNTEMLERDEN YARARLANMA

Biyolojik babanın saptanması için başvurulan bilimsel inceleme ve tahlil metotlarının başında kan muayenesi gelmektedir. Günümüzde kan incelemesi; klasik kan grupları yöntemi, MN faktörleri yöntemi ve Rhesus yöntemi olmak üzere başlıca üç ayrı gruba ayrılmaktadır. Kan incelemesi şekillerinden birinin veya birkaçının beraber kullanılmasıyla, bir erkeğin gerçek baba olup olmadığı kesine yakın bir ihtimalle bulunabilmektedir. Kan tahlili metotlarının yanında antropobiyolojik ve kalıtımsal muayene yöntemleriyle de ana, baba ve çocuğun kafatası, kemik ve cilt yapılarının karşılaştırılması suretiyle hukuki babanın biyolojik baba bulunduğunu (olumlu kanıt) yahut olmadığını (negatif kanıt) ortaya çıkarmak mümkündür.

Bilimsel ve teknolojik ilerlemeler sonucu son yıllarda geliştirilen “DNA Fingerabdruck” (genetik parmak izi) yöntemi, gerçek babanın, öteki metotlardan çok daha güvenli şekilde saptanmasını sağlayabilmektedir. Tükürük, sperm, kan, hatta tek bir kıl örneği üzerinde dahi uygulanabilen DNA incelemeleri yöntemi, moleküler yapılardan yola çıkarak genetik soyun kolaylıkla saptanmasını sağlar. Bu nedenle günümüzde çoğunlukla rağbet edilen yöntemdir. Yargıtay da Adli Tıp Kurumları’nca DNA testleri yapılması görüşündedir.

Kan muayenesi ve diğer bilimsel yöntemlerin gerçeğin saptanması açısından kaçınılmaz olması ve incelemeye tabi tutulacak kişilerin sağlıkları yönünden hiçbir sakınca taşımaması gerekir. Örneğin kocanın aşırı kıskançlığı ya da şüpheciliği yüzünden mahkemenin bilimsel incelemeye karar vermesi düşünülemeyeceği gibi kamu yararı ve özel menfaatlerin çatışmamasına da dikkat edilmesi gerekir.

III- SOYBAĞININ REDDİ DAVASI

Babalık karinesinin çürütülebilmesi için mutlak surette dava açmak gerekir. İşte açılacak olan bu davaya “Soybağının Reddi Davası” adı verilir. Dava açılmaksızın ve mahkeme kararı olmaksızın soybağının ortadan kaldırılması mümkün değildir. Bu yüzden koca, tek taraflı bir irade açıklamasıyla yada karısıyla yapacağı bir sözleşme ile veya da noter vasıtasıyla göndereceği bir ihtarname ile çocuk ile arasındaki soybağını ortadan kaldıramaz.

Soybağının reddi davası, yalnızca babalık karinesinden faydalanan çocukların soy- bağlarını reddetmek için başvurulabilecek bir yoldur. Dolayısıyla evlilik sona erdikten üç yüz gün sonra doğmuş veya evlilik dışı olmakla beraber her nede olsa kocanın nüfus kütüğüne kaydedilen çocuk ile koca arasındaki soybağını reddetmek için açılacak olan dava soy- bağının reddi davası değil, “nüfus kaydının düzeltilmesi davası”dır. Kayıt düzeltme davasında, soybağının reddi davasının farklı olarak, kişi sınırlaması yoktur ve bu dava herhangi bir süreye de doğal olarak değildir.

A) DAVACI

Soybağının reddi davası açma hakkı kocaya, bizzat çocuğa, diğer ilgililere ve baba bulunduğunu iddia eden kişiye tanınmıştır.

1. Koca

Soybağının reddi davasında aslolan davacı kocadır. Soybağının reddi davası açma hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olması sebebiyle koca tarafınca bizzat kullanılmalıdır. Koca ayırt etme gücüne haiz fakat kısıtlı şu demek oluyor ki sınırlı ehliyetsiz olsa bile tek başına, yasal temsilcisinin iznine gerek olmaksızın dava açma hakkına haizdir. Kocanın tam ehliyetsiz kısaca ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun olduğu durumlarda ise ne kendisi ne de yasal temsilcisi dava açamaz. Yasal temsilcilere soybağının reddi davası açma hakkı verilmemekle birlikte, koca bir avukata vekalet vererek davanın açılıp sürdürülmesini sağlayabilir; bu durumda vekaletnamede soybağının reddi konusunda özel bir yetki aranır.

Koca adına, oluşturulan soybağının reddi davasını sürdürme hakkı, yasal temsilciye bir tek durumda geçer, o da dava açıldıktan sonrasında kocanın ayırt etme gücünü kaybetmesi durumudur. Bunun dışında koca, eğer çocuk ölmüşse davanın konusu kalmadığı için dava açamaz. Kocanın dava hakkından feragat etmesi de aslabir şekilde söz konusu değildir. Ek olarak koca, soybağını reddetme hakkını dilerse kullanır, bu mevzuda zorlanamaz; kendi isteği ile dava açması ise, süresi içinde dava açmakla birlikte, evlilik birliğinin devamı veya sona ermesi ile de bağlı değildir.




2. Çocuk

Yeni Türk çağdaş Kanunu, süre haricinde herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın, çocuğun da kocadan bağımsız dava hakkına haiz bulunduğunu kabul etmiştir. Şayet çocuk ergin değilse, çocuk adına soybağının reddi davası ona atanacak bir kayyım tarafınca açılır. Buna rağmen, çocuk ergin olmuşsa ve kısıtlı da değilse, kendi başına, soybağını reddetmek için dava açabilir.(MK m.286/II)

3. öteki İlgililer

Önceki uygar Kanun, kocanın ölmesi, ayırt etme gücünü kaybetmesi, çocuğun dünyaya geldiğundan haberdar olamaması veya bulunmuş olduğu yerin bilinmemesi benzer biçimde durumlarda çocukla beraber mirasçı olanlara veya çocuk sebebiyle mirasın haricinde kalanlara nesebin reddi davası açma hakkı tarifıştı.(Eski MK. M. 245) Yeni Türk çağdaş Kanunu, bu konuda önceki çağdaş Kanun’dan çok farklı bir düzenleme getirmiştir. Buna nazaran kocanın süresi içinde dava açması olanaksız hale gelirse onun “altsoyu, anası, babası ve baba bulunduğunu iddia eden fert” soybağının reddi davası açabilecektir. Bu hükümle birlikte dava açabilecek kişilerin çevresi daraltılmıştır.(MK. M. 291/I)

Kocanın altsoyunun, anasının , babasının veya baba olduğunu iddia eden ferdin dava hakkı birbirinden bağımsızdır. Bunlar içinde ihtiyari dava arkadaşlığı bulunur. Yani bu kişilerden biri veya birkaçı dava açmış ve nesep reddedilmişse, bu hükümden diğerleri de yararlanır. Sadece davanın kaybedilmesi durumunda verilen mahkeme hükmü, dava açmamış olan öteki ilgilileri etkilemez, yani bu kişiler isterlerse yeni bir dava açabilirler. Bununla beraber MK. M. 291/III’e nazaran öteki ilgililerin açacağı soybağının reddi davasında kocaya ilişkin hükümler kıyas kanalıyla uygulanır.

öteki ilgililerin dava hakkıyla ilgili olarak belirtilmesi gereken en önemli hususlardan bir tanesi de, bu kişilerin dava hakkının ikincil (tali) bir kalite taşımasıdır. Kocanın altsoyu, anası , babası ve baba bulunduğunu iddia eden fert yalnızca dava açma süresinin geçmesinden önce kocanın ölmesi, gaipliğine karar verilmesi yada temyiz kudretini devamlı olarak yitirmesi halinde dava açabilirler. Koca henüz hayattayken, nerede olduğu biliniyorken ve ayırtım gücünü haizken, dava açma süresi geçmese dahi ilgililer dava açamazlar. (MK. M. 291) Bununla beraber kocanın dava açma süresi geçtikten sonra dava hakkını yitirmesi (örneğin ölmesi) durumunda da ilgililerin dava hakkı kendiliğinden ortadan kalkar.

B) DAVALI

1. Ana ve Çocuk

Koca, istisnai hallerde kocanın altsoyu, anası ve babası soybağının reddi davasını ana ve çocuğa karşı açarlar. (MK m. 286/I) kısaca dava yalnızca anaya veya yalnızca çocuğa karşı açılamaz ; ana ve çocuk içinde mecburi dava arkadaşlığı vardır.
Nesebin reddi davası, ana veya çocuktan biri ölmüşse, sağ kalana karşı; şayet her ikisi de ölmüşse mirasçılarına karşı açılmalıdır. Fakat her ikisinin ölmesi durumunda dava hakkı, sadece davacının nesebin reddinde menfaati bulunduğu durumlarda söz mevzusu olur.

2. Ana ve Koca

Çocuk tarafından açılacak olan soybağının reddi davasında davalı, ana ve kocadır (MK, m. 286/II). Aynı şekilde çocuğa atanacak kayyımın açacağı dava da davalının ana ve koca olduğu kabul edilir. Bu durumda da ana ve koca arasında zorunlu bir dava arkadaşlığı meydana gelir; bundan dolayı bunlardan yalnız birine oluşturulan dava reddedilir. Doktrinde bir kısım yazarlar, baba olduğunu iddia eden kişinin açacağı davanın ana, koca ve çocuğun üçüne birden yöneltilmesi gerektiği konusunda görüş bildirirler. Bu yazarlara bakılırsa, kocanın ölmesi halinde baba bulunduğunu iddia eden kişi, davayı, ana, çocuk ve kocanın mirasçılarına karşı açmalıdır.





C) YETKİLİ VE GÖREVLİ MAHKEME

Eski uygar Kanun döneminde nesebin reddine ilişkin davalarda, yetkili mahkemenin davacının ikametgahı mahkemesi olduğu kabul ediliyordu. Görevli mahkeme ise Asliye Hukuk Mahkemesi idi. (Eski MK. M.250)

Yeni Türk uygar Kanunu’na bakılırsa soybağına ilişkin bütün davalarda yetkili mahkeme, taraflardan birinin dava yada doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesidir.(MK. M. 283) Tarafların, çocuğun doğduğu veya davanın açıldığı tarihte Türkiye’de ikametgahı yoksa, davanın nerede açılacağı MÖHUK’a gore belirlenir. MÖHUK. M.28 hükmü şu şekildedir: “Türkiye’de ikametgahı bulunmayan Türk yurttaşlarının kişi hallerine ilişkin davaları, ikamet ettikleri ülke mahkemesinde açılmadığı yada açılamadığı takdirde, Türkiye’de yer itibariyle yetkili mahkeme de bulunmaması halinde ilgilinin sakin olduğu yer,Türkiye’de sakin değilse Türkiye’deki son ikametgahı mahkemesinde, o da bulunmadığı takdirde Ankara, İstanbul yada İzmir mahkemelerinden birinde görülür.”

Soybağının reddi davasında görevli mahkeme ise Aile Mahkemelerinin Kuruluş, vazife ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un dördüncü maddesi gereğince Aile Mahkemesi yada Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca bu konuda görevlendirilen Asliye Hukuk Mahkemesi'dir.

D) DAVA AÇMA SÜRESİ

Önceki uygar Kanuna nazaran koca, nesebin reddi davasını, çocuğun doğumunu öğrenmesinden itibaren bir ay içinde açmak zorundaydı. (Eski MK. M. 242) Koca, bir aylık süreyi geçirmiş yada sarih (açık) ya da zımni (kapalı) olarak çocuğu benimsemişse artık dava açma hakkı sonlanmış oluyordu. (Eski MK. M. 246) Örneğin kocanın çocuğa tam anlamıyla baba gibi davranması, çocuğu kendi soyadıyla nüfusa kaydettirmesi, doğumu nedeniyle ziyafetler vermesi, çocuğun adını koyması, hayatını sigorta ettirmesi vs. Davranışlar, doktrinde çocuğun açık yada örtülü olarak benimsendiğinin göstergesi sayılıyordu.

Yeni medeni Kanun’a nazaran koca soybağının reddi davasını, “doğumu ve baba olmadığını veya ananın hamile kaldığı dönemde başka bir erkekle cinsel ilişkide bulunmuş olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl, her şekilde doğumdan başlayarak beş yıl içinde” açmak zorundadır.(MK. M. 289/I) Maddede geçen bir yıllık süre nisbi süre, beş senelik süre ise mutlak süredir. şu demek oluyor ki koca, baba olmadığını yada ananın hamile kaldığı dönemde başka bir erkekle cinsel ilişkide bulunduğunu beş yıllık süre dolduktan sonrasında öğrenirse bir senelik sürenin yeni başladığı iddiasıyla dava açamaz. Bununla beraber yeni çağdaş Kanun, çocuğun benimsenmesini davayı önleyici sebep olarak almadığı için çocuk, koca tarafından açık şekilde benimsense dahi, bu durum soybağının reddine bir engel teşkil etmez.

Soybağının reddi davası, çocuk tarafından, ergin olduğu tarihten itibaren bir yıl içinde açılmak zorundadır.(MK. M. 289/II) Çocuk ergin değilse, dava hakkı, ona atanacak kayyım tarafından, tayin kararının kendisine bildiriinden itibaren bir yıl, her halde çocuğun doğumunu izleyen beş yıl içinde kullanılmalıdır.(MK. M. 291/II) Çocuğa atanacak kayyım için kanunda bir ve beş senelik süreler öngörülmüş olması, doktrinde eleştirilmektedir. ACABEY’e bakılırsa kendisine karar tebliğ edilmeyen yada çocuk beş seneninı doldurduktan sonrasında (örneğin 6-7 yaşlarındayken) kayyım olarak atanan kişiye dava hakkı tanımayan bu düzenleme oldukca isabetsizdir; kayyımın açacağı davada, çocuk ergin olana dek süre sınırlaması olmaması gerekir.

Kocanın altsoyu, anası ve babası ile baba olduğunu iddia eden ferdin (ilgililerin) dava açma süresi ise, çocuğun doğumunu ve kocanın ölümünü veya ayırt etme gücünü yitirdiğini ya da hakkında gaiplik kararı alındığını öğrenmelerinden itibaren işlemeye adım atar ve davanın bu zamanı takip eden beş yıl içinde açılması gerekir.(MK. M.291) Kanunda ilgililer için yalnızca bir senelik nisbi süre öngörülmüş, mutlak süre belirtilmemiştir. Doktrinde beş senelik mutlak sürenin ilgililer için de kabul edilmesinin gerekli olduğu ileri sürülmektedir.

Medeni Kanun’da koca, çocuk ve diğer ilgililer için soybağının reddine yönelik belirlenen bu süreler, zamanaşımı olmayıp “hak düşürücü süre” niteliğindedir. Çünkü soy- bağının reddi davası açma hakkı, yenilik doğurucu bir haktır ve yenilik doğuran haklar, kaide olarak, hak düşürücü sürelere doğal olarak tutulur. Hak düşürücü süreler, niteliği gereği kesintiye uğramaz ve zamanaşımından farklı olarak hakim tarafından re’sen dikkate alınır. Hak düşürücü süre, BK. M. 76/III hükmüne kıyasen hesaplanmaktadır.



E) DAVA AÇMA SÜRESİNİN UZAMASI

743 sayılı eski Türk çağdaş Kanunu, kocanın, çocuğun babası olduğu konusunda aldatılması ve bu nedenle çocuğu benimsemesi veya süresi içerisinde dava açmaması durumunda, aldatılmayı öğrendiği tarihten itibaren bir ay içerisinde soybağını reddedebileceğini hükme bağlamıştı. (Eski MK. M. 246) Fakat yeni uygar Kanun’da aldatılma (hile) ve haklı nedenle davanın açılamaması şeklinde iki ayrı düzenleme yoktur. Yeni çağdaş Kanun’a bakılırsa yalnızca bir biçimde koca veya çocuk, süresi geçmiş olmasına rağmen dava açabilir; bu hal haklı bir sebebin bulunmasıdır. Soybağının reddi davası süresi içinde açılmamışsa ve gecikme haklı bir sebebe dayanıyorsa koca veya çocuk bir yıl içerisinde soybağının reddi davası açabilir. (MK. M.289/III)

Haklı sebepler, objektif yada öznel sebepler olabilir. Örneğin babanın ağır hastalığı, çok uzak bir yerde olması, savaş veya bulaşıcı hastalık sebebiyle bir yerde mahsur kalması, geçici olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi, çocuğun kendi çocuğu olduğunu sonradan öğrenmesi şeklinde nesnel sebepler ile kocanın evliliği devam ettirme ümidi içerisinde olması, evlilik birliğini kurtarma düşüncesi benzer biçimde öznel sebepler, haklı sebep teşkil edebilir. Buna karşılık doktrinde ve Yargıtay sonucunda kocanın, çocuğun kendisinden olmadığını bilmesine karşın aile onurunu korumak için soybağının reddi davası açmaması, fakat bu durumun herkesçe bilinir hale gelmesinden sonrasında dava açması veya karısının gebe kaldığı dönemde başka bir erkekle cinsel ilişkide bulunmuş olduğu bilmesine rağmen karısının itirafta bulunmasını beklemesi ya da da zina sebebiyle açtığı boşanma davasının sonuçlanmasına kadar soybağının reddi davası açmamış olması, sürenin uzaması için haklı sebep olarak kabul edilmemektedir.

Soybağının reddi davasını uzatabilecek haklı sebeplerin neler bulunduğunu, Yargıtay kararları ile bilimsel eserleri göz önünde tutmakla beraber, somut olayın özelliklerinden yola çıkarak hakim tayin edecektir.(MK. M.4) Gecikmeyi haklı kılacak sebepler söz konusu olmaksızın, şayet hak düşürücü süreler geçirilmeden açılan dava, usul eksikliği sebebiyle mahkemece reddedilmişse, dava açma süresi geçse dahi, davacı BK. M. 137 hükmünün benzetme yoluyla uygulanması sonucu altmış günlük ek süre içinde yeni bir dava açma hakkı kazanacaktır.

IV- SOYBAĞININ REDDİNİN SONUÇLARI

Davacı tarafından oluşturulan soybağının reddi davasının mahkemece kabul edilmesi durumunda çocuk lehine geçerli olan babalık karinesi sona erer. Soybağının reddi kararı bozucu yenilik doğuran bir karar olmasına karşın, öteki yenilik doğurucu hükümlerin aksine, kesinleştiği tarihten itibaren değil makable şamil (geçmişe etkili) olarak sonuç doğurmaktadır. Bu yüzden nesebin reddi kararı baştan itibaren, kısaca çocuğun ana rahmine düştüğü andan geçerli olmak suretiyle hüküm ifade eder ve çocuk ile koca arasında, karardan önceki süre içerisinde dahi, herhangi bir soybağı ilişkisinin doğmasına imkan kalmaz.

Soybağının reddinin geçmişe yönelik hüküm doğurması özelliğinden dolayı, kocanın, çocuğun bakım ve eğitimini karşılama yükümlülüğü son bulur ve koca daha önce yerine getirmiş olduğu edimleri çocuğun annesinden ve gerçek babasından vekaletsiz iş görme ve sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde talep edebilir ; ne var ki bizzat çocuktan böyle bir talepte bulunması mümkün değildir. Mahkeme kararının kesinleşmesiyle çocuk, evlilik dışında dünyaya gelen bir çocuğun statüsüne dahil olur, annesinin soyadını ve vatandaşlığını alır. Böylelikle hukuki babasıyla aslabir bağı kalmaz ve ona ilişik mirastan yararlanma hakkını da kaybeder. Bununla birlikte, soybağı reddedilen çocuk her nede olsa, annesi ölmüş kocasına mirasçı olmuşsa, bu mirastan kazandığı oranın tamamını kocanın mirasçılarına iade etmek zorunda kalır.

Soybağının reddine ilişkin mahkeme kararı, çocuğun yalnızca babası ile olan soybağı yönünden herkesi bağlayıcı yargı ifade etmektedir; yoksa çocuğun annesi ile olan soybağı karardan sonra da, doğal olarak değişmeyecektir. (MK m. 268)

V- yapay DÖLLENME VE TÜP BEBEK YÖNTEMİ

Günümüzde naturel şekilde çocuk sahibi olamayan ailelerin yapay döllenme yada tüp bebek şeklinde yöntemler ile çocuk sahibi olabilmeleri sağlanmaktadır. Suni döllenme ve tüp bebek işlemlerinin doğacak çocuğun soybağına etkilerini ayrı ayrı incelemek mümkündür.

A) yapay DÖLLENME

yapay döllenme, kocanın üreme organında ortaya çıkan bir aksaklık yada eksiklik sebebiyle kadının normal cinsel ilişki yöntemiyle hamile kalamaması halinde, erkek üreme hücrelerinin karının rahmine suni yolla şırınga edilmesi vakasıdır.

Suni döllenmede, karı ve kocadan her ikisinin de rızası alındıktan sonrasında, kocadan alınan spermlerle homolog dölleme yapılması durumunda bir sorun çıkmaz, böyle bir durumda koca soybağını reddedemez. Aslolan sorun kocadan başka bir erkekten alınan spermle heterolog dölleme yapılması halinde ortaya çıkar. Bu durumda acaba koca soy- bağlarının reddi davası açabilecek midir? Doktrinde çoğu zaman şu şekilde bir fark yapılmaktadır: Eğer yabancı adamın spermiyle yapılan heterog dölleme kocanın rızası haricinde gerçekleşmişse, kocanın, kendi kanından olmayan bu çocuğun soybağını reddetme hakkı vardır. Buna rağmen heterolog dölleme, kocanın izni veya onaylamaına dayanıyorsa , kocanın artık soybağının reddi davası açma hakkının ortadan kalktığı kabul edilir.

Türk camiasının terbiye ve din anlayışı nedeniyle çağdaş Kanun’da yer almayan heterolog dölleme usulü, kaynak İsviçre çağdaş Kanunu’nda 1978 senesinde meydana getirilen değişiklikle soybağına ilişik hükümler arasına alınmıştır.(ZGB. 256/III)



B) TÜP BEBEK YÖNTEMİ

Tüp bebek evli bir hanımın üreme organındaki bir sorundan ötürü malum yolla hamile kalmasının olanaksız hale gelmesi durumunda, hanımdan alınan yumurtalar ile kocadan alınan spermlerin dış ortamda, bir tüp (invitro) içinde döllendirilmesi ve döllenen embriyonun tekrar ana rahmine yerleştirilmesi işlemidir.

Türkiye’de tüp bebek uygulaması ilk kez 21.8.1987 tarihindeki ve 19551 sayılı Resmi Gazete’de piyasaya çıkan “İnvitro Fertilizasyon ve Embriyo Transferi Merkezleri Yönetmeliği” nin yürürlüğe girmesiyle adım atmıştır. Bu yönetmeliğin 1. Maddesine göre tüp bebek sahibi olmak isteyen bir kadının;
a)Evli olması,
b)Otuz beş yaşını doldurmuş olması,
c) normal yollarla ve bilinen hamile kalma yöntemleriyle hamile kalamamış olması şartlarını taşıması gerekmektedir.

Yönetmelik, bunun dışında kadın yumurtalarının yalnızca kocasından alınan spermlerle döllendirilmesine müsaade etmektedir. şu demek oluyor ki hanımın, kocasından başka herhangi bir erkekten alınan spermler ile hamile kalması söz mevzusu değildir.(m.4) Doğacak çocuğun soybağı açısından sıkıntı yaşanmaması için yönetmeliğe bu şekilde bir madde konulmuştur. Böylelikle koca, çocuğun bir tek hukuki babası değil, bununla birlikte genetik babası olacağı için soybağı ile ilgili herhangi bir sorun de çıkmayacaktır.
SONUÇ


Soybağının reddi mevzusunun hazırlandığı bu ödevde, soybağının reddi ile ilgili genel bilgiler verilmeye çalışıldı. Bu genel bilgilerin yanında doktrindeki ortak ve bazen de karşıt görüşler dile getirildi. Öğretide ortaya atılmış olan istisnai fikirler üzerinde duruldu.

Ödev içinde yeri geldiğinde, niteliği gereği değişme ayak uydurması ihtiyaç duyulan medeni Hukukun soybağı ile ilgili farklı hükümleri yayınlandı. 743 sayılı Eski Türk medeni Kanunu ile 4721 sayılı yeni Türk medeni Kanunu arasındaki farklı ve ortak yönlere değinildi. Temelini soybağının reddi ile ilgili olan bazı hükümlerden alan düşünceler, farklı örnekler verilmek suretiyle somutlaştırıldı. Bunun yanında Yargıtayımızın çeşitli tarihlerde vermiş olduğu nesebin reddi ile ilgili kararlara da atıfta bulunuldu.

Giriş kısmında da üzerinde durulduğu şeklinde, çok önemli ve kırılgan bir konu olan nesebin reddi konusunda meydana gelen gelişim ve değişimler, özellikle de dava açılması açısından kişilere verilen haklar üzerinde önemle duruldu. Soybağı ile ilgili olarak uygar Kanunumuzda bir hüküm olarak bulunmayan kan tahlili, homolog ve heterolog dölleme usulleri ile tüp bebek yöntemi benzer biçimde çağın getirmiş olduğu yenilikler hakkında öğretideki görüşler dile getirildi. Bu görüşlerden başka Yönetmelik ile ilgili hükümler yorumlanmaya çalışıldı.

“Soybağının reddi” ödevi ile ilgili bütün bu araştırmalarla, nesebin reddedilmesi vakasının ne demek olduğu, sebebi, amacı, meydana getireceği neticelar ile kişisel durumlarda ne şeklinde değişimler yapacağı problemlerı ile bunun yanında soybağının reddinin zamanla her iki çağdaş Kanuna nasıl yansıdığı ve bu konudaki bilimsel görüşlerle birlikte yüksek mahkeme kararlarının ele alınıp tartışılması fakatçlandı.



Mehmet GÖDEKLİ
Öğrenci/AÜHF


"Soybağının Reddi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Mehmet Gödekli'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
09.01.2017 23:09
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
Yeni Yorum Gönder 


Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi

İletişim | Adalet ve Hukuk Forumu | Yukarı Git | İçeriğe Git | Arşiv | RSS Beslemesi