Yeni Yorum Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Senet, Senetle İspat Zorunluluğu ve İstisnaları
Yazar Konu
siirvehikaye Çevrimdışı
Yeni Üye
*
Üye Grubu

Yorum Sayısı: 53
Üyelik Tarihi: 10.01.2017
Yorum: #1
Senet, Senetle İspat Zorunluluğu ve İstisnaları
İhkak-ı hak -kişilerin haklarını kendileri elde etmeleri- hukukumuzda yasaklanmıştır, çünkü devletin egemenlik gücü buna izin vermez. Usul kuralları devletin egemenliğiyle sıkı ilişki içerisindedir. Çünkü taraflara iddia ettikleri haklara kavuşma yolunu yargılama prosedürü çizer ve yargıç da bu prosedür sonucunda karar vererek adaletin tesisini sağlar.

Mecelledeki hükümler hâkiminin, hakîm, fehîm, müstakîm, emîn, mekîn, metîn olması gerektiğini ifade eder (Mecelle m. 1792). Çünkü egemen yargılamadaki konumu itibariyle adaletin tesis edilmiş olduğu yerdedir. Adil yargılanma hakkına (AİHS m.6) riayet edilerek muhakeme süreci tamamlanmalı ve maddi gerçek elde edilerek hak sahibine hakkı tesis edilmelidir. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir tarafı olan yargı devletin erklerinden biridir ve yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. Hak sahibine hakkı adaletin tecelli bulmuş olduğu şekilde tesis edilince vatandaşın devlete olan güveni ve bağlılığı da artacaktır. Bu açıdan usul kuralları devletin egemenlik gücüyle bağlantı içerisindedir.

Medeni Kanunumuzun 6. Maddesi gereğince taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlama külfeti altındadır. Tarafların ispat yüküyle ilgili mevzuşurken ispat yükümlülüğü bulunduğunu söylemeyiz, çünkü kanıtlama etmeleri kanun tarafınca onlara yüklenmiş bir ödev değildir. İspat etmedikleri takdirde iddia ettikleri hakka kavuşamayacaklar, belki de borç ödemek zorunda kalacaklardır. Ancak ispat etmedikleri için hukuk onları bir yapmış oldurıma tabi tutmaz. Medeni usul hukuku biraz da kanıtlama hukuku, kanıt hukukudur. Çünkü, taraflar karşılıklı olarak hak iddia ederler ve bu haklarına kavuşabilmeleri için iddialarını delillerle ispatlamaları gerekmektedir.

Delillerle ilgili iki sistem kabul edilmiştir, birincisi yargılamada kullanılacak delillerin tek tek sayıldığı ve kanunda sayılanlardan başka delilin kullanılamadığı Almanya’da uygulanan katı delil sistemi iken ikincisi ise Türk hukukunda da geçerli olan serbest delil sistemidir ki bu sistem içinde deliller belirtilmiş olsa da bir sınırlama yapılmamıştır, kanundan düzenlenmemiş deliller de gösterilebilecektir[1]. Delillerin iyi mi değerlendirileceğine ilişkin olarak meydana getirilen ayrıma göre de kanuni kanıt sisteminde hakim kesin delillerle bağlıdır ancak kanıt serbestisi durumunda hakimin takdir yetkisi vardır ve delillerle bağlı değildir[2]. Hukukumuzda senet, yemin ve kati hükümden oluşan kanuni delillerle egemen bağlıdır, bu delilleri değerlendirirken takdir yetkisini kullanamaz ve başat ispat edilen duruma gore karar vermelidir. Takdiri deliller ise tanık, bilirkişi, bulgu ve ispata elverişli her şeydir. Takdiri delillerin hâkimi bağlayıcı gücü yoktur, egemen bu delilleri değerlendirip kendisinde oluşan kanaate göre karar verecektir.

Medeni muhakemede hakimin durumu ceza muhakemesine göre daha pasiftir, zira hakim re’sen harekete geçmeyip tarafların iddia ve savunmalarıyla bağlı olarak taraflarca getirilme ilkesine uygun bir şekilde delilleri serbestçe takdir edecektir. Maddi gerçeği aramakla beraber daha şekli bir araştırma icra eden medeni muhakeme hukuku deliller bakımından da ceza muhakemesinden ayrılır. Kanuna aykırı olmadıkça her şeyin kanıt olabileceği ceza muhakemesinden uygar muhakeme kesin delillerle kanıtlama zorunluluğunu düzenleyerek her şeyin delil olabileceğini benimsememiştir.

Hakimin takdir yetkisi olmadığı ve tarafların kesin delille ispat mecburiyetinde olduğu bir düzenleme olan senetle ispat mecburiyeti HUMK’taki haline ciddi benzer şekilde HMK kapsamına da alınmıştır. Genel gerekçede bu durum şöyle anlatılır: "Akdeniz ülkeleri olan Fransa, İtalya ve Yunanistan hukukunda da senetle kanıtlama kuralı korunmaktadır. Ortalama yüzeli yılın üzerinde bir uygulaması olan ve uygulamada herhangi bir şikâyet mevzusu olmayan senetle kanıtlama kuralı Komisyonumuz tarafınca da çoğunlukla kabul edilmiştir.” medeni usul hukukunda senetle ispat kaideından vazgeçilirse, maddi hakikate daha basit yaklaşılabileceği yönünde görüşler[3]olsa da hepimiz senetle kanıtlama zorunluluğunun uygar usul hukukunda gerekli olduğu kanısındayız.

Senetle ispat mecburiyetini Fransa’da doktrinin çoğunluk görüşü kamu düzeninden kabul etmiştir. Aynı fikirde olan Berkin de senetle kanıtlama mecburiyetinin kamu düzeninden bulunduğunu ve tarafların delillerini önceden ve özgürçe atama etmelerinin kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğini savunur[4]. Kanımızca senetle kanıtlama mecburiyeti kamu düzeninden değildir, kamu düzeninden olsaydı tarafların bu yasağı bertaraf edecek nitelikteki delil anlaşmalarına kanun cevaz vermez ve hakim de bu anlaşmalarla bağlı olmazdı. Kamu düzeninden olan alanlar tarafların tasarrufta bulunamayacakları alanlardır. Oysa senetle ispat mecburiyeti olsa da bu alanlarda taraflar tasarrufta bulunabilmekte, istisnalar düzenlenebilmekte, müddeabihle ilgili de tarafların tasarrufları söz konusu olabilmektedir. HMK 200. Maddede senetle ispat zorunluluğu düzenlenmiştir. Belirtmek gerekir ki senetle ispat zorunluluğu kesin delille kanıtlama zorunluluğunu ifade eder. HUMK döneminde de kanun senetle kanıtlama diyerek kesin delille kanıtlamaı ifade ederken, HMK’da da aynı düzenleme bulunmaktadır. Bu durum senedin en önemli kati delil olmasından meydana gelmektedir.

Bu çalışmamızın konusu senet, senetle ispat zorunluluğu ve istisnalarıdır. Çalışmamıza senetle kanıtlama zorunluluğunun gerekçelerini, senetle kanıtlama zorunluluğunun tarihini ve öteki ülkelerdeki senetle ispat zorunluluğunu inceleyerek başlayacağız. Daha sonrasında senet ve belge kavramına, senetle ve senede karşı senetle kanıtlama zorunluluğuna ve istisnalarına değineceğiz. Bu mevzuları 1086 sayılı HUMK ve 6100 sayılı HMK’ya nazaran mukayeseli olarak inceleyeceğiz.

1.SENETLE İSPAT ZORUNLULUĞUNUN GEREKÇELERİ

HUMK İsviçre’nin Neuchatel Kantonundan almış olduğumız bir medeni yargılama kanunuydu. Usul kanunumuz İsviçre’den alınmasına rağmen, kanıtlama kurallarımız Fransa’dan alınmıştır[5]. Bir zamanlar "Şehadetle yazılı delilin karşılaşması halinde şehadetin tercih edilmesi gerektiği” söylenen Fransa’da çok önemli bir yere haiz olan şahit delili Ordonnace de Moulins ile kısıtlanması yoluna gidilmiş ve yüz liradan yukarı her iddianın senede bağlanması ve senede karşı iddiaların da kanıtlama sınırı şartı aranmadan senetle ispat zorunluluğu getirilerek günümüzün senetle kanıtlama zorunluluğu kuralının temeli atılmıştır[6]. Nitekim Postacıoğlu’nun ifade buyurduğu üzere önemli sözleşmelerin yazıyla yapılması tane haline gelmiş olmasından dolayı Ordonnace de Moulins ile uygulanan teamüller kanunlaştırılmış olmuştur. Mecellede de önemli bir kanıt olan şahit delili günümüzde çürük kanıt, itibarsız delil olarak görülmektedir.

şahit delilinin yerini senetle ispat mecburiyetinin almış olmasını Postacıoğlu’ndan naklettiğimiz şu alıntıyla gerekçelendirmek istiyoruz:

"Hakiki olmaktan ziyade cemilekâr şahitler bulmak tehlikesi bazen kanun ve hâkimler tarafından itimatsızlıkla karşılanmıştır. öteki cihetten şahitlerin hüsnüniyet sahibi oldukları kabul edilse bile, şehadetle kanıtlamaın tahdidi dâvaların miktraını azaltmak için bir çaredir.İnsanın hatadan salim olmıyan hâfızası, akitler tarafından kullanılan şüpheli tabirler ve sonra bizzat anlaşmanın mudil olabilecek muhtevası bu delil şeklinin esenlik ve emniyet arzetmesine manidir.”[7]

Akdeniz ülkelerinin benimsemiş olduğu senetle kanıtlama kaideı, tahmin edileceği üzere yalancı şahit tehlikesinin etkisiyle kabul edilmiştir. Minik yerlerde insanlar birbirlerini tanıdıklarından asılsız tanıklık yapma tehlikesi oldukça azdır, sadece büyük şehirlerde aynı sokakta oturanlar bile birbirini tanımazken gerçek dışı tanıklık yapmak çok daha basit olacaktır. Küçük yerlerde oturan insanoğlu da aralarında çıkacak uyuşmazlık korkusuyla hakikatı söylemekten imtina edebilirler. Ek olarak insan zihni gördüklerini, duyduklarını karıştırabilir, unutabilir; bundan dolayı söyledikleri gerçeğe muhalif de olabilir.

Senetle ispat mecburiyeti mahkemelerin işini de kolaylaştırmakta, yargılamayı daha hızlı ve ergonomik olarak neticelendirmekle iş yükü fazla olan mahkemelere bir hafifleme sağlamaktadır. Çünkü tanığın dinlenip, sual sorulması hâkimin zamanını alır ve hâkimi yorabilir. Senette yazılılık unsuru fazlaca önemlidir, bu nedenle matbaanın icadı, kâğıdın yaygınlaşması, okur yazarlığın artması da senet kullanımını yaygınlaştırmaktadır.

Konuralp delil yahut ispat unsurunun uyuşmazlığa ne kadar yakınsa güvenilirliği ve temsili niteliğinin de o denli yoğun bulunduğunu ifade eder ve senedin güçlü bir kanıtlama aracı olmasının altında politik bir gerekçe olan Fransa’da yasamanın yargıya güvensizliği olarak hakimin takdir yetkisinin kaldırılması amacı bulunmuş olduğunu ifade eder[8].

Üstündağ’a gore, senetle kanıtlama zorunluluğunu ifade eden hükmün yalan şahitliği önleme, dâvalarda asılsız şahitliğe meydan bırakmama ve tarafları gerçek dışı şahitliğin tehlikesinden korumak amacıyla getirilmiştir, yoksa mahkemelerin yükünü azaltmak ve kamu menfaati amacıyla getirilmemiştir[9].

Roma hukukunda kanıt serbestisi sisteminden kanuni kanıt sistemine doğru geçiş söz mevzusu olmuştur. Günümüzde resmi şekilde yapılan sözleşmelerin karşılığını Roma’da tanıkların huzurunda belli şekillerde yapılan sözleşmeler oluşturmaktaydı, çünkü yazının kullanımı yaygın değildi[10]. Tarihi arka plan da incelendiğinde insanoğluın hukuki ilişkilerinde resmiyet kazandırma, somut belgelere dayandırma ihtiyacı söz konusu olmuş, şahit delilinin yalancı şahitlikten dolayı saygınlıkı zedelenmiş ve yazının gelişmesiyle birlikte senet önemli bir delil niteliğini kazanmıştır.

2. MUKAYESELİ HUKUKTA SENETLE İSPAT

Case Law sistematiğini benimseyen, yani mahkeme içtihatlarıyla hukuku oluşturan Anglo-Sakson hukukunda bilindiği üzere yazılı hukuktan ziyade yargıçların davalara göre verdikleri kararlara dayalı hukuk meydana gelmiştir. Anglo- Sakson hukukunda delillerin serbestçe değerlendirilmesi esastır, ancak bazı hallerde senetle kanıtlama zorunluluğuna benzer kurallar getirilmiştir. "…There the original contract was of a nature of which, under the Statute of Frauds, perforce must be in writing…”[11]Alıntıda geçen kısımda statute of Frauds olduğu durumlarda sözleşmenin yazılı şekilde yapılmak zorunda olduğu ifade edilmektedir, bu sözleşmelerin kanıtlamaı da sadece yazılı şekille söz konusu olabilir.

Parol evidence rule olarak geçen kural da senede karşı senetle kanıtlama zorunluluğuna benzemektedir. Gianni v. R. Russel and Co. Inc. Kararında geçen ifadeler şu yöndedir: " All preliminary negotiations, conversations and verbal agreements, are merged in and superseded by the subsequent written contract and unless fraud, accident, or mistake be averred the writing constitutes the agreements and its terms cannot be added to nor substracted from parol evidence”[12]. Statute of Frauds kuralına nazaran yazılı olarak yapılmış bir sözleşmeye karşı ileri sürülüne iddiaların da yazılı şekille yapılmış olmadıkça kanıtlamaının mümkün değildir. Yazılı sözleşmeyi değiştirdiklerini iddia eden taraf bu durumu ancak yazılı olarak ispat edebilir ki bu kaide Parol Evidence Rule başlığı altında incelenmektedir.

Uniform Commercial Code- ABD yeknesak ticaret kanunu- 2-201A contract for the sale of goods fort he price of $ 5.000 or more is not enforceable by way of action or defence unless there is some record sufficiate to indicate that a contract for sale has been made between the parties and signed by the party against which enforcement is sought or by the party’s authorized agent or broker.Maddeye göre5000 $’ı geçen sözleşmelerin tarafların imzalarıyla yazılı şekilde yapılması gerekir ve ancak bu şekilde ispatı mümkündür. Uluslararası tecim Hukukunda Bill of Lading ile malik mülkiyet sahibi olduğunu kanıtlama ederek taşıyıcıdan malları alabilecektir[13].

Avrupa Birliği kömür ve çelik topluluğu olarak kurulmuş ekonomik bir topluluktu ve ilerleyen aşamalarda siyasal bir birliktelikle birlikte hukuk birlikteliği de oluşturma çabası içine girdi. Nitekim Avrupa Birliği Hukuku olarak oluşmuş hukuk alanı ilk başlarda Roma Antlaşmasıyla başladı ve Maastricht Antlaşması ve öteki antlaşmalarla birlikte en son halini 2010 senesinde yürürlüğe giren Lisbon Antlaşmasıyla aldı. Avrupa Birliği Hukukunda ortak bir hukuk politikası oluşturulmakla birlikte ülkelerin kendi hukuk kuralları-AB hukukuyla beraber- uygulanmaya devam eder. Ülkelerin kendi mahkemelerinde uyuşmazlıklar görülür. AB hukukunun üstünlüğü prensibi ise kendini hissettirir, nitekim AB hukukuna uymayan ulusal hukuk normları geçersiz olacaktır. Bununla birlikte tanıklar, belgeler, kanıt kavramı ve delilin benzer şekilleri tanımlanmayıp, ülkelerin kendi delil kurallarına gore yorumlanmasındaki alan açık bırakılmıştır[14].

"geçirme of Sovereign Power” olarak anlatılan egemenlik enerjisinin devri anlamında üye ülkelerin Avrupa Birliğine kendi egemenlik güçlerini devretmiş olmalarına karşın deliller mevzusunda kendi düzenlemelerinin ön planda tutulması daha isabetlidir. Nitekim uyuşmazlıkların ülkelerin kendi kültürleri, ekonomik yapıları, insan profilleri, iklimleri dikkate alınarak ispatları değişmektedir. Yukarıda bahsettiğimiz üzere usul kuralları devletlerin egemenlikleriyle ilgilidir. Her ne kadar Avrupa Birliğinde üye ülkeler egemenlik güçlerini birliğe devretseler de egemenliklerini devretmezler ( Member States aktarma their sovereing power to the Union, not their sovereignty). Dolayısıyla Avrupa Birliğinde delil ve kanıtlama hukuku ulusallığını korumaktadır ve genel bir kanıt hukuku oluşturulmamıştır.

Fransa’da Code Civil ve Code de Commerce değiştirilirken senetle ispat mecburiyeti korunmuş ve bu hükümleri Fransa haricinde Hollanda ve İtalya Fransız kanunu benimsedikleri şeklinde, bu kuralları da aynen denecek kadar çok az farkla aktarma etmişlerdir[15]. Belçıka, Romanya, borçlar kanunu federal bir kanun olana kadar İsviçre’nin Fransızca mevzuşulan kantonları, Venezuella da senetle kanıtlama zorunluluğunu benimsemişlerdir[16]. İsviçre hukukunda miktara gore hesap edilen özel bir kanıtlama şekli kabul edilmemiştir[17].

3. MECELLE’DE SENET ve SENETLE İSPAT

Mecelledeki usul hükümlerini incelediğimizde hüküm sebeplerinin (esbâb-ı yargı) yedi bulunduğunu görürüz: 1- Karîne-i katıa 2- Şehadet 3- İkrâr 4-Yemin 5- Yemînden nükûl 6- Kassâme (katilin bulunduğu yer ahalisinden elli kişinin keyfiyet mahsûsa üzre yemin etmesidir) 7-Alâ- kavlin ilm-i Kadı (Hakimin hususi bilgisini davada kullanımıdır. Mecelle bu durumu kanıt olarak kabul etmemektedir)[18].

Mecellenin 1606. Maddesinde şöyle denir: nasıl ki lisân ile ikrâr eden kimse ikrârıyla mu’âhaze olunur ise yazı ile ikrar eden kimse dahi ol vechile ikrârıyla mu’âhaze olunur. Senedi yazılı ikrar olarak ifade eden Mecelle[19], her hatt ma’mûlün-bih (kendisi ile amel olunan) ve medâr-ı sübût-ı da’vâ (davanın son bulma sebebi) addetmek caiz olmadığı benzer biçimde aslabir hatt ile amel olunmamak dahi ibtâl-i hakka (hakkın hükümsüz kalmasına) bais olarak caiz değildir.

Kitâbetle kısaca yazı ile ikrâr, lisan ile ikrar gibidir. Bir kimsenin kendi ikrarını ta’bîr-i âharla ikrarına delalet edecek yazıyı yazmak üzere âhara emr etmesi hükmen ikrardır ( Bir kimsenin kendi ikrarını başkasına yazdırması hükmen ikrardır ) ( m.1606, 1607).

Mecelle’nin 1609. Maddesinde: Bir kimse kendisi yazıp yahut bir katibe yazdırıp da kendi imzasıyla mumzâ yahut kendi hatmiyle –mühürlemesiyle- mahtûm mühürlenmiş olarak âhara vermiş olduğu deyn (borç) senedi eğer mersûm ise, şu demek oluyor ki resm ve âdete muvâfık olarak yazılmış ve sâhibi-i imzâ yada hatm senedin muharrer bulunmuş olduğu lisâna âlim ve vâkıf ise ikrâr-ı bi’l-kitâbe olup takrîr-i şifâhîsi gibi muteber ve mer’i olur. Bir kimse kendisi yazıp veya bir başkasına yazdırarak imza atıp veya mühürleyerek bir başkasına verdiği borç senedi usulüne uygun yazılmışsa, sahibinin imzasını taşıyorsa ve senedi imzalayan yahut mühürleyen senedin dilini anlıyorsa bu yazı ikrardır, sözlü ikrar şeklinde geçerlidir[20].

Hulâsa, Senet şa’ibe-i tezvîr ve şüphe-i tasnî’den berî eğer olmazsa onunla amel olunamaz. Berî olursa onunla amel olunabilir.- Senet şüpheliyse davadaki işlemlere esas alınamayacaktır, davada kullanılabilmesi ve hakkın dayanağı olabilmesi için şüpheden uzak olması gerekmektedir. Şu üç senet yalan ve uydurma şüphesi taşımamaktadır:-şâ’ibe-i tezvir ve şüphe-i tasni’den berîdir:

-Deyn (borç) senedinin hem yazısı bununla birlikte imzâsı medyûnun (borçlunun) ise.

-Deyn senedinin yazısı başkasının ve imzâsı medyûnun ise

-Deyn senedinin yazısı kendisinin olup, zîrini mührüyle tahtîm etmiş ise mazmûn-ı (imza yerine borçlunun kendi mührüyle düzenen) senetle amel olunabilir[21].

Bir kimse öteki kimseye on altın borcu olduğuna dair iki sened verip de ikisi de imzasıyla mumzâ ve hatmiyle mahtûm bulunsa, ikisini de mukırr ve mu’terif olunca yirmi altın vermesi lazım gelir. " Borcum on altındır bir sened, ötekini mü’ekkiddir” demesine saygınlık olunmaz[22]. Ayrı ayrı verilen senetlerde ikrar edilen borçlar ayrı ayrı değerlendirilir ve ikisinin toplamı bir borç teşkil ediyormuş şeklinde düşünülmez, çünkü her senet ayrı delildir. Biri ötekinin yerine ikame olunmaz. Aynı kaide mevcut uygar usul hükümlerimizde de uygulanır.

Senedin inkârı durumunda uygulanacak usul kaideını 1610. Madde düzenlemiştir. Bir kimse imzasıyla, hatmiyle ve mühürlemesiyle bir hiç kimseye vermiş olduğu borç senedinin hattı ve mührü kendisinin bulunduğunu itiraf ederken lakin borç benim değildir dese inkârına saygınlık olunmayıp borcu ifa etmesi gerekir. Şayet mühür yada yazı tanınmıyorsa istiktab olunarak (yazı yazdırılarak) bilirkişiye başvurulur. Yazı yazmaktan kaçınırsa önceki yazıları (tatbike medar hatt) getirilerek incelenir, mümkün olmazsa yazı yazmaya zorlanılır (bu şekilde bir hatt dahi bulunmasına zahir olan kitâbete icbâr olunur). Aşağıda HMK ile ilgili yapacağımız imza incelemesindeki açıklamalarımızla buradaki incelemenin benzerliğini görmekteyiz. Değişiklıklar bulunmakla birlikte dizgesel olarak birbirine benzeyen incelemede yazı olarak yapılan mecelledeki araştırma şimdiki usul hukukumuzda imza üzerinden yapılmaktadır. Günün koşullarıyla beraber mühür uygulaması kullanılmamakta, yazının bilgisayar yada daktiloyla yazılmasıyla yazının borçlu tarafınca yazılıp yazılmadığının incelenmesi fazla gerektirmemektedir. Borçlu itirazını yaparken borcum yoktur, senetteki imza benim değildir demektedir, yoksa senetteki yazıyı ben yazmadım diyerek borçlunun itirazı pek mümkün değildir.

1611. Maddede senet borçlusunun ölümü durumunda mirasçıların durumu düzenlenmiştir. Bir kimse mersûm borç senedini verdikten sonrasında fevt olursa(ölürse), varisleri ol sened müteveffânın bulunduğunu mu’terif oldukları halde deyni (borcu) inkâr etseler bile ol deyni tereke-i müteveffâdan îfâ eylemeleri lazım gelir. Mirasçılar ölenin cüzi halefi olacaklarından senetteki borçtan dolayı sorumlu olacaklardır meğer ki ölenin terekesi olmasın. Muris terekede etken kısım bırakmamışsa mirasçıların da senedi ödemeleri gerekmez.

Usul-i Muhakemat-ı Hukukiyede senetle ilgili hükümler Fransız hukukundan alınmıştı. Eski usul kanunumuza nazaran hukuki işlemlerin her türlü delille ispatlanması, senetle ispatlanabilmesi için işlemlerin senede bağlanmasının örf ve tane haline gelmesi gerekmekteydi. Şimdiki usul kanunumuzda ise kaide senetle kanıtlama iken örf ve adet halinde senede bağlanmaması bir istisna teşkil eder[23].

4. HUKUKUMUZDA SENET, SENETLE İSPAT ZORUNLULUĞU

4.1. Belge

1 Ekim 2011’de yürürlüğe giren yeni hukuk muhakemeleri kanunumuz mülga hukuk usulü muhakemeleri kanunumuzdan farklı olarak belge kavramını düzenlemiştir. HMK 199. Maddeye göreuyuşmazlık mevzusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer data taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.Madde metninden de anlaşıldığı üzere belge kavramı senedi içine alan bir kavramdır, nitekim senet bir belgedir fakat her belge bir senet değildir[24]. Gerekçede belirtildiği üzere senet kavramının tanımlanmasından kaçınılmış, ancak belge kavramı tanımlanmıştır.

Belge hukukumuzda yeni bir kavramdır, sadece senet HUMK süreında da kanunumuzda yer almaktaydı (HUMK 287 vd.). Senet malum bir kavramdır ve senetle ilgili bir tarif yapılması bazı sınırlamalar da içereceğinden gelişmeler karşısında sıkıntılı bir konum oluşabilecektir. Belgenin tarifı yapılırken özelliklerinden ziyade nelerin belge olduğu hususu üzerinde durulmuştur. Örnekleme kanalıyla meydana getirilen bu sayım olası ve müstakbel teknolojik gelişmelerle ortaya çıkabilecek delillerin belge olup olmadığı konusunda muhtemel kısıtlamalara engel olacaktır.

Belge uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli olan bir "bilgi taşıyıcısı” dır. Yargılama hukukunda bu belgeler ispata elverişli oldukları ölçüde ve uyuşmazlık konusu vakıaya ilişkin olarak kanıt niteliğine haiz olacaklardır. Kanunda yazılı metin, çizim, görüntü, video şeklinde farklı niteliklerle meydana gelmiş belgeler sıralanmıştır. Elektronik ortamdaki maillerden, telefona gelen mesaja, fax metninden, fotoğrafa, güvenli elektronik imzayla düzenlenmiş elektronik ortamdaki verilere kadar uyuşmazlık konusu vakıaya ilişkin bilgi taşıyıcıları belge olarak kabul edilmiştir[25].

Belge teriminin tanımlanmasında yararlanılan bilgi Edinme hakkındaki Kanunun 3. Maddesinin d bendi ise şöyledir:Belge: kurum ve müesseseların sahip oldukları bu Kanun kapsamındaki yazılı, basılı veya çoğaltılmış dosya, evrak, kitap, mecmua, broşür, etüt, mektup, program, talimat, kroki, plân, film, fotoğraf, teyp ve video kaseti, harita, elektronik ortamda kaydedilen her türlü bilgi, haber ve veri taşıyıcılarını ifade eder.Data Edinme ile alakalı Kanuna benzer şekilde düzenlenen HMK maddesinin sayımı teknolojik gelişmelerin getirdiği delillerin muhakeme açısından hangi değerde bulunduğunun belirlenmesinde lüzumlu bir madde olduğu kanısındayız[26].

4.2. Senet

Belgeyle ilgili bu açıklamalarımızın peşinden senet terimine değinebiliriz. Senet bir kimsenin kendi aleyhine düzenlemiş olduğu, yazılı olan ve imzasını taşıyan bir belgedir[27]. Senet kambiyo senetleri olan çek, bono, poliçe olabileceği gibi, kıymetli evrak olan varant, ipotekli borç senedi, irat senedi veya bir borçlar hukuku sözleşmesi de olabilir. Bir kağıtta A’nın imzasını taşıyan ve A B’ye 200.000 lira borçludur metni de bir senettir. Nitekim BK 17 borcun sebebini ihtiva etmemiş olsa bile borç ikrarı muteberdir demektedir. Bu ibarenin bir kağıtta yazması şart değildir, deri parçasına yazılmış, taş üzerine oyulmuş ibareler de senet oluşturur[28].

Bireyin senet teşkil edecek belgeyi kendi aleyhine delil olma iradesi ile düzenlemesi gerekmez; senet metninin iyi mi yazıldığı da önemli değildir: mürekkep, kurşun kalemle yazılabileceği benzer biçimde matbu bir metin de senet olabilir. Fotokopi metinler yazı olmadığından senet sayılmazlar ve fax metni de ek olarak imzalanmadıkça senet sayılmaz[29]. Fax metni bir belge durumunda olduğundan aşağıda açıklayacağımız kanıt başlangıcı kavramına dahil olabilir. İmzası fotokopi olmayan, ayrıca atılmış imzalarla oluşan belgeler ancak senet olabilir[30].

Senedin unsurlarını şöyle ifade edebiliriz[31]:

-Senet sayılan belgeninmütecessimolması, dış alemde somut bir varlık kazanması gerekir. Kağıda, tahtaya, betona, ağaca yazılmış olması senedin dış dünyada varlık kazanmasını elde edecektir.

-Senetyazılıolmalıdır. Ses kaydında geçen A B’ye 7000 TL borçludur ibaresi şartlarını taşıyınca bir belge iken, bu ifadenin kağıda yazılıp imzalanmasıyla senet meydana gelecektir.

-Senet borçlu tarafındanimzalanmış olmalıdır. İmza senedin borçludan sadır bulunduğunu ve yazılanların borçlunun iradesine uygun olduğunu ifade eder.

-Senet bir vakıa hakkındairade beyanıiçermelidir. Borçlu bulunduğunun açıklanması sadece bu borcun deposunın belirtilmemesi de mümkündür. Soyut borç ikrarının muteber olduğunu ifade eden BK 17 bu duruma geçerlilik vermektedir. Önemli olan senette borçlu bulunduğunun şüpheye mahal vermeyecek şekilde ifade edilmiş olmasıdır. Şekille ilgili söylediğimiz durumlar irade beyanının ortaya konması için lüzumlu unsurlardır. Bu unsurlardaki eksiklik olması durumunda belge senet sayılamayacak, koşulları var ise delil başlangıcı olabilecektir.

HMK 206[32]imza atamayanların durumunu düzenlemiştir.İmza atamayanların mühür yada bir alet yahut parmak izi kullanmak suretiyle yapacakları hukuki işlemleri içeren belgelerin senet niteliğini taşıyabilmesi, noterler tarafınca düzenleme biçiminde oluşturulmasına bağlıdır.Hükme göre mühür veya el ile yapılmış bir işaretin (örn: parmak izi) kullanılabilmesi için ilgilinin okuyup yazma bilmemesi yahut imza atmaya kuvveti olmaması gerekir (her iki kolu da olmayan biri). Bu şartları içermeyen mühür veya el ile yapılmış bir belge onay dahi edilmiş olsa geçerli sayılmaz[33]. İhtiyar heyeti yada mahallerindeki iki şahıs tarafınca imzanın onaylama edilmiş olması gerekir.

HMK 207’ye göresenette tahrifat yapılması durumunda ek olarak onanmadıkça inkâr halinde göz önünde tutulamaz. Tahrifat çıkıntı, kazıntı veya silinti şeklinde olabilir. Mahkemece senedin geçerliliğine ve anlamına etkili olacak nitelikte görülürse senet kısmen yada tamamen hükümsüz sayılabilir. Senedin güvenilirliğine halel gelebilecek durumlara ilişkin olan bu hükümle kazıntı yada silinti ile ortadan kaldırılan senet kısmının dikkate alınması gerekir. Bu konuyla ilgili HUMK 298 hükmündeki düzenleme dili sadeleştirilerek muhafaza edilmiştir.

NK 81. Maddesinde de noterlik işlemlerinde, ilgililerin imzasını ve noterin onaylamaını taşımayan çıkıntılar geçerli değildir. Çıkıntılar el yazısı ile yapılamaz denmektedir. Resmi nitelikteki bir senette yapılan çıkıntılar NK 81’e uygun olarak gerçekleştirilmemiş olmakla beraber HUMK 298-HMK 207’nin aradığı gereklere uygun düşüyorsa bu çıkıntılar resmi senedin kuvvetine sahip olmamakla birlikte bir ispat kuvveti taşıyacaktır. Ancak düzenlenen noter senedi sıhhat şartı olarak düzenleniyorsa çıkıntının geçerliliği için ne olursa olsun 81.Maddeye uygun yapılması gerekir[34].

4.3. Senet Çeşitleri

Senet düzenleme biçimine ve kanıtlama gücüne nazaran adi senet ve resmi senet olmak üzere ikiye ayrılır, adi senetler bir makamın iştiraki aranmadan tarafların imzaladığı senetler iken resmi senetler noter senetleri, yabancı ülkelerde düzenlenen senetler, resmi makam ve mercilerce düzenlenen diğer belgelerdir[35]. Kanunlarda resmi olarak yapılmaları emredilen ve mercileri belirtilmemiş olan bütün hukuki işlemleri bu kanun hükümlerine nazaran yapmak yetkisi noterlere aittir (NK m.60). Bir belgeye resmi niteliğini noterler vereceklerdir. Noter senetleri düzenleme (NK m.84 vd) ve onaylama (NK m.90 vd.) şeklinde yapılabilir.

Düzenleme biçimindeki senetlerde noter ilgilinin isteğini yazar ve tutanağı kendisine okur, ilgili imzalar ve noter de imzalayıp mühürler, aslı noterde saklanır ( NK m. 84-86). Düzenleme biçimindeki senetler kayıtsız şartsız para borcu ikrarını içerirse İİK m.38’e bakılırsa ilâm durumunda olur ve ilâmlı takibe dayanak yapılabilir. Onaylama biçimindeki senetlerde ise senedin içeriği taraflarca ya da üçüncü bir fert tarafından yazılabilir. İlgilinin imzasını noter kendi önünde atıldığını açıklayarak kendisi de senedi imzalar (NK m. 90-93). Yabancı ülkelerde düzenlenen senetler ve imza atamayanların hukuki işlemleriyle ilgili olarak yukarıda açıklama yapmıştık.

4.5. Resmi ve Adi Senetlerin İspat Gücü

HMK 204 ilamların ve resmi senetlerin kanıtlama gücünü düzenlemektedir.İlamlar ile düzenleme şeklindeki noter senetleri sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar. İlgililerin beyanına dayanılarak noterlerin tasdik ettikleri senetlerle öteki yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kati delil sayılırlar. Mahkeme, yukarıdaki belgelerden biri hakkında şüphe uyandıran bir hâl görürse, ilgili daireden açıklama isteyebilir.Resmi senetleri düzenleyen bu hükümden anladığımız şekilde aksi ispatlanıncaya kadar resmi senetler kesin delil olacaklardır. Gerekçede belirtildiği üzere mahkeme huzurunda yapılan sulhler, resmi vasiyetname düzenlenmesi, tereke tespiti gibi resmi belgeler de resmi senet kuvvetine sahiptir[36]. HUMK’tan farklı olarak onaylama şeklinde meydana getirilen senetlerle yetkili memurların yetkileri dahilinde usulüne uygun düzenledikleri belgeler ile ilam ve düzenleme şeklindeki senetler farklı fıkralarda düzenlenmiştir. öne sürülen nedeni ise mevzunun daha anlaşılır kılınması için yapılmış olmasıdır. Nitekim HUMK’taki düzenlemede noterlerin onaylama biçiminde yapmış oldukları senetler resmi senet durumunda değilmiş de sadece düzenleme şeklinde yapılan senetler resmi senetmiş gibi bir anlam çıkabilirdi. Sadece usulüne tevfikan onaylama ettikleri vesikalar kısmına noterlerin onaylama şeklinde yapmış oldukları senetler girer. Yeni kanun dizgesel olarak uygun bir düzenleme yaptığı kanısındayız.

HMK 204 resmi senetlerin aksi ispat edilmedikçe kesin kanıt sayılacaklarını ifade etmiştir, HMK 205 ise adi senetlerin kanıtlama gücünü düzenler.Mahkeme huzurunda ikrar olunan yada mahkemece inkâr edenden sadır olduğu biri olan adi senetler, aksi ispat edilmedikçe kesin kanıt sayılırlar.Adi senetler mahkeme huzurunda ikrar edilir ya da aşağıda inceleyeceğimiz üzere inkâr edilir de yapılan inceleme sonucunda inkâr edenden sadır olduğuna karar verilirse kesin delil sayılır. Adi senetlerin sahteliğinin iddiası resmi senetlerin ise sahteliğinin kanıtlamaı onları kati kanıt olmaktan çıkarır[37].

Resmi senet güven uyandırmasından dolayı aksiliği iddia edildiğinde kati kanıt olma vasfını kaybetmeyecek ve sahteliği ispatlanana kadar kesin delil olarak mahkeme işlemlerinde kullanılabilecektir[38]. Sadece sahtelik davası açıldığında bu dava bekletici sorun yapılır ve mahkemelerin birbirine aykırı kararlar vermesinin önüne geçilir. Adi senedin sahteliği iddia edildiğinde ise aşağıda belirtecek olduğumuz işlemler yapılacak ve yine senet mahkeme işlemlerine esas alınmayacaktır.

HMK 209/3 ve HUMK 317’de senede dayanarak verilmiş ihtiyati tedbirlerle ilgili düzenleme bulunmaktadır. Hükme bakılırsa, senede dayanılarak verilmiş ihtiyati tedbir, o senet hakkındaki sahtelik iddiasını etkilemez ve gerektiğinde senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir.

4.6. Resmi ve Adi Senetlerde Yazı veya İmza İnkârı

HMK 208 yazı veya imza inkârı başlığıyla sahtelik durumunu ifade etmektedir.Taraflardan biri, kendisi tarafından düzenlenmiş olduğu iddia edilen bir belgedeki yazı yada imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi biçimde belge aleyhine kanıt olarak kullanılır.Sahtelik iddiasının taraflarca açıkça ileri sürülmesi gerekir, aksi halde bu delil aleyhine kullanılır[39].

Zira tarafların sahtelik iddiası söz konusu eğer olmazsa delilin düzmece olup olmadığını kanunda öngörülen haller dışında ayrı bir araştırma konusu olmayacaktır.Belgenin sahteliği iddia edildiğinde belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenerek, saklanması için mahkemece lüzumlu tedbirler alınır ( 208/2). Belgenin incelenmesinin isabetli olabilmesi için o anki durumunun korunarak saklanması gerekmektedir. Bu belge saklanarak mahkemedeki başka işlemlere de mevzu edilemeyecektir. Belgenin sahteliği ön problem şeklinde ileri sürülebileceği şeklinde bu mevzuda ek olarak sahtelik davası da açılabilir. Bu davada evraka resmiyet kazandıran kişi de taraf gösterilerek karşı tarafla beraber mecburi dava arkadaşı konumunda olur. Evrakı düzenleyen birey olmadan resmi senet düzenlenemeyeceğinden, sahtelik davası açılırken de karşı tarafta resmi memurun da gösterilmesi ideal olanıdır[40]. Resmi senedin sahteliği ileri sürülürken sahtelik iddiası resmi senedin ancak resmi memur tarafınca düzenlenen bölümleri hakkında mümkündür ve bu sahtelik iddiası ile noterin bir haksız eylem işlediği iddia edilir[41]. Resmi işgören ilk görülen davada herhangi bir tarafta yer almamaktadır dolayısıyla ayrı dava açılmadan ön mesele olarak resmi senedin sahteliğinin incelenmesi davanın tarafı olmayan birinin davaya ilave edilerek iç içe dava olması şeklinde bir vaziyet olacaktır ki uygar usul hukuku böyle bir imkân tanımamaktadır.Aslolan davaya bakan başat, gerekirse bu mevzuda imza veya yazıyı inkâr eden tarafa, dava açması için iki haftalık kati bir süre verir(208/4). Sahtelik davasının bekletici sorun yapılması gerekmektedir, çünkü sahtelik davasında verilecek olan karar ilk davanın sonucunu etkileyebilir. Bu yargı HUMK 308, 310 ve 314’ün düzenlenmiş ve sistematikleştirilmiş halidir, ciddi farklılık içermemektedir.

Adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde bu mevzuda bir karar verilinceye kadar senet aslabir işleme mevzu alınamazken resmi senetlerdeki yazı yada imza inkârında senetteki yazı yada imzanın sahteliği, sadece mahkeme kararıyla sabit olursa, bu senet herhangi bir işleme esas alınmaz (209/ 1-2)[42]. Resmi senedin işleme esas alınmaması için sahteliğinin mahkeme sonucuyla sabit olmasının gerekmesi resmi senede duyulan güvenden meydana gelen bir düzenlemedir. Mezkûr maddenin 3. Fıkrasında düzenlenen senede dayanılarak verilmiş olan ihtiyati önlem, o senet hakkındaki sahtelik iddiasından etkilenmez ve gerektiğinde senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir düzenlemesi 1086 sayılı kanundan farklı bir vaziyet ihtiva etmemektedir. Güvenli elektronik imzalı belgelerin inkârı halinde hâkim veriyi inkâr edeni dinledikten sonrasında bir kanaate varamamışsa bilirkişi incelemesine başvurur (m. 210). Güvenli elektronik imzalı belgeler teknik bilgi gerektirdiğinden uzman kişilerce yapılacak olan inceleme ile belgenin feyk olup olmadığı ortaya çıkacaktır.

Adi senetteki sahtelik incelemesi mevzusunda HMK 211[43]uygulanacaktır. Hükme nazaran tarafların eşitliği ve hukuki dinlenilme hakkına uygun olarak karşı tarafın da açıklamaları dikkate alınarak sırasıyla şu işlemler yapılacaktır. Başat yazıyı veya imzayı inkâr eden tarafa isticvap edileceğine dair meşruhatlı bir davetiye gönderir ve belirtilen günde hazır bulunmazsa inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı yada imzayı ikrar etmiş sayılacağı bildirilir. İsticvaptan sonra bir kanaat edinememişse bu kişiye yazı yazdırıp imza attırarak (istiktap) belge ve öteki delilleri değerlendirir. Bu aşamada karar verilebilirse gerekçesiyle sonucun verilmesi gerekir. Hakim kati bir kanaate varamazsa bilirkişi incelemesi yapmış oldurır, bilirkişi incelemesinden önce tatbike medar-karşılaştırmaya elverişli- yazı ve imza varsa ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi bu yazı ve imzalarla o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak araştırma yapar. Bilirkişi gerek görürse tarafın huzurunda yeniden yazı yazmasını yada imza atmasını mahkemeden talep edebilir

İspat hukuku açısından önemli olan senet metninin sâdır olduğu kişiye aidiyetidir, kaide olarak bu aidiyet imza ile belirlenir[44]. Kanun hükmünde yazının inkârından da bahsedilmektedir. Açıkçası buradaki yazı inkârı borçlunun senetteki yazıyı kendisi yazmadığından dolayı bir sahtelik iddiası değildir. Çünkü, senedin unsurlarından bahsederken kişinin borçlu olduğu yönündeki iradesinin yazılı olarak dış dünyada tecessüm etmesi gerektiğini ve borçludan sadır olmasının da bireyin imzasıyla söz mevzusu olacağını ifade ettik. Yazılılık unsurunda yazan kişinin ne olursa olsun borçlu olması gerekmez. Bilgisayarda yazılmış bir metin de, matbu şekilde oluşturulmuş bir form da senet olabilir. Borçludan başka alacaklı da senetteki içinde ne olduğu yazmış olabilir[45]. Ancak asıl önemli olan bu içinde ne olduğu borçlunun imzasıyla kabul ettiğini göstermiş olmasıdır.

Adi senetlerde yazının inkârı ise, delil başlangıcında yazılılık söz konusuysa ve delil başlangıcının borçludan sadır olduğu iddiası yazılı olmasına dayanıyorsa söz mevzusu olabilir. Ancak maddede senet dendiği için ve delil başlangıcı senet olmadığından dolayı bu hüküm delil başlangıcında da uygulanabilir mi tartışılabilir. Beyaza imza atılmış olduğunda ve aradaki anlaşmaya aykırı olarak sözleşmenin doldurulduğunu borçlu iddia ettiğinde yazılı bir metinde borçlu ben bu yazıyı yazmadım diyorsa, hakim yine bu yazının borçlu tarafınca yazılmış olup olmadığını HMK 209’daki durumda inceleyebilecektir. Böylece yazıyı borçlunun yazdığı kanaatini edinirse sahtecilik iddiasını reddedecektir.

Bir senedin feyk olduğu kararı kesinleşince senedin altına feyk olduğu yazılarak senet iptal olunur. Resmi senetlerde, senedin ilgili dairedeki aslı da bu yolla iptal olunur (m. 212). Feyk senedin iptaliyle ilgili HUMK 318 korunmuştur. Ancak haksız yere sahtelik iddiasında kısmen değişiklikler yapılmıştır. Sahtelik iddiası sonunda haksız çıkan taraf fenaniyetli ise bu sebeple ertelenen her bir duruşma için celse harcına ve talep halinde şu sebeple diğer tarafın uğradığı zararları tazmin etmeye mahkûm edilir. Resmi senetteki imza veya yazı inkâr edildiğinde, yukarıdaki harç miktarı iki katı olarak uygulanır. Bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmesinden önce, tarafların sahteliğe ilişkin iddialarından vazgeçmeleri halinde, hâkim, tazminattan indirim yapabileceği gibi tazminata hükmetmeyebilir (m. 213).

Sahtelik iddiasında haksız çıkan tarafa yapmış oldurım uygulanabilmesi için fenaniyetli olma şartı getirilerek haklı olabilecek olan sahtelik iddialarına engel olunmamaya çalışılmıştır. Diğer tarafın tazminat alabilmesi için zararını ispat etmesi gerekir. Madde HUMK 313, 319 ve 320’nin karşılığını oluşturmaktadır. HUMK sahtelik iddiasının sonucunda tazminata hükmedilebilmesi için iddiada bulunanın fenaniyetli olma şartını aramamış, haksız çıkmasını kafi bulmuştur. Ayrıca tazminata hükmolunmasından başka ertelenen duruşma için celse harcına karar verileceğine dair yargı bulunmamaktadır. HMK’da ise HUMK 320’de yer alan sahtelik iddiasından feragatte mahkemenin feragati kabul edip etmemekte özgür olduğu hükmü yer almamaktadır. Kanımızca mahkeme feragatin kabul edilip edilmemesinde gene özgür olmalıdır.

4.7. Senetle İspat Zorunluluğu

Kanunun hakime delilleri serbestçe değerlendirme hakkı tanımadığı, delille bağlı olmasını öngördüğü hallerde kesin delille ispat zorunluluğu vardır. Senetle ispatın zorunluluğu kesin delille ispat zorunluluğunu ifade eder. Bu başlık altında senetle ispatın zorunlu olduğu halleri inceleyeceğiz.

6100 sayılı HMK’da 1086 sayılı HUMK’taki senetle ispat zorunluluğu halleri aynen kabul edilmiş, bir tek parasal sınır değiştirilmiştir. HMK 200 HUMK 288 ve 289. Maddelerin karşılığı olarak düzenlenmiştir. HMK 200[46]-Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbbeşyüz Türk Lirasını geçmiş olduğu takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bir hukuki işlemlerin miktar veya kıymeti ödeme yada borçtan kurtarma benzer biçimde bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz kanıtlama olunamaz.HMK’da HUMK’taki düzenleme parasal sınır dışında aynen korunmuştur.Senetle ispat sınırı 2005 senesinde tasarı komisyonundaki görüşmelerde beşyüz Türk Lirası olarak belirlenirken, aradan geçen altı yıl içinde paranın kıymet kaybı ve günümüz ekonomik koşulları içinde yüksek bir rakam olmadığı ve bu miktarda senet istenmesi aralarındaki ilişkiye zarar vereceği cihetiyle sınır ikibinbeşyüz Türk Lirasına çıkarılmıştır. Senetle kanıtlama sınırının bu kadar yükseltilmesi ve belge teriminin senetle ispat zorunluluğunun bir istisnası olan delil başlangıcı olması senetle kanıtlama zorunluluğunun uygulama alanını çok daraltılmıştır.Tanıkla ispat Cumhuriyet öncesi, Mecelle döneminde çok büyük öneme haiz iken günümüzde takdiri delil olan tanık çok fazla güvenilen bir kanıt değildir. Bu cümleden olarak takdiri delilin alanının genişletilip kanuni delillerin alanının bu kadar daraltılmasını ispat hukuku açısından isabetli bulmamaktayız.

Senetle ispat mecburiyetinin görünümü ikibinbeşyüz TL’yi geçen hukuki işlemler ile bu hukuki işlemlere karşı ileri sürülen iddialar içindir[47]. Senetle ispat mecburiyeti olabilmesi için bir hukuki işlemin kanıtlamaı söz mevzusu olmalıdır ve hukuki fiillerin senetle ispatı gerekmez[48]. Hukuki işlem hukuki bir sonucu elde etmek maksadıyla irade açıklamasında bulunmaktır[49]. Taraflar arasındaki karz akdi sözleşme kurulurken hazırlanmış bir senetle kanıtlama edilebilecekken bir haksız fiilin önceden düzenlenmiş bir senetle kanıtlama edilebilmesi mümkün olmayabilir. Hukuki işlemin borçlandırıcı işlem veya tasarruf işlemi olması arasında da bir fark yoktur, iki şekilde de şartları varsa hukuki işlemin senetle kanıtlamaı gerekir[50].

Aynı hukuki ilişkide tarafların farklı edimleri yerine getirmeleri halinde, her ikisinin edimini kanıtlama şekli farklı olabilir. Bir hizmet sözleşmesinde işçi, edimi olan işi görmüş olduğunü her türlü delille ispat edebilirken, işveren ödemeyi senetle kanıtlama etmelidir. Çünkü işi yerine getirilmesi bir fiildir, bunun senetle kanıtlamaına gerek yoktur, lakin, ödeme borcu sona erdiren bir sebep olarak senetle kanıtlama edilebilir[51].

Hukuki işlemin miktarı ve değeri yapıldığı andaki durumuna nazaran belirlenecektir. Davanın açıldığı andaki değer yapıldığı ana bakılırsa azca bile olsa yapıldığı andaki kıymet 2.500 TL’nin üzerindeyse senetle ispatı gerekecektir. Ek olarak hukuki işlemin tümünün değerine gore bir belirleme yapmak lazım gelir. Kısmi dava açıldığında senetle ispatı gereken meblağ dava edilmese bile fazlaya ilişkin haklar da dahil edilerek hukuki işlemin bütünü üzerinden senetle ispat edilecektir. A’ya 10.000 lira borcu olan B, A tarafından daha sonrasında 8.000 lira borcundan ibra edilse dahi 2000 lira olan alacağını A senetle ispat etmesi gerekecek, B’nin de 8.000 liralık ibrayı yine senetle kanıtlama etmesi lazım gelir. (Bir hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma(ibra) şeklinde herhangi bir sebeple 590 TL’yi aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz).Bu hukuki işlemlerin aksinin de yine senetle kanıtlama mecburiyeti vardır[52].

5. SENETLE İSPAT zorunluİYETİNİN İSTİSNALARI

5.1. HMK 203’teki İstisnalar

Senetle kanıtlama mecburiyetinin istisnalarını HMK 203’teki haller, kanıt başlangıcı bulunması,delil sözleşmesi yapılması ve kadastro mahkemesindeki yargılama oluşturur[53]. Bu hallerde senetle kanıtlama gerekmemekte, tanıkla ya da öteki takdiri delillerle ispat mümkün olabilmektedir. Bu halleri inceleyecek olursak:

1-Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler[54]-Yakın akrabalar arasında yapılan hukuki işlemlerde senet istenmesi aradaki güven duygusunu zedeleyebilir. Bundan dolayı yakın hısımlar arasındaki hukuki işlemlerin ispatında kanun koyucu senet mecburiyetinin istisnasını kabul etmiştir[55]. Burada eşler arasında evlilik birliği olduğu sırada yapılmış olan hukuki işlemlerde senetle ispat mecburiyetinin istisnası söz mevzusudur. Evlilik birliği daha sonrasında ortadan kalkmış olsa da hukuki işlemin yapıldığı anda resmi evlilik bağlarının olması gerekir. Bu maddedeki kural dışı senede karşı senetle ispat ikinci ana kuralının istisnası değildir. Zira yakın akrabalık ilişkisinde senet düzenlendiğinde tinsel imkansızlık ortadan kalkmış olacağından, bu senede karşı ileri sürülecek iddiaların da senetle ispat edilmesi gerekir.

2-İşin niteliğine ve tarafların durumlarına bakılırsa, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler[56].Tarafların aralarındaki ilişkiye göre senet düzenlemeleri imkânsız olmalıdır. Nişanlılar arasındaki, evlât edinen ile evlâtlık arasındaki ilişki senet düzenlemede manevi imkânsızlık oluşturur.

3-Yangın, deniz kazası, zelzele benzer biçimde senet alınmasında imkânsızlık veya olağanüstü kuvvetlik bulunan hâllerde yapılan işlemler.

4-Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları-Hata, hile[57], ikrah ve aşırı yararlanma-gabin- durumunda senetle kanıtlama mecburiyeti bulunmamaktadır, çünkü bu işlemlerin senede bağlanmasında maddi imkânsızlık vardır. Hilenin uygulanması diğerlerine gore daha fazladır.

5-Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları.-Tarafların muvazaa iddiaları istisna kapsamında değildir.

6-Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir vaka yada zorlayıcı bir nedenle veya usulüne nazaran teslim edilen bir memur elinde yada noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirecek kanıt yada emarelerin bulunması hâli.-Öncelikle senedin kaybolmasının kanıtlamaı gerekir ki bu konum tanıkla kanıtlamaı edilebilir, daha sonra da tanıkla hukuki işlem ispat edilebilecektir.

HMK 203. Maddede HUMK 293 ve 294 tek madde altında düzenlenerek dizgesel bir bütünlük oluşturulmuştur. Yeni düzenlemede HUMK’ tan farklı olarakcürümden mütevellit olsun olmasın tazminatı müstelzim fiillerbendi yer almamıştır. Tazminata müstelzim fiiller haksız fiillerdir ve haksız fiiller hukuki işlem olmayıp hukuki eylem[58]olduklarından kanıtlamaı için senet gerekmemektedir. Hukuki fiillerin bir kural dışı bulunduğunu düşünmemekteyiz, çünkü hukuki fiiller kaideın içerisinde değildir, senetle ispat mecburiyeti zaten hukuki fiilleri kapsamaz.

Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddialarının tanıkla kanıtlama edilebilmesi ise HUMK zamanında gerek Yargıtay kararlarında gerekse doktrinde biri olan görüştü. Bu bent yeni bir kaide getirmemektedir, dikkat edilmesi ihtiyaç duyulan nokta tarafların ve haleflerinin muvazaa iddialarının senede karşı senetle ispat zorunluluğundan dolayı tanıkla ispat edilemeyip senetle kanıtlama edilmesi gerektiğidir. Üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları ise bu durumun dışındadır. HUMK 293.Maddenin 5. Bendinde akitlerde hata, hile, gabin, cebir ve ikrah vukuu durumunda tanık kullanılabilir, senetle ispat gerekmez ifadesi yer almaktaydı. Oysa HMK irade fesadı halleri diyerek hata, hile ve ikrahı içerisine almasına karşın cebiri hükmün kapsamı dışında bırakmıştır. Bir ferdin bir hukuk işlemi yapması için zorlanması durumunda (örn: elinin zorla tutulup imza atılması) iradesi olmadığından ve hukuki işlem de irade beyanı olmadan kurulamayacağından burada bir hukuki işlem yoktur. Bu yokluk hali de her türlü delille ispatlanabilir. Dolayısıyla HMK’nın cebri kapsamına almaması bir eksiklik oluşturmaz.

5.2. Kanıt Başlangıcı

HUMK 292’de düzenlenen yazılı delil başlangıcı senetle kanıtlama mecburiyetine tanıkla beraber kullanılınca bir kural dışı teşkil etmekteydi. Senetle ispatı lâzımgelen hususlarda tahriri bir mukaddimei beyyinemevcut olursa şahit istimaı caizdir. Mukaddimei beyyine müddeabihin tamamen sübutuna kâfi olmamakla birlikte bunun vukuuna delâlet eden ve aleyhine ibraz edilmiş olan taraf canibinden verilen evrak ve vesaiktir.Yazılı kanıt başlangıcı[59]yalnız hukuki işlemlerin ispatında söz mevzusudur, nitekim kanun senetle kanıtlamaı lazım gelen hususlarda diyerek bu durumu göstermiştir. Senetle ispat zorunluluğu olmayan hususlarda yazılı kanıt başlangıcı delil olarak kullanılıp özgürçe değerlendirilebilir, ek olarak yazılı delil başlangıcı olarak bir hukuki nitelemeye tabi tutulması gerekmemektedir[60]. Senede karşı senetle kanıtlama mecburiyeti olan hallerde de yazılı delil başlangıcının ibrazı ve tanık ikamesiyle iddia durağan kılınabilir. Burada yazılı kanıt başlangıcı ile tanık delili birleşince senet seviyesine ulaşmamakta yazılı delil başlangıcı takdiri kanıt haline gelmektedir. Yazılı delil başlangıcı bulunması, o konuyu takdiri delillerle kanıtlama edilebilecek bir hale getirmektedir[61]. Nitekim HMK 202/1’inSenetle kanıtlama zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilirdemekle murat etmiş olduğu de budur.

Yazılı delil başlangıcının[62]unsurlarını kanuni tanımdan üç olarak belirleyebiliriz. Yazılı kanıt başlangıcı a) evrak ve vesaik olarak b) aleyhine ibraz olunan taraf canibinden verilmeli c) müddeabihin tamamen sübutuna kâfi olmamakla birlikte bunun vukuuna delâlet etmelidir. Yazılı delil başlangıcının maddi unsuru olan yazılı olması-evrak ve vesaik- en önemli özelliğiydi. Sadece HMK’da getirilen düzenlemeyle yazılı delil başlangıcının –evrak ve vesaik- yazılı olma zorunluluğu kaldırılmıştır. HMK 202/2 şu şekildedir:kanıt başlangıcı, iddia mevzusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi olası gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş yada gönderilmiş belgedir.

Görüldüğü üzere kanun koyucu yazılı delil başlangıcının tahriri olma zorunluluğunu kaldırıp bu takdiri delilin ismini kanıt başlangıcı olarak belirleyerek bu delilin alanını hayli genişletmiştir. Çünkü yazılı olma unsuru bir ses kaydının yazılı kanıt başlangıcı olmasına engel olurken, yazılı olma zorunluluğunun kaldırılmış olmasından dolayı ses kaydı kanıt başlangıcı olabilecektir. Evrak ve vesaik unsurunun yerine belge kavramı kullanılmıştır.

Yukarıda belirttiğimiz HMK 199’da yer alanuyuşmazlık mevzusu vakıaları ispata elverişli yazılı yada basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü yada ses kaydı benzer biçimde veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna gore belgedirhükmü esas alındığında senet niteliğine haiz olmayan bu tür belgeler şayet özelliklerini taşıyorlarsa delil başlangıcı olabileceklerdir. Kanıt başlangıcı olabilmenin şartı yazılı olma değil belge olmadır. Delil başlangıcının yazılı olma unsurunun kaldırılmasıyla belge olarak hukuki nitelendirilmesi meydana getirilen delillerin tanıkla birlikte senetle kanıtlama zorunluluğunu kaldırabileceği ortadadır. Haliyle bu durum senede ilişkin davalarda ciddi azalma görülebilir görüşümüzü haklı kılar niteliktedir.

Yazılı delil başlangıcının aleyhine ibraz olunan taraf canibinden verilmiş olmasını arayan HUMK’taki düzenleme günümüz Türkçesine çevrilerek muhafaza edilmiştir. Delil başlangıcının kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belge olması gerekir. HUMK’ta anlatılan "aleyhine ibraz edilmiş olan taraf canibinden verilen”ibaresinde geçen verilen ifadesini daha geniş olarak yorumlamak gerekmektedir, nitekim Yargıtay da "kanıt başlangıcının kesinlikle ilgiliye yöneltilmiş bir irade açıklamasını taşıyan bir belge olması şart değildir” demektedir vealeyhine ileri sürülen taraftan sadır olmakoşulı yeterli görülmüştür[63]. Kişiden sadır olma şartında elyazısı yada imza yazılı kanıt başlangıcının kişiden sadır olduğunu ispatlardı. Çünkü böylece belge ile birey arasında nesnel bir bağ oluşmaktadır. İmza yada yazı inkâr edilirse senetlerin inkârı halinde uygulanan kurallar yazılı delil başlangıcı açısından da söz konusu olacağından senetlerdeki gibi şahit dinlenemeyeceğine ilişkin gerekçeler yazılı kanıt başlangıcı açısından da geçerli olacaktır[64].

Yazılı delil başlangıcını bulan HUMK zamanında yazı, imza, parafla kişiden sadır olma unsuru gerçekleşiyordu, peki HMK’nın uygulanmaya başladığı 1 Ekim 2011’den sonrasında durum ne olacaktır? Belgenin yazılı olması ve kanıt başlangıcı niteliğine haiz olması durumunda HUMK’taki yazılı delil başlangıcının kişinin kendisinden sadır bulunduğunun kabulü için gerekli olan yazı, imza, paraf aidiyetinin gene aranması icap ettiğini, ancak herhangi bir inkâr söz konusu olursa doktrindeki baskın görüş olan HUMK 309, HMK 211’e gore inceleme yapılması lazım geldiğini düşünmekteyiz. Fiziksel belgelerde kişiden sadır olma imza veya el yazısı ile sağlandığından kişi ile belge içinde fizyolojik bir bağ kurulabilmektedir. Oysa elektronik ortamdaki elektronik imza ile hazırlanmış belgelerde fert ile belge arasındaki bağ farazi bir bağdır ve elektronik ortamdaki bir verideki elektronik imzanın inkârı durumunda bilirkişi ve öteki delillere başvurarak ayrıca 210. Maddedeki düzenleme de dikkate alınarak bir sonuca varılması gerekir[65].

Yazılı bir belge veya elektronik ortamdaki elektronik imzalı bir belgenin imza inkârı haricinde, öteki görüntülü yahut ses kayıtlı belgelerin ilinti unsuru inkâr edildiğinde birey tarafınca verilen veya gönderilen belge olup olmadığının bilirkişi ve diğer takdiri delillerle incelenmesi ve sonucunda belgenin delil başlangıcı olup olmadığı konusunda hâkimin kanaat getirmesi gerekir. Bilirkişi raporu nihayetinde başat belgenin kişiden sadır olduğuna kanaat getirirse delil başlangıcı olarak tanıkla birlikte sunulup iddianın kanıtlamaı mümkün olabilecektir.

İddia konusu hukuki işlemin tamamen kanıtlamaına kafi olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösterenifadesiyle kanun gerçeğe yakınlık unsurunu aramıştır. Gerçeğe yakınlık unsuru ise kanıtlamaı söz konusu olan hukuki işlemin bir yada birkaç unsurunu içeren deliller yada buna komşu vakıaları gösteren deliller tarafından sağlanabilir[66].

Borçlu tarafından el ile yazılmış fakat imzasız olan bir senet, bilgisayarla yazılıp imzalanmamış ancak paraf atılmış belge, zamanaşımına uğramış bono, kişinin vergi beyannamesindeki borçları[67]kanıt başlangıcı teşkil eder. Belgenin özgüımdan sadır olduğunun ispatlanamayacağı hallerde –onay edilmemiş mühürlü bir senet- kanıt başlangıcı teşkil etmez. Mührün düşman tarafından basılmış olup olmadığının ispatı objektif ölçüler içinde mümkün değildir[68]. Fax metni ek olarak imzalanmadıkça senet olmamakla beraber bir delil başlangıcı durumunda olabilir.

Fotokopilerin delil niteliği ise fazlaca tartışmalıdır[69]. Postacıoğlu fotokopinin yazılı kanıt başlangıcı olduğunu düşünmemesine karşılık, HMK’nın belge ve kanıt başlangıcı sistemiyle fotokopinin de kanıt başlangıcının özelliklerine haiz olması durumunda belge ve delil başlangıcı kavramlarına dahil olacağını düşünmekteyiz. Bu nedenle fotokopi bir borç ikrarında bulunan paraf veriyi bir belge durumunda tutarak kanıt başlangıcı yapabilecektir.

Ses kaydında veya fotoğraf, video şeklinde delil başlangıcı niteliğindeki belgelerde aleyhine kanıt olarak kullanılacak fert yahut temsilcisi vasıtasıyla bu belgelerin verilmesi yada gönderilmesi gerekir, aksi şekilde kanıt başlangıcı durumunda olmazlar. Bu belgeleri mahkemeye sunan tarafın belgelerin delil başlangıcı olduğunu ve düşman veya temsilcisi tarafınca kendisine gönderildiğini iddia ettiğinde hasım bu durumu inkâr ederse yukarıda belirttiğimiz benzer biçimde bilirkişi ve öteki delillerle bu belgelerin aidiyetini ispatlanacaktır. Diyebiliriz ki kanıt başlangıcının HMK 202’ye bakılırsa üç unsuru vardır: 1) Belge olmalı 2) Bu belge kendisine karşı ileri sürülen kimse yada temsilcisi tarafınca verilmiş veya gönderilmiş olmalı 3) kanıt başlangıcı iddia edilen hukuki işlemi tam olarak ispat edemese de muhtemel göstermelidir.

HMK 202/1’desenetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde kanıt başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilirifadesinde geçen tanık delilini geniş yorumlayarak her türlü takdiri delil demek daha isabetli olacaktır. Konuralp’e nazaran: (Yazılı) kanıt başlangıcının ispat gücü farklılık oluşturabileceğinden kanıt başlangıcı ile beraber tanık dinletilmesinin zorunlu olup olmadığı duruma göre değişebilir. Delil başlangıcı komşu vakıaları içermesi halinde şahit beyanına başvurabilmek için yardımcı bir kanıt niteliği taşıyorsa tanık deliline başvurmak zorunlu olacaktır, ancak kanıt başlangıcı ispatı söz konusu hukuki işlemin unsurlarını ikna edici bir şekilde doğruluyorsa bu takdirde şahit beyanına başvurmak zorunlu olmamalıdır[70].

Nitekim HMKİddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına kafi olmamakla beraber, söz konusu hukuki işlemi olası gösterendiyerek HUMK’tan ayrılmamış ve ispatına kafi olmamasını delil başlangıcının bir özelliği olarak öngörmüştür. İspatına kafi olması durumunda o belge kanıt başlangıcı olmaktan çıkacak ve koşulları varsa senet niteliğinde olacaktır[71]. Dolayısıyla ispat gücü ne kadar güçlü olursa olsun delil başlangıcının bir takdiri delil bulunduğunu, tanıkla birlikte ileri sürülünce ancak senetle kanıtlama zorunluluğunu kaldıracağını düşünmekteyiz.

Üstündağ’ın ifadesine bakılırsa "Tahriri beyine başlangıcı bulunan hallerde hakim, kanaatini takviye için şahit dinleyebilir. Hatta başat bu durumda re’sen yemin de teklif edebilir.”[72]HUMK döneminde hakimin re’sen yemin teklif etme yetkisi vardı. Ancak HMK re’sen yemin teklif etme müessesini kaldırdı. Bu durumda hakim vakıanın kanıtlamaı mevzusunda delil başlangıcı ile birlikte başka bir takdiri kanıt değerlendirmesi sonucunda tam bir kanaate varamamışsa vakıa ispatlanamamış olacaktır. Çünkü kanıt başlangıcı ile şahit birleşince senet niteliğine haiz olmamaktadır, ikisi hâla takdiri delildir, bu nedenle de hakimin bu delilleri serbestçe değerlendirme yetkisi vardır. Senet kuvvetine hasıl olsaydılar hakim bu delillerle bağlı olacaktı. Dolayısıyla diyebiliriz ki artık hakim re’sen yemin teklif edemeyeceğinden vakıanın ispatı kanıt başlangıcı ve tanığın gücü suretinde söz mevzusu olacaktır.

5.6. Kanıt Sözleşmesi

kanıt sözleşmesi ya mevcut delillerin daraltılması-bir konunun sadece belirli bir delille ispat edilebileceği- veya delillerin genişletilmesi -bir vakıanın ispatının kanunun öngördüğü deliller dışındaki delillerle de gerçekleştirilebileceği- şekillerinde yapılabilir[73]. Delil sözleşmesi dava açılmadan önce, dava açıldıktan sonrasında, duruşma esnasında dahi yapılabilir. Delil sözleşmesi yalnızca taraflarca hazırlama ilkesinin geçerli olduğu davalarda uygulama alanı bulabilir, çünkü re’sen araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda tarafların talebine gerek olmadan her türlü kanıt incelenebilir[74].

HMK 193 kanıt sözleşmesini düzenlemiştir. Hükme nazaran:Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle kanıtlamaı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle kanıtlamaını kararlaştırabilecekleri benzer biçimde; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil yada delillerle kanıtlamaını kabul edebilirler.Taraflardan birinin kanıtlama hakkının kullanımını imkânsız kılan yada olağanüstü güçleştiren kanıt sözleşmeleri geçersizdir.Hükümden anlaşıldığı üzere zımni kanıt sözleşmesi yapılması mümkün değildir, taraflar ya yazılı olarak kendi aralarında ya da mahkeme önünde tutanağa geçirilerek delil sözleşmesi yapabilirler. HUMK’ta bu hüküm şöyleydi: İki tarafça belirli deliller ile kanıtlamaı tahriren kabul edilmiş olan yada muhakeme esnasında olveçhile beyinlerinde karar verildiği ikrar olunan maddeler hakkında başka kanıt kabul olunmaz.Kanıt sözleşmesi sınırları ve türleri de belirtilerek yine düzenlenmiştir.İki kanun da kanıt sözleşmesinin geçerlilik şartını yazılı olmasına bağlamamıştır. Delil sözleşmesi sözlü olarak da yapılabilir, sadece HMKmahkeme önünde rapora geçirilecek imzalı beyanlarıyladiyerek sözlü meydana getirilen kanıt sözleşmesinin tutanağa geçirilmesi gerekliliğini kabul etmiştir.

Kanıt sözleşmesi bir usul sözleşmesidir, maddi hukuk sözleşmesinin bir şartı şeklinde yapılabileceği gibi taraflar dava açıldıktan sonra yazılı olarak da bir delil sözleşmesi yapabilirler[75]. Sözlü kanıt sözleşmesinin davada kanıtlama edilmesi gerekir, tarafların dava esnasında delil sözleşmesi yapmaları da beyanlarının duruşma raporuna geçirilerek imzalamaları suretiyle olur[76]. HMK 200/2’de açıklandıği üzerebu madde uyarmanca senetle kanıtlamaı gereken husu

KAYNAK: http://www.ankahukuk.com/icerik/senet-se...stisnalari
10.01.2017 14:42
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
Yeni Yorum Gönder 


Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi

İletişim | Adalet ve Hukuk Forumu | Yukarı Git | İçeriğe Git | Arşiv | RSS Beslemesi