Yeni Yorum Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Rehnin Paraya Çevrilmesi Yoluyla İlamlı Takip
Yazar Konu
mavigece Çevrimdışı
Yeni Üye
*
Üye Grubu

Yorum Sayısı: 47
Üyelik Tarihi: 09.01.2017
Yorum: #1
Rehnin Paraya Çevrilmesi Yoluyla İlamlı Takip
İcra ve İflas Kanunu’nun “Rehnin Paraya Çevrilmesi yöntemiyle Takip” başlıklı Beşinci Babı, göç eder rehninin paraya çevrilmesi (m.145-147) ile ipoteğin paraya çevrilmesini (m.148-150d) ayrı ayrı düzenlemekte; ipoteğin paraya çevrilmesi bölümünde ise “ilamlı” takip (m.149-149a, m.150h) ile “ilamsız” takibi (149b-150-a) ayrı hükümlere doğal olarak tutmaktadır.

Çalışma mevzumuz olan “Rehnin Paraya Çevrilmesi kanalıyla İlamlı Takip”e geçmeden önce rehin hakkıyla ilgili genel bir bilgi vermek gerekirse; Rehin hakkı, bir alacak yerine getirilmediği takdirde, hak sahibine bir taşınmaz yada göç eder mülkiyetini veya bir başka hakkı paraya çevirmek ve elde edilen meblağdan öncelikle alacağını almak yetkisini veren sınırlı bir ayni haktır. 1 Rehin hakları Türk uygar Kanunu’nun (MK) eşya hukukuna ilişkin dördüncü kitabında 850- 972. Maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bu maddelerden 939 vd. Maddelerinde menkul rehni, 850 vd. Maddelerinde gayrimenkul rehni, 881 vd. Maddelerinde ipotek, 898 vd. Maddelerinde ipotekli borç senedi, 903 vd. Maddelerinde irad senedi ve 954 vd. Maddelerinde ise alacaklar ve diğer haklar üzerinde rehin konusu düzenlenmiştir.
.

Rehin hakkı, bir taşınmaz üzerinde kurulursa, taşınmaz rehninden bahsedilir (MK m.850-938).2 Taşınmaz rehni, hak sahibine bir taşınmazın değerinden alacağını elde etme yetkisi veren sınırlı bir ayni haktır. Tüm taşınmaz rehinlerinde ortak olan düşünce bir taşınmazın alacağın teminatını teşkil etmesidir. Hak sahibi, şartların gerçekleşmesi ile rehin konusu taşınmazı icra organlarınca paraya çevirterek, alacağını öncelikle elde etme yetkisine sahiptir. Hak sahibi, bu ayni hakkını bütün üçüncü kişilere, özellikle taşınmaz malikinin diğer alacaklılarına karşı ileri sürebilir.3
 
 çağdaş Kanunumuzun taşınmaz rehni sistemi, tutumsal gereksinimlar açısından iki amacın gerçekleşmesine yöneliktir.

İlk olarak, Roma Hukukundan beri rehin hakkına yükletilen, kişisel alacağı güvence altına alma görevi.
İkinci olarak da, çağıl ihtiyaçların ortaya çıkardığı arazi değerinin geçerlilik ettirilmesi görevi.
Her iki görevin yerine getirilmesinde taşınmaz rehni araç olarak kullanılmaktadır.
Taşınmaz rehninin yalnız kişisel alacağı teminat altına almak görevini yüklendiği hallerde rehin hakkı alacağa bağlı bir ışık’i hak olarak gaslıkmektedir. Rehin hakkı öyleyse alacağın mukadderatına tabidir.4
Taşınmaz rehninin arazi kıymetini geçerlilik ettirme görevini yüklendiği hallerde, arazi değeri bağımsızlaştırılarak buna geçerlilik kabiliyeti sağlanmaktadır. Bunun için taşınmazın farazi kıymet parçalarına bölünebileceği ve taşınmaz rehninin, taşınmaz değerinin bir parçası ile sınırlandırılarak kurulabileceği kabul edilerek, bir alacağın taşınmazın bir değer parçası ile güvence altına alınması mümkün kılınmıştır. Uygar Kanun, bu kısmi değerleri temsilen kıymetli evrak düzenlenmesini öngörmüştür. Kıymetli evrakın düzenlenmesi ile, söz mevzusu olabilecek bir temel alacak yenileme ile nihayetlenmiştir. Taşınmaz rehni bu temel alacaktan tamamen bağımsızdır ve sadece kıymetli evrakta dünyaya gelecek olan soyut alacağı teminat altına alır. Böylece kıymetli evrakta hem bir soyut alacak, aynı zamanda bunu güvence altına alan o değerdeki taşınmaz rehni hakkı mündemiçtir. Kıymetli evrak el değiştirdikçe, taşınmazın değer parçası da geçerlilik etmektedir.5
Yukarıdaki fakatçları karşılayabilecek tek bir taşınmaz rehni türü bulmak imkansızdır. Bu yüzden çağdaş Kanun bu fakatçları gerçekleştirmek için temelde birleşen ancak hukuki düzenleniş tarzları açısından birbirinden ayrılan üç tür taşınmaz rehni düzenlemiştir. Kişisel alacağı teminat altına alma görevini karşılamak üzere “ipotek”, arazi değerini tedavül ettirmek görevinin aracı olarak “ipotekli borç senedi” ve “irat senedi”. Bu üç taşınmaz rehni çeşidi haricinde, başka bir taşınmaz rehni türü kurulamaz. (MK. M.850)
Taşınmaz rehni çeşitlerini birbirinden ayıran kıstaslar, alacak ile rehin hakkının karşılıklı ilişkisi; kişisel mesuliyet ve taşınmaz ile sorumluluğun karşılıklı durumları; rehinli alacaklı ile rehin borçlusunun hukuki durumlarıdır.
Bu kıstaslar açısından her üç taşınmaz rehni çeşidinin durumu doğrusu şöyledir:

 İPOTEK
 
İpotek, bir kişisel alacağın teminat altına alınması amacını güder. MK.M.881’e nazaran, ipotek halen mevcut yada henüz doğmamış olmakla birlikte ileride doğması kesin ya da olası olan bir alacağı teminat altına almak için kurulur. İpotek, güvence altına alınan alacağa bağlı bir haktır. Geçerli bir alacak olmadan, geçerli bir ipotek de olmaz. Bir alacağı güvence altına almak için ipotek kurulunca, borçlunun kişisel sorumluluğu devam eder; bu sorumluluğun yanında ipotek dolayısıyla taşınmaz ile sorumluluk doğmuş olur. Taşınmazın paraya çevrilmesinden elde edilmiş meblağ alacağı karşılamazsa rehinli alacaklı borçlunun diğer malvarlığı değerlerine de başvurabilir. İpotekli taşınmaz üzerindeki mülkiyetin, edim borçlusunun tayini açısından aslabir fonksiyonu yoktur. Borçlu sıfatıyla ipotekli taşınmazda mülkiyet hakkı sahipliğinin birbiriyle ilişkisi yoktur. İpotek, eşyaya bağlı borç doğurmaz. İpotekli taşınmaz maliki, malik olduğundan borçlu değildir. Borcu sadece kendisiyle alacak arasındaki bir temel borç ilişkisinden doğabilir. Bundan dolayı de borçlunun mutlaka ipotekli taşınmazın maliki olması gerekmez (MK. M.881/f.2). Taşınmaz maliki, bir üçüncü ferdin borcu için taşınmazı üzerinde alacaklı lehine ipotek kurabilir. Bu halde ipotekli taşınmaz maliki borçlu duruma gelmez; borç dolayısıyla kişisel sorumluluğu yoktur.6
 
 İRAT SENEDİ
 
İrat senedi taşınmazın değerini tedavül ettirmek amacına yönelmiştir. Taşınmaz kıymeti bağlarımsızlaştırılmıştır. Bağlarımsızlaştırılan bu değer, taşınmazdan ödenmesi gerekli bir para borcu biçiminde bir yükümlülük olarak taşınmaza yükletilmiştir. Doğrusu bir para borcunun ifası ve bunun taşınmazın değeri ile teminat altına alınması yükün içeriğini teşkil etmektedir. Bu kıymet için irat senedi denilen bir kıymetli evrak düzenlenecektir. İrat senedinin düzenlenmesi ile soyut bir borç doğar. Eğer irat senedi ile güvence altına alınmak istenen bir temel alacak söz konusu ise, bu alacak yenileme dolayısıyla sonlanmıştır (MK. M.910). İrat senedi, hem alacağı bununla birlikte bunu güvence altına alan taşınmaz rehnini kapsar.
İrat senedinde borçlunun borçtan dolayı sorumluluğu, sadece taşınmazla sınırlı ayni sorumluluktur. Bunun yanında borçlunun kişisel sorumluluğu söz konusu edilemez (MK. M.903/f.3). Kıymetli evrakta mündemiç borç ifa edilmezse, rehinli alacaklı sadece teminat teşkil eden taşınmazı paraya çevirerek alacağını elde eder. Taşınmazın paraya çevrilmesinden elde edilen meblağ alacağı karşılamazsa, karşılanmayan kısım için alacaklı borçlunun diğer malvarlığı değerlerine başvuramaz.
 
 İrat senedinde mündemiç borç bir eşyaya bağlı borçtur. İpotekten farklı olarak borçlu, güvence teşkil eden taşınmazın mülkiyetine nazaran belirleme olunur. İrat senedi borçlusu, yüklü taşınmaza kim malikse odur.
 
İPOTEKLİ BORÇ SENEDİ
 
İpotekli borç senedi, hem kişisel sorumluluğun sürdüğü, hem de taşınmaz değerinin geçerlilikünün mümkün olduğu bir taşınmaz rehni çeşididir. Taşınmazın kıymeti bağımsızlaştırılmış ve “ipotekli borç senedi” adı verilen kıymetli evraka bağlanarak tedavülü sağlanmıştır. Senedin düzenlenmesiyle bir soyut alacak doğar ve güvence altına alınmak istenen bir temel alacak var ise, senedin yenileme etkisi dolayısıyla sona erer. (MK. M. 910) teminat gösterilen taşınmaz sadece bu senetten doğan alacağın güvenceını teşkil eder.
İpotekli borç senedinden dünyaya gelen borçtan dolayı, hem borçlunun kişisel sorumluluğu, hem de taşınmaz ile sorumluluğu söz mevzusudur. Borçlu, borcunu ödemezse, taşınmaz paraya çevrilir. Elde edilmiş meblağ, alacağı karşılamazsa, borçlunun öteki malvarlığı değerlerine başvurulabilir.
İpotekli borç senedinde, irat senedinden farklı olarak bir eşyaya bağlı borç ilişkisi kurulmamıştır: senetteki borç dolayısıyla borçluluk, güvence teşkil eden taşınmazın mülkiyetine bağlanmış değildir. Bu yüzden taşınmazın maliki ile ipotekli borç senedi maliki, bir başkasının ipotekli borç senedi borcu için taşınmazını teminat gösterebilir (MK. M. 901) 7
Buraya kadar rehin hakkı teriminı, taşınmaz rehnini ve çağdaş Kanunumuzda yer edinen taşınmaz rehni türlerini genel olarak inceledik. Şimdi, rehinle temin edilmiş olan para alacaklarının (rehinli alacakların) cebri icra yolu ile nasıl alınacağını inceleyeceğiz.
 
 1. REHNİN PARAYA ÇEVRİLMESİ YOLUNA BAŞVURMA ZORUNLULUĞU
 
 İcra ve İflas Kanunu’nun 45. Maddesinde yer alan bu kural, doktrin ve Yargı içtihatlarında “ilk önce rehnin paraya çevrilmesi yoluna başvurma zorunluluğu” 8, “önce rehne müracaat kuralı” 9gibi terimlerle ifade edilmektedir.

İsviçre Federal Mahkemesi, önce rehne başvurma kuralının amacını şöyle açıklamaktadır:

“ Önce rehne başvurma kaideı, gerekçesini borçlunun rehinli malları borçlarını ödemek için ihtiyaç duyduğu meblağı elde etmek üzere özgürçe paraya çevirme olanağına sahip olmamasında ve bunun sonucu olarak, haciz yada iflas kanalıyla takip edilmesi halinde, borcunu rehinli malı satmakla ödeyebilecek durumda olmasına rağmen, öteki mallarının paraya çevrilmesi ve hatta batkı sonucuna katlanmak mecburiyetinde kalabilecek olmasında buluır. Esasen alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi halinde alacağını bu rehnin kıymeti üzerinden eğitim etmek için rehin almıştır. Bundan dolayı alacaklının öncelikle rehne başvurmak zorunda olduğu, bir kural olarak kabul edilir .” 10
 
Önce rehne başvurma kaideı, borçlunun yanında borçlunun rehinli alacaklı dışındaki alacaklılarını da korumakta ve usul ekonomisine hizmet etmektedir. Öncelikle, rehnin paraya çevrilmesi yöntemiyle takip, takibin kesinleştirilmesi aşamasından sonra hemen (araya haciz işlemi girmeden) paraya çevirme aşamasına geçilmesine olanak veren ve bu nedenle haciz kanalıyla takibe bakılırsa daha çabuk sonuçlandırılabilen bir takip yolu olduğundan, önce rehne başvurma kaideı, gereksiz haciz yöntemiyle takipleri önleyerek usul ekonomisine hizmet etmektedir.
 
ayrıca rehinli alacaklının öncelikle rehnin paraya çevrilmesi yoluna başvurması sağlanarak, rehinli mal dışındaki haczi kabil malların öteki alacaklılar tarafınca birinci sırada haczine imkan verilmektedir. Bu kural olmasa idi, rehinli alacaklı rehnin paraya çevrilmesi yolunu her zaman müracaat edebileceği bir imkan olarak bir yanda saklayarak, öncelikle ve öteki teminatsız alacaklılarla rekabet halinde haciz yoluyla takibe girişebilecek ve “ alacaklıların müşterek rehni makamında olan” (bkz. İİK m.311, bent 1) diğer malları haczettirebilecek idi. Rehinli alacaklının bu şekilde, rehnin alacağı karşılayıp karşılamayacağı henüz belli olmadan haciz yoluyla takibe girişmesi, diğer alacaklıların ve cebri icra organlarının hacze iştirak (İİK m.100) ve sıra cetveli (İİK m. 140-142) uygulamaları ile gereksiz yere meşgul edilmesine yol açardı.11
Sonuç olarak, alacağı bir rehinle12 temin edilmiş olan alacaklı (rehin alacaklısı) alacağını cebri icra yolu ile almak isterse (kaide olarak) en önce rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapmak zorundadır; (ilamsız veya ilamlı) haciz yoluna (ve borçlu iflasa doğal olarak ise iflas yoluna) başvuramaz. (İİK m.45) Başvurursa icra müdürü bu istemi re’sen reddetmek zorundadır.
İlk önce başvurulan rehnin paraya çevrilmesi yolunda, icra dairesi rehnedilen malı satar ve bedeli ile rehin alacaklısının alacağını öder. Satış bedeli rehinli alacağı karşılamaya yetmezse, işte o zaman rehin alacaklısı karşılanamayan alacak kesimi için (ilamsız yada ilamlı) haciz (yada borçlu iflasa doğal olarak ise iflas) yolu ile takip yapabilir (m.45,I,c.2;152,II).
Bu kaideın bazı istisnaları vardır. Aşağıdaki hallerde, rehin alacaklısı, öncelikle rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapmadan, (ilamsız, ilamlı) haciz veya (borçlu iflasa doğal olarak ise) batkı yollarından birine başvurabilir:
1) İİK’nun önce rehne başvurma kaideı hakkındaki 3. Fıkrası, kambiyo senetlerine dayanan takip ile alakalı 167. Maddenin saklı bulunduğunu belirtmekte: İİK m.167 ise alacağı kambiyo senedine bağlanmış olan alacaklının “ alacak rehinle temin edilmiş olsa bile” kambiyo senetlerine dayalı haciz ve batkı yöntemiyle takip usullerine göre takip yapabileceğini ifade etmektedir.
Yargıtay kararlarında bugün kabul edilen görüşe nazaran, alacağı kambiyo senetlerine dayanan alacaklı, tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla, ipoteğin paraya çevrilmesi yöntemiyle takip ile haciz veya batkı yoluyla takibi aynı anda da yapabilir. 13
 
2) Rehnedilen taşınmazın minik meblağlar için paraya çevrilmesine engel olmak için konulmuş olan İİK m. 45,f.4 ‘e gore, taşınmaz rehniyle güvence altına alınmış faiz yada senelik taksit alacakları, rehnin paraya çevrilmesi gerekmeden, haciz veya iflas yöntemiyle takip edilebilir.
3)Borçlar Kanunu’nun adi kefilin savunma imkanlarını düzenleyen hükümlerine nazaran, alacak kefalet sözleşmesinden önce veya kefalet sözleşmesi ile bununla birlikte rehinle güvence alınmış ise, adi kefalette kefil, alacağın öncelikle rehinli malın bedelinden karşılanmasını talep edebilir (BK m.486, f.2, 1. Cümle).
Kefilin bu hakkını kullanması halinde, kefile başvurulabilmesi için öncelikle asıl borçlu veya rehin veren üçüncü kişi aleyhine meydana getirilen rehnin paraya çevrilmesi kanalıyla takibin tamamlanmış ve kesin rehin açığı belgesi alınmış olması gerekir. Borçlar Kanunundaki bu hüküm, adi kefilin yararlanabileceği maddi hukuka ilişkin bir def’i ifade etmektedir. Sadece, kefilin rehnin paraya çevrilmesi def’inin istisnası olan BK. M.486, fıkra 2 nin son cümlesine göre “borçlu müflis ise” rehnin paraya çevrilmesi defi uygulanmaz. Alacaklı rehnin batkı idaresi tarafınca paraya çevrilmesini beklemeden, adi kefili de haciz yada batkı yöntemiyle takip edebilir. Böylelikle, borçlunun batkıından sonra adi kefile karşı yapılacak takiplerin önce rehne başvurma kaideının istisnaları arasında sayılması gerektiği kanısındayız14.
4) BK. M.487/1 şöyledir: “Kefil borçlu ile beraber müteselsil kefil ve ortaklaşa müteselsil borçlu sıfatı ile veya bu benzer biçimde öteki sıfatla borcun ifasını deruhte etmiş ise alacaklı aslolan borçluya müracaat ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden evvelde kefil aleyhinde kovuşturma icra edebilir.”
Esas olarak kefilin savunma imkanlarına ilişkin bir maddi hukuk hükmü olan bu maddeye gore, adi kefil için öngörülmüş olan (ve borçlunun iflası haline ilişkin istisnası yukarıda açıklanan) “rehnin paraya çevrilmesi def’i” müteselsil kefil hakkında uygulanmaz. Buna gore, alacaklı aslolan borçlu aleyhine rehnin paraya çevrilmesi yöntemiyle takip yapmadan veya aslolan borçluya karşı başlattığı rehnin paraya çevrilmesi ile takip devam ederken, önce rehne başvurma kuralı ile karşılaşmadan müteselsil kefil aleyhine haciz veya iflas kanalıyla takip yapabilmelidir15.
 
 2. REHNİN PARAYA ÇEVRİLMESİ YOLU İLE TAKİP
 
I- Alacaklının alacağı teminatlı veya teminatsız olabilir. Alacağın güvence altına alınmış olması halinde, bu güvence şahsi veya ayni güvence olabilir. Adi ve müteselsil kefalet (BK.M.486,m.487) şahsi teminat olduğu halde, taşınır veya taşınmaz rehni (MK.M.939,m.881) ayni güvence teşkil eder.

Üzerinde alacaklı lehine rehin tesis edilen taşınır veya taşınmaz mal borçlu veya üçüncü kişiye ilişik olabilir. Rehnedilen taşınır yada taşınmaz malın üçüncü kişiye ait olması yada rehnin tesisinden sonrasında o malın mülkiyetini üçüncü bireyin kazanması halinde, alacaklı alacağını rehinli mal bedelinden eğitim için sadece üçüncü kişiye karşı rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takibe girişemez. Zira, rehinle güvence altına alınan borç üçüncü ferdin borcu değildir. Üçüncü fert yalnız başkasının borcunun güvenceı olarak kendi malı üzerinde alacaklı lehine rehin tesis etmiştir. Rehinli alacaklı, rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takibe borcu rehinle güvence altına alınmış borçluya karşı girişir. İtiraz ederek yada takip konusu borcu ödeyerek rehinli malının satılmasını önlemekte menfaati olduğundan üçüncü kişiye de ödeme veya icra emri tebliğ edilmesini kanun öngörmüştür.
Alacağın rehinle güvence altına alınmasından kasıt, vade geldiğinde alacağın ödenmemesi halinde, alacaklının teminat teşkil eden taşınır veya taşınmaz malı belirli prosedürü izleyerek paraya çevirtip, elde edilmiş paradan alacağını alabilme olanağına sahip olmasıdır. Alacağı rehin ile teminat altına alınmış alacaklı, vadenin gelmesine karşın borcun ödenmemesi halinde, sadece rehnedilen malın bedeli ile tatmin olunabilir (MK.M.873 ve m.946/1).
Alacağın vadesinde ödenmemesi üzerine, alacaklı yerine onun teminatını teşkil eden merhun malın alacaklıya bırakılacağına dair antak kalma yapılamaz (MK.M.873/1, m.949)16.

II- 1) Taşınmaz üzerinde rehin hakkı, sadece o taşınmaz tapu sicilinde kayıtlı ise, tesis edilebilir. Tapuya kayıtlı olmayan taşınmazlar üzerinde rehin hakkı tesis edilemez (MK.M.853)
Bir taşınmaz üzerinde rehin hakkı (ipotek) tesis edildiği zaman, o taşınmazın ayrıntılar (eklenti) ve mütemmim cüz’ü (bütünleyici parça) üzerinde de rehin tesis edilmiş sayılır (MK.M.862/1).
Taşınmaz rehni (ipotek) tesis edildiğinde, nelerin güvence altına alınmış olacağını MK.M.875 düzenlemiştir. İpoteğin alacaklıya sağladığı teminat aşağıdaki kalemleri kapsar17.
 
- Anapara,
- Takip giderleri ve gecikme (temerrüt) faizi
- Rehnin paraya çevrilmesinin istendiği (borçlunun batkıı halinde ise, iflasın açıldığı) tarihe kadar muaccel olmuş 3yıllık faiz ve
- Son vadeden başlayarak işleyen faiz.
Kati borç (ana para) ipoteği, MK.M.875’de sayılan kalemlerin tüm bunlarnı kapsadığı biçimde, limit (azami meblağ-üst sınır) ipoteği, bir tek ipotek akit tablosundaki limit kadar alacağı güvence altına aldığından, alacaklı sadece belirtilen bu miktar ile sınırlı olarak takip yapabilir. Limitin haricinde kalan miktar adi alacak olup, haciz veya borçlu iflasa doğal olarak şahıslardan ise batkı yöntemiyle takip edilebilir.
2) göç eder rehninin tesisi ile nelerin güvence altına alınmış olacağını MK.M.946 düzenlemiştir. Taşınır rehninin alacaklıya sağladığı güvence, aşağıdaki kalemleri kapsar.
- asıl alacak,
- Sözleşme faizleri,
- Takip giderleri,
- Gecikme (temerrüt) faizi.
III- Rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip ikiye ayrılır.

1) göç eder rehninin paraya çevrilmesi yolu ile takip (m.145-147).
2) Taşınmaz rehninin (ipoteğin) paraya çevrilmesi yolu ile takip (m.148-150d).
Her iki takip yolu için ortaklaşa olan hükümler ise, İİK m.150e-153’de düzenlenmiştir.
Göç eder veya taşınmaz rehninin paraya çevrilmesi kanalıyla takip, ilamlı yada ilamsız olabilir. Alacak ve rehin hakkı bir ilama ya da ilam dengi (dengi) belgeye (m.38) dayanmıyorsa, izlenecek takip prosedürü ilamsız takip prosedürüdür .18
 
 3. REHNİN PARAYA ÇEVRİLMESİ kanalıyla İLAMLI TAKİP
I. Rehnin Paraya Çevrilmesi kanalıyla İlamlı Takip Prosedürü
A.Genel olarakAlacaklının, alacak hakkı ve rehin hakkı bir ilam yada ilam niteliğinde bir belge ile tespit edilmişse, alacaklı rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapabilir. Burada ilamların icrasına dair hükümler kıyasen uygulanacaktır (m.150/h).
B.Takip Talebi
Rehin alacaklısı icra memuru nezdinde takip talebinde bulunur. Gayrimenkul rehninde takip talebi ile birlikte ipotek akit tablosu da ibraz edilmelidir. Işyar, borçluya ve rehinli malın maliki 3.Kişiye icra emri gönderir. Gayrimenkullerde, ipotek akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva ettiği ve alacağın muaccel olduğu görülürse, icra memuru borçluya ve 3. şahsa birer icra emri gönderir (m.149).
C. İcra emri
İcra emri ilamlı takipte olduğu gibidir sadece şu hususlar farklıdır (m.149)
- Ödeme süresi, menkul rehninde 7 gün, ipotekte 30 gündür.
- Süresinde borç ödenmez ve icranın geri bırakılması hakkında bir karar getirilmezse alacaklının, rehnedilmiş malın satışı isteyebileceği ihtar edilir.
Borçlu borcun ödendiği yada ertelendiğini iddia ediyorsa, icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasını isteyebilir (m.149a/I) icranın geri bırakılmasında İİK m.33/I,II ve IV uygulanır. Buna göre borçlu itiraz sebeplerini, borcun ödenmiş bulunduğunu, ertelendiğini veya zamanaşımına uğradığını, bir tek m.33/I ve II deki belgelerden biriyle ispatlayabilecektir.
İİK m.149/a/I; "İcra mahkemesinin geri bırakılma isteminin reddine ilişkin kararına karşı istinaf yoluna başvuran borçlu yada üçüncü şahıs, takip konusu alacağın yüzde onbeşi nispetinde teminat yatırmadığı takdirde satış durmaz. Bölge adalet sarayı mahkemesince talebin reddi hâlinde bu teminat, ek olarak hükme hacet kalmaksızın alacaklıya tazminat olarak ödenir.
İİK m.33 ; " İcra emrinin bildirii üzerine borçlu yedi gün içinde arzuçe ile icra mahkemesine başvurarak borcun zamanaşımına uğradığı veya imhal veya itfa edilmiş olduğu itirazında bulunabilir. İtfa veya imha iddiası yetkili mercilerce re'sen yapılmış veya usulüne bakılırsa onaylama edilmiş yahut icra dairesinde veya icra mahkemesinde yada mahkeme önünde ikrar olunmuş senetle tevsik edilmiş olduğu takdirde icra geri bırakılır.
    İcra emrinin bildiriinden sonraki devrede tahakkuk etmiş itfa, imhal, yada zamanaşımına dayanan geri bırakma istekleri her süre yapılabilir. Bunlardan itfa yada imhale dayanan istekler mutlaka noterlikçe re'sen yapılmış veya onaylama olunmuş belgelere yada icra zaptına istinat ettirilmelidir.
    İcra mahkemesi geri bırakılma talebini reddettiği takdirde borçlu sadece istinaf yada temyiz yoluna müracaat süresi içinde alacağı karşılıyacak nakit veya mercice kabul edilecek taşınır rehin veya esham yada tahvilat yada taşınmaz rehni yahut muteber bir banka kefaleti göstermek şartiyle istinaf yada temyiz yoluna başvurabilir Borçlunun yeter malı mahcuz ise yada borçlunun talebi üzerine istinaf veya temyiz yoluna başvuru süresi içinde yeter malı haczedilmişse bu fıkrada yazılı güvenceı göstermeye lüzum yoktur.
    Borçlu olmadığı parayı ödemek mecburiyetinde kalan borçlunun 72 nci madde mucibince istirdat davası açarak paranın geriye verilmesini istemek hakkı saklıdır"
İcra mahkemesi borçlunun icranın geri bırakılması talebini reddi faraziyesinde borçlu bu kararı güvence yatırmadan temyiz edebilecektir. Fakat temyiz yoluna başvuran borçlu takip konusu alacağın %15 i oranında teminat yatırırsa, satışı durduracaktır (m.149a/II)19
 
II. Taşınır Rehninin Paraya Çevrilmesi yoluyla İlamlı Takip
 
Yukarıda bahsedilen ilamlı takip prosedürü taşınır rehinlerini de kapsadığından burada kısaca bahsedilip ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takibe geçilecektir.
Alacak yada göç eder bir mal üzerindeki rehin hakkı veya her ikisi bir ilama yada ilam niteliğindeki bir belgeye (m.38) bağlanmışsa, taşınır rehni sahibi alacaklı, rehnin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip yapabilir. Göç eder rehninin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takip, kanunda detaylı şekilde düzenlenmemiş, bu mevzuda ilamlı icraya ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanacağı genel olarak belirtilmiştir (m.150/h). Bu durumda da öncelikle 58. Maddeye bakılırsa rehin özellikleri de dikkate alınarak bir takip talebi doldurulur.
Takip talebini alan icra müdürü, borçluya var ise rehinli malın maliki 3. Kişiye 32. Maddeye nazaran bir icra emri gönderir. Bu icra emri ile borçluya 7 gün içinde borcu ödemez ve icranın geri bırakılmasına ilişkin bir karar (m.33, 36; HUMK m.443 vd.) getirmezse, rehinli malın satılacağı uyarı edilir. İcra emrini alan borçlu, 7 gün içinde borcu ödemez ve icranın geri bırakılması kararı da getirmezse, alacaklı rehnedilmiş olan taşınır malın satılmasını isteyebilir (m.150/e)20.
 
 III. İpoteğin Paraya Çevrilmesi yoluyla İlamlı Takip Prosedürü
A. Genel Olarak
İcra Hukukunda geçerli olan paraya çevirme ilkesi gereğince alacaklının, rehinli taşınmazın belli bir takip usulü neticesinde satılıp paraya çevrilmesi sonunda elde edilmiş meblağdan tatmini gerekir. İcra ve İflas Kanunu’nda rehnin paraya çevrilmesi yöntemiyle ilamlı ve ilamsız takibe ilişkin hükümler ek olarak düzenlenmiştir (İİK m.145 vd) 21.
İpotek, bir kişisel alacağın güvence altına alınması amacını güder. İpotek, halen mevcut veya henüz doğmamış olmakla beraber, ileride doğması kesin yahut olası olan bir alacağı teminat altına almak için kurulur22.

Kaide olarak mevcut bir alacak için kurulan ipotek bir anapara ipoteğidir23.
Anapara ipotekleri direkt doğruya borçlunun kayıtsız şartsız borç ikrarını yansıtır24. Borçlunun borcu kayıtsız şartsız kabul beyanı Tapu Dairesince düzenlenen resmi senede şerh edilir.
Alacağın henüz doğmadığı, ileride doğacağı veya doğması olası olan hallerde ise ipotek bir üst sınır ipoteğidir ve ipotek akit tablosu denilen resmi senede kayıtsız şartsız borç kabulünün geçirilmesi mümkün olmayacaktır. İşöyleyse, ipoteğin paraya çevrilmesi kanalıyla yapılacak olan takip, ancak ilamsız bir takip olabilir.
B. Anapara ve Üst Sınır İpotek ayrımının Takibin Türü Açısından Önemi

Anapara ve üst sınır ipoteğinin farkı, takibin türü ve ipoteğin sağladığı güvenceın kapsamını belirlemede önem taşır. Türk medeni Kanunu anapara ve üst sınır ipotek farkını, ipotekle alacak arasındaki ilişkinin yoğunluğunu esas almak suretiyle yapmıştır25. Türk ve İsviçre uygar Kanunlarında anapara ve üst sınır ipoteği ayrımına, esas itibariyle rehin kurulurken güvence altına alınan alacağın miktarının belli olup olmaması temel teşkil eder.
MK. M.851’e gore “ Taşınmaz rehni, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir. Alacağın miktarının belli olmaması halinde, alacaklının tüm istemlerini karşılayacak şekilde, taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır, taraflarca belirtilir.” Buna gore, bir alacağın miktarının belirli olduğu hallerde anapara ipoteği,; belirli olmadığı hallerde ise üst sınır ipoteği söz mevzusu olacaktır.
Görüldüğü gibi; Rehinle temin edilmek istenen alacağın belli olmaması, ileride doğacak veya doğması olası bir alacak özelliği taşıması faraziyesinde de, mevcut olmayan bir alacak için rehin tesis edilmesi mümkündür. Bu olanakı 851. Maddenin ikinci fıkrası tanımaktadır 26 .
Anapara ipoteğinin koşullarının oluştuğu hallerde, taraflar anapara ipoteği oluşturmak yerine, üst sınır ipoteği oluşturmayı tercih imkanına sahiptirler. Buna karşılık, alacağın belli olmadığı hallerde ancak üst sınır ipoteğinin kurulması mümkün olup, bu durumda anapara ipoteği tesis edilmesine cevaz yoktur.
Özellikle kredi hesabı, cari hesaptan dünyaya gelen alacaklar ve şarta bağlı alacaklar ile para borcu dışındaki verme, yapma veya yapmama borçları da üst sınır ipoteğiyle teminat altına alınabilen alacaklardır27.

Sadece alacak miktarının belirsiz olduğu durumlarda ipotek yalnızca üst sınır ipoteği olarak kurulabilecekken; alacak miktarının belirli olması halinde kurulacak olan ipotek kural olarak anapara ipoteği olacak, fakat bu halde tarafların anlaşmasına nazaran üst sınır ipoteği de kurulabilecektir28. O halde ipoteğin türünü tespit için tarafların rehin sözleşmesindeki iradesine bakmak gerekir. Sadece tarafların iradelerinin yorumlanması kanalıyla bir sonuca varılamazsa alacağın miktarının belli ve borcun mevcut olup olmadığına bakılır. İpotek tesis edilirken alacağın miktarının belirli ve borcun mevcut olması kaydıyla ipotek miktarı dışında faiz ve takip giderlerinin de rehin teminatından yararlanacağının öngörülmüş olması halinde tarafların anapara ipoteği oluşturmak istedikleri kabul edilebilecektir. Rehin sözleşmesinde ipoteğin alacağa bağlı olarak limitli tesis edilmiş olduğu hallerde üst sınır ipoteği olduğu kabul edilecektir29.
İpoteğin anapara veya üst sınır ipoteği olması, Türk Hukukunda, yapılacak takibin türü bakımından önem taşımaktadır. Kural olarak anapara ipoteğinin mevcut olduğu durumlarda ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip; üst sınır ipoteğinin mevcut olduğu durumlarda ise ipoteğin paraya çevrilmesi kanalıyla ilamsız takip yapılabileceği kabul edilmektedir. İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibin türü bakımından esas alınan kriter, ipoteğin türü olarak ortaya çıkar. Alışılmış şekilde mevcut ve miktarı belli alacaklar için anapara ipoteği, miktarı belli olmayan alacaklar içinse üst sınır ipoteği kurulmuş olması durumunda ipoteğin paraya çevrilmesi yöntemiyle takibin türünün (ilamlı mı ilamsız mı olacağının) tespiti mesele teşkil etmeyecektir30.
Alacağın miktarının belli ve borcun mevcut olması durumunda kaide olarak anapara ipoteği kurulabilecekken, tarafların iradesine nazaran üst sınır ipoteği tesis edilmesi halinde yapılacak takibin ilamlı mı ilamsız mı olacağının tespit edilmesi ise sorun teşkil edebilecektir. Zira kaide olarak ipoteğin paraya çevrilmesi yöntemiyle ilamlı takibin mevzusu, anapara ipoteğiyle güvence altına alınmış kesin bir borçtur. Şu biçimde kati ve miktarı belli bir alacağın anapara yerine üst sınır ipoteğiyle temin edilmiş olması halinde borçluya karşı ilamlı takip başlatılıp icra emri gönderilebilecek midir?
Bu soru BUDAK tarafınca pozitif cevaplanmıştır. Yazara bakılırsa, alacağın belirli ve borcun mevcut olması halinde, ipotek bir üst sınır ipoteği olarak kurulmuş olsa da ilamlı takip yapılarak borçluya icra emri gönderilmesi gerekmektedir. Hal böyle olunca, alacaklıya üst sınırı aşan faiz, takip gideri ve icra inkar tazminatı ödenmeyecek, sadece üst sınırı aşmamak kaydıyla üç yıldan daha eski döneme ait muaccel faiz alacakları dahi ipotek güvencesinin kapsamına girecektir. Burada ilamlı takip yapılabileceğinin kabulü bakımından esas teşkil eden kriter, ipotek sözleşmesinin kayıtsız şartsız bir para borcu içeriyor olmasıdır31.Sadece miktarı belli olmakla beraber hemen hemen mevcut olmayan, olası bir alacağın üst sınır ipoteğiyle temin edilmiş olması durumunda, ipotek sözleşmesi kayıtsız şartsız bir borcu içermeyeceğinden, yapılacak takibin de ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip olması mümkün olmayacaktır32.
Yargıtay’ın bazı karalarında ipoteğin ileride doğacak veya doğması muhtemel bir alacak için değil, doğmuş ve kabul edilmiş bir alacak için tesis edilmiş olduğu hallerde üst sınır ipoteğinin değil, anapara ipoteğinin söz mevzusu olacağı kabul edilmiştir. Yargıtay 11. HD’nin 5.6.1992 tarih ve E.1991/6839, K.1992/7445 sayılı kararı buna örnek teşkil eder; “Davaya mevzu ipotek ileride doğacak veya doğması olası bir alacak için değil, doğmuş ve dava dışı kredi borçlusu şirketler tarafından kabul edilmiş bir alacak için tesis edilmiş olup, matbu banka ipotek belgesine yapılan ekleme ve düzeltmeler de, düzenlenen ipoteğin bir anapara ipoteği bulunduğunu açıkça göstermektedir…..”
kısaca Yargıtay, kesin borç için bir ipotek tesis edilmiş olması halinde taraflar bunun bir üst sınır ipoteği olduğunu kararlaştırmış olsalar bile, söz konusu ipoteğin bir anapara ipoteği olduğuna hükmetmiştir. Dolayısıyla Yargıtay’ın bu kararı bakımından, miktarı belli ve kesin bir borcun tespiti halinde anapara ipoteğinin mevcudiyeti kabul edileceğinden, borçluya da icra emri gönderilebilecektir. Sadece dikkat edilecek olursa, Yargıtay burada mevcut ve miktarı belli bir borcun varlığını anapara ipoteğinin sebebi olarak gördüğü için yapılacak takibin de ilamlı takip olabileceğini kabul etmektedir. Oysa doktrinde BUDAK tarafından, ipoteğin paraya çevrilmesi kanalıyla ilamlı takip yapılabilmesi bakımından ipotek sözleşmesindeki kesin borcun varlığı kriterinin esas alınması gerektiği vurgulanmıştır. Gerçekten de bu kriter, İİK m.149/I ve m.150/ı da borçluya icra emri gönderilebilmesi için şart koşulan kriter ile uyumludur. Zira söz konusu madde metinlerinde “kayıtsız şartsız borç ikrarını içeren ipotek akit tablosundan” bahsedilmektedir. Dolayısıyla, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibin ilamlı mı ilamsız mı olacağının tespiti bakımından esas alınması ihtiyaç duyulan kriterin “kati bir borcun mevcut olup olmaması” olarak vurgulanması isabetlidir.
C. İpoteğin Paraya Çevrilmesi kanalıyla Takibin Tarafları
İpoteğin paraya çevrilmesi kanalıyla takibin tarafları, alacaklı ile ipotekli taşınmazın sahibi olan borçludur33. Fakat, ipoteğin bir üçüncü kişi tarafından gösterilmesi, şu demek oluyor ki borçlu dışındaki bir kişinin taşınmazı üzerinde ipotek kurulması mümkündür (MK m.881/1) 34. Yani borçlu ve ipotekli taşınmaz sahibi üçüncü fert birbirinden farklı olabilir. O zaman, ipotekli taşınmazın maliki üçüncü birey de takipte taraf olacak ve ona da ödeme/icra emri gönderilecektir.
Ancak taşınmaz maliki üçüncü kişiye MK m.887’ye göre ihbar yapılmamışsa, takip yapılması da mümkün değildir. Yargıtay HGK’nun27.4.2005 tarih ve . 2005/19-220, K.2005/288 sayılı sonucunca; “İpotekli taşınmazın maliki borçluya karşı şahsen görevli değil ise, ipotek borçlusuna ödeme istemi yapılmaksızın direkt doğruya ipotekli taşınmaz malikinden borcun ödenmesi istenemez.”
şu demek oluyor ki ipotek, borçtan şahsen sorumlu olmayan üçüncü kişinin taşınmazı üzerinde tesis edilmiş ve ipotekle teminat altına alınan borcun muacceliyeti de alacaklının ihbarına bağlı kılınmışsa, bu ihbarın şahsi borçluyla beraber taşınmaz maliki üçüncü kişiye de yapılması gerekir35.
D. Takip Talebi
1. Takip Talebinin İçeriği
a. Genel hatlarıylaTakibin başlaması için, alacaklı tarafınca icra dairesine yöneltilen bir takip talebinin varlığı şarttır (İİK m.148). Rehnin paraya çevrilmesi yöntemiyle takip, haciz yoluyla takip ve batkı takibinden farklı, özel bir takip türüdür. Bu sebeple, takip açıldıktan sonrasında, takip türünün bir kereye mahsus değiştirilmesi olanakı, rehnin paraya çevrilmesi yöntemiyle takip türü için geçerli değildir36.

B. Alacaklı ve Borçlunun Kimlik ve Adres detayları
Takip talebinde, öncelikle alacaklının kimlik ve adresinin açıkça belirtilmesi gerekir. Borçlunun, takip alacaklısının kimliğini açık olarak öğrenmekte menfaati vardır, zira ancak bu halde kendisine karşı yöneltilmiş olan takibe karşılık verebilir.

Takip talebinde, borçlunun kimlik ve adres bilgilerinin de açıkça belirtilmesi gerekir. İİK m.149/b/I’de borçluyla beraber (varsa) taşınmaz sahibi üçüncü şahsa da ödeme emri gönderileceği hüküm altına alınmıştır. Asıl borçlu ile gayrimenkul maliki üçüncü fert arasında zorunlu takip arkadaşlığı vardır. İpotek üçüncü birey tarafınca verilmişse, bu kişinin de takip talebinde gösterilmesi gerekir37.
C. Alacağın tutarı, İstenen Faiz Miktarı ve İşlemeye Başladığı Gün
İİK m.58/3 uyarmanca, alacağın veya istenen güvenceın Türk parasıyla meblağı ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı gün, alacak veya güvence yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği ve faizinin takip talebinde gösterilmesi gerekir.
D. İpotekli Taşınmaz
Takip talebinde, hangi taşınmazın ipotek edildiği, taşınmazın kütük, ada, pafta ve parsel numaraları gösterilmelidir. Kanun, alacaklının takip talebinde bulunurken, ipotek akit tablosunun tapu idaresince verilmiş resmi bir örneğini ibraza mecbur olduğunu belirtmektedir (İİK m.148).

E. Takip Yolu
Alacaklının hangi takip yolunu seçtiğini de takip talebinde bildirmesi gerekir. Alacaklının, ipoteğin mevcudiyetine rağmen, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip yerine, haciz yada batkı yollarından biri ile takibe başvurması halinde icra müdürünün bu istemi resen reddetmesi gerektiği, zira İİK m.45’in emredici bir hukuk kaideı olduğu kabul edilir.

İpoteğin paraya çevrilmesi kanalıyla takibin ilamlı ve ilamsız olabileceği daha önce açıklanmıştı. İşte, alacaklının, takip talebinde, ipoteğin paraya çevrilmesi kanalıyla takibin ilamlı mı ilamsız mı bulunduğunu belirtmesi gerekir38.
F. Takibin Kiralara da Teşmil Edildiğinin Bildirilmesi
Alacaklı, MK m.863 gereğince, ipoteğin kapsamına dahil olan kiraları da talep edebilir. Alacaklı, bu talebini sadece cebri icra aşamasında ileri sürebilir. Bunun için alacaklı, takibini işleyecek kiralara teşmil ettiğini açıkça bildirmeli ve icra dairesince kiracılara haber verilmesi için gerekli olan harcamaları da yatırmalıdır (İİK m.150/b).
 
 

E. Takip Talebine Eklenecek Belgeler
1. İpotek Akit Tablosunun Resmi Örneği
İpotek akit tablosu, ipoteğin kurulması sırasında tapu memuru tarafından düzenlenen ve ipoteğin durumunu gösteren resmi senettir. Taşınmazı üzerinde bir ipotek tesis ettirmek isteyen malik rehin sözleşmesinin yapılması ve tescil edilmesi için, taşınmazın kayıtlı bulunduğu tapu sicil muhafızlığına başvurarak, yazılı bir talepte bulunur. Bu talebindeki şartlar aynen akit tablosuna geçirilir39.
Uygulamada ipoteğin temin ettiği kredi ilişkisinin tüm hükümlerinin de akit tablosuna yazılıp taraflarca imzalandığı görülmektedir. Ayrıca anapara ipoteğinin tesis edildiği hallerde, ipotekle ilgili kredi şartları akit tablosuna geçirilirken, borçlu kayıtsız şartsız bir borç ikrarında bulunur ve bu da ipotek akit tablosuna geçirilir40.
Alacaklı, takip talebine, ipotek akit tablosunun tapu dairesince verilmiş resmi bir örneğini de eklemek zorundadır (İİK m.148).
Alacaklının, takip talebi ile beraber ipotek akit tablosunun resmi onaylı bir örneğini icra dairesine vermemesi, takibin icra müdürü tarafından resen iptaline niçin olmaz. Bu durumda şikayet süreye tabidir. Borçlu, ipotek akit tablosunun resmi onaylı örneğinin takip talebine eklenmediği gerekçesiyle, 7 gün içinde şikayet yoluna başvurursa, icra mahkemesinin ödeme/icra emrinin iptaline karar vermesi gerekir. Bu eksiklik kamu düzenine ilişkin olmadığından, icra mahkemesinin icra/ödem emrini resen iptal etmesi mümkün değildir41.
2. Cari Hesap veya Kredi Sözleşmesi ve Bunlara İlişkin Belgeler
İcra ve İflas Kanununda değişiklik meydana getiren 18.02.1965 tarih ve 538 sayılı Kanun’un 68. Maddesinin gerekçesinde, borçlunun takip talebine, varsa 150/a maddesinin birinci bendinde sayılan mukavele, alıntı ve belgeleri de ekleyeceği anlatılmıştir. İİK m.150/a nın birinci bendinde “İpotek, bir cari hesap yada işleyecek kredi vesaire benzer biçimde bir mukavelenin teminatı olarak verilmişse, icra mahkemesi bu mukavele ve bununla ilgili sair belge ve makbuzları 68 inci maddedeki esaslara nazaran incelemek yetkisini haizdir” hükmü yer almıştır. O zaman, ipoteğin cari hesap veya kredi şeklinde, bir sözleşmenin teminatı olarak verildiği durumlarda, icra mahkemesinin sayılan belgeleri inceleyebilmesi için, takip talebine ekli olarak alacaklı tarafınca icra dairesine sunulması gerekir42.


F. Takip Talebi Üzerine Yapılacak İşlemler
1. Kiracılara Haber Verilmesi
Rehinli mal kiraya verilmiş bir taşınmaz ise ve alacaklının da bu mevzuda bir talebi varsa, takip talebini alan icra müdürü, takibin kesinleşmesini beklemeden kiracıları takipten haberdar eder ve işleyecek kiraların icra dairesine ödenmesini emreder.
Kiraların bloke edilmesi, alacaklı tarafınca, henüz alacağın ya da ipotek hakkının mevcudiyetinin açık bir şekilde tespit edilemediği bir safhada, takip talebiyle birlikte istenmektedir. Borçlunun takibe karşı olası bir itirazı bile, kiraların icra dairesi tarafınca bloke edilmesini ilk etapta etkilemeyecektir. İcra müdürü, borçlunun muaccel olmamış kiralar üzerindeki tasarruflarını ve üçüncü kişilerin hacizlerini dikkate almadan kiraları bloke edecektir. Fakat takip kesinleşmeden alacaklıya ödeme yapılamaz ve İİK m.9 uyarmanca bu paralar icra dairesince saklanır43.
Kiracı ihtara rağmen kira paralarını icra dairesine yatırmazsa, hakkında 356. Madde hükmü kıyasen uygulanır ve bu hüküm doğrultusunda icra dairesi, başkaca bir merasime gerek olmaksızın, kiracıların maaş veya mallarına haciz uygulayabilecektir.
2. Tapu İdaresine Haber Verilmesi
Takip talebini alan icra müdürü, sicilde kayıtlı olan taşınmaz üzerinde icra takibi başlatılmış olduğunı, ilgili tapu idaresine haber vermeye mecburdur. İcra dairesinin bu bildirimi üzerine, tapu idaresi, taşınmaz hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi kanalıyla takip başlamış bulunduğunu sicile şerh eder. Taşınmazı bu şerh tarihinden sonra iktisap edenlere icra veya ödeme emri tebliğ olunmaz (m.150/c).
Bu şerh sebebiyle malikin taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisi sınırlandırılmamaktadır. Malik, şerhe rağmen ipotekli taşınmaz üzerinde tutum işlemi yapabilecektir. Ancak ipoteğin paraya çevrilmesi yöntemiyle takip kesinleşir ve alacaklıya satış isteme yetkisi gelirse, şerhten sonrasında malikin yaptığı tutum işlemi dolayısıyla taşınmaz üzerinde gerçek sahibi olan kişiler, taşınmazın satışına katlanmak durumunda kalacaktır44.
3. Satış Hazırlıklarına Başlanması
İİK m.150/d ihtarnca, icra dairesi, takip talebi üzerine taşınmazın satışı hazırlıklarına başlar. Bu fakatçla tapudan kayıt örneklerini ve belediyeden imar durumunu getirtir. Takibin kesinleşmesini beklemeden 128. Maddeye gore kıymet takdirini yaptırır.
 
 
4. Taşınmazın İdare ve İşletilmesi
 
İİK m.92/III uyarmanca icra dairesi taşınmazın yönetim ve işletilmesiyle eklentinin korunması için gerekli tedbirleri alır. Bu çerçevede alınacak tedbirlerden biri, taşınmazda kiracı varsa kiraların icra dairesine ödenmesini emretmektir. Ayrıca icra dairesinin alacağı bir diğer tedbir, zarar görme ihtimali bulunan eklentinin, rehin alacaklısının talebi üzerine, işletmenin faaliyetlerine engel olmayacak şekilde muhafaza altına alınmasıdır45.
 
IV. İpoteğin Paraya Çevrilmesi kanalıyla İlamlı Takip
A. Genel hatlarıylaAlacağı ipotekle (İİK m. 23/1) güvence altına alınmış olan alacaklı, şu üç durumda "ipoteğin ilamlı takip yolu ile paraya çevrilmesi" isteminde bulunabilir:
1) Alacaklının “alacağı” veya "ipotek hakkı" veya "her ikisi" bir ilam veya ilam niteliğindeki (m.38) bir belgede tespit edilmişse, alacaklı m.150/h ihtarnca ilamlı takip yapabilecektir.
2) "İpotek akit tablosu" , "kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarı" nı içeriyorsa icra dairesi m.149 uyarmanca takip borçlusuna bir icra emri gönderecektir.
3) "İpotek akit tablosu", "kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarı" nı içermese dahi, m.150/ı ya bakılırsa borçluya icra emri gönderilmesi mümkündür. Bunun için, takip talebinde bulunan alacaklının alacağının borçlu cari hesap veya kısa, orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen 'nakdi' veya 'gayri nakdi bir kredi' den46 kaynaklanıyor olması; krediyi kullandıran tarafın (banka), borçluya (krediyi kullanan tarafa), 'cari hesabın kesilmesine', 'kısa, orta, uzun vadeli kredi hesabının muaccel kılınmasına ilişkin hesap özetini veya 'gayri nakdi kredinin ödenmiş olması' sebebiyle tazmin talebini yahut ödeme uyarmaını noter marifetiyle göndermiş ve bu kredi alacağının bir üst sınır ipoteğiyle temin edilmiş olması gerekir (İİK m.150/ı) 47. 
B. İlamlı Takipte Yetki
İpoteğin paraya çevrilmesi kanalıyla ilamlı takipte yetki mevzusunda birden fazla düzenlemenin dikkate alınması gerekmektedir.
İİK m.148, ipoteğin paraya çevrilmesi kanalıyla takip talebine ilişkindir. İpoteğin paraya çevrilmesi yöntemiyle takip bakımından yetkili icra dairesinin tespitinde başvurulacak olan yargı de madde 148 olacaktır. Buna gore; ipoteğin paraya çevrilmesi yöntemiyle takipte yetkili icra daireleri, İİK m.50 ve HUMK m.9-27 hükümleri uyarmanca yetkili olanlar ve bunun yanında da taşınmazın bulunmuş olduğu yer icra dairesidir.

İİK m.150/h uyarmanca, alacağın yada rehin hakkının veya her ikisinin birden bir ilam yada ilam niteliğindeki bir belgede tespit edilmiş olması halinde, ilamların icrasına dair hükümler kıyasen uygulanacaktır. Buna gore, ilamlı icrada yetkiyi düzenleyen m.34’ü göz önünde bulundurmak gerekir. İlamların icrasının nereden isteneceğine ilişkin 34. Madde şu şekildedir: “İlamların icrası her icra dairesinden talep olunabilir.”
Şu şekilde, alacağın ya da rehin hakkının yada her ikisinin birden bir ilam ya da ilam niteliğindeki bir belgede tespit edilmiş ve m.150/h uyarmanca ilamların icrasına ilişkin hükümlere gore takip yapma hakkının olduğu hallerde, alacaklının, talebini herhangi bir icra dairesine vererek takip edeni başlatması mümkündür.
Acaba İİK m.150/h nın yaptığı atıf sebebiyle ipoteğin paraya çevrilmesi yöntemiyle ilamlı takipte de uygulama alanı gören 34. Madde hükmü, kayıtsız şartsız borç ikrarını içeren ipotek akit tablosuna dayanılarak m.149 a gore yada banka alacaklarına ilişkin ö.150/ı ya dayanılarak meydana getirilen takiplerde de geçerli olabilecek midir? Yoksa, takibin m.149 ve 150/ı uyarınca başlatıldığı hallerde yetki mevzusunda m.148’i mi uygulamak gerekecektir?
Yargıtay’ın yerleşik gereksinimları, ipotek akit tablosunun kayıtsız şartsız para borcu ikrarını ihtiva ettiği hallerde m.149 a göre yapılacak ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibin de her icra dairesinde başlatılabileceği yönündedir. Yargıtay, bu görüşü doğrultusunda 148. Maddede zikredilen yetkinin, 149. Maddede yazılı kayıtsız şartsız borç ikrarını içeren ipotek akit tablosuna dayanılarak yapılan takiplerin haricindeki ipoteğin paraya çevrilmesi kanalıyla yapılan takiplere münhasır olduğuna da karar vermiştir. Yargıtay’ın görüşü, doktrinde de taraftar bulmuştur48.
Bunun karşısında yer alan görüş, m.150/h’nın yalnızca ilam ve ilam niteliğindeki belgelere dayanılarak başlatılan takiplerde uygulanacağını, dolayısıyla m.149 ve m.150/ı ihtarnca başlatılacak takipler bakımından yetkili icra dairesinin m. 148’e bakılırsa belirlenmesi icap ettiğini ileri sürer49.
 
C. Alacağın ve İpotek Hakkının İlam veya İlam Niteliğindeki Belgede Tespit Edilmiş Olması
İİK m.150/h şu şekildedir: : " Alacağın yada rehin hakkının yahut her ikisinin bir ilamda veya ilam mahiyetini haiz belgelerde tesbit edilmiş olması halinde, ilamların icrasına dair hükümler kıyasen uygulanır"
Bu yargı göç eder ve taşınmaz rehninde ilamlı takibi düzenler. Resmi senetle durağan olan ipotek hakkının, tek başına ilam ya da ilam niteliğindeki bir belgeye bağlanması söz mevzusu değildir. İpotek hakkının varlığı dava konusu edilse bile, mahkemenin bunun sonucunda ipoteğin varlığı veya yokluğu konusunda vereceği karar, alacağın varlığına bağlıdır.

İpotek hakkı, geçerli bir alacağın varlığına bağlı, alacağın doğumuyla dünyaya gelen ve bunu sona ermesiyle nihayetlenen, feri özellikte bir sınırlı ayni haktır50. İpoteğin tapu sicilinde tescil edilmiş olması, rehin hakkının varlığına karine teşkil eder. Taşınmaz üzerinde ipotek tesis edilmiş olmasının borçlu ile alacaklı arasındaki borç ilişkisine bir etkisi yoktur. Yani , ipoteğin tapu siciline tescil edilmiş olmasıyla alacak doğmaz ve tapu sicilindeki kayıt alacağın varlığına dair kesin bir karine teşkil etmez51. Ancak, bir taraftan da, ipotek hakkının alacağa bağlı (ışık’i) bir hak olması dolayısıyla, alacağın bittiği iddiası, ipotek hakkının bittiği iddiasını da içermektedir52.

Yalnızca ipotek hakkında bir hüküm içeren, örneğin üst sınır ipoteğinin varlığını ve geçerliliğini tespit eden bir ilam, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip yapmak için kafi olmayacaktır. Dolayısıyla, mahkemenin ipotek hakkıyla beraber alacağın da varlığına hükmettiği hallerde ipoteğin paraya çevrilmesi yöntemiyle takip yapılabilecektir.

İlamlı Takip Hükümlerinin Uygulanması
Alacak bir ilam ya da ilam niteliğindeki belgede tespit edilmiş ve bir ipotekle de temin edilmişse, buna dayanılarak başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte, ilamların icrasına ilişkin İİK hükümleri kıyasen uygulanacaktır (İİK m.150/h).

Yetkili icra dairesi, ilamların icrasına ilişkin yetki kuralı olan İİK m.34 gereğince, Türkiye’nin herhangi bir yerindeki icra dairesidir. Alacaklı, takip talebi ile birlikte elindeki ilam yahut ilam niteliğindeki belgeyi (İİK m.38) icra dairesine verir53.
 
Takip talebiyle beraber, ilam yahut ilam hükmündeki belgeyi alan icra müdürü, borçlu ve varsa ipotekli taşınmaz maliki üçüncü şahsa bir icra emri gönderir54.İcra müdürünce gönderilecek bu icra emrinde, borç ödenmediği yahut icra mahkemesinden, Yargıtay’dan veya yargılamanın iadesi kanalıyla mahkemeden icranın durdurulmasına ilişkin bir karar getirilmediği takdirde, alacaklının taşınmazın satışını isteyebileceği, borçluya ve var ise taşınmaz maliki üçüncü şahsa uyarı edilir.

Buradaki icra emrinin m.149’a bakılırsa mi, yoksa m.32’ye nazaran mi düzenleneceği tartışmalıdır. İcra emrinin 149. Veya 32. Maddelere bakılırsa düzenlenmesi, ödeme süresinin m149’daki şeklinde otuz gün mü, yoksa ilamların icrası bakımından icra emrini düzenleyen m.32’deki benzer biçimde yedi gün mü olacağının tespiti bakımından önem taşımaktadır.

Yargıtay, İİK m.150/h ihtarnca başlatılan takiplerde gönderilecek icra emrinin m.149’a göre düzenlenmesi gerektiği yönünde kararlar vermiştir. Dolayısıyla o halde borçluya verilecek ödeme süresi de otuz gün olacaktır.

Doktrinde KURU55 tarafınca savunulan ve çoğunluk tarafınca takip edilen görüş ise, takip talebin alan icra müdürünün, m.32’ye uygun olarak bir icra emri düzenlenmesi ve borçluya gönderilmesi gerektiği yönündedir56. O zaman borçluya verilecek ödeme süresi de yedi gün olması gerekir.

D. Kayıtsız Şartsız Bir Para Borcu İkrarını İçeren İpotek Akit Tablosuna Dayanılarak meydana getirilen İlamlı Takip (m.149)

1. Genel olarak
İpoteğin, doğmuş bir alacağı temin ettiği ve ipotek akit tablosunun kayıtsız şartsız bir borç ikrarını ihtiva ettiği ve kural olarak ipoteğin bir anapara ipoteği olduğu hallerde, ipotekli alacaklının, bu kayıtsız şartsız borç ikrarını içeren akit tablosuna dayanarak, icra müdüründen borçluya bir icra emri göndermesini istemesi mümkündür57.

Alacaklı takip talebine, akit tablosunun tapu dairesince verilmiş resmi bir örneğini de eklemek zorundadır (İİK m.148) Bu zorunlulukla güdülen amaç, ipotek akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını içerip içermediği mevzusunda icra müdürüne data verilmesinin sağlanması olarak kabul edilmektedir.

İşte alacaklının, takip talebinden, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip yapmak istediğini gören icra müdürü, alacaklının takip talebiyle beraber sunduğu ipotek akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını içerdiğini ve alacağın da muaccel olduğunu tespit ederse, borçluya (ve taşınmaz maliki üçüncü kişiye) bir icra emri gönderir (İİK m.149/I). İİK m.149 ve 149/a hükümleri, İİK m. 150/ı ihtarnca meydana getirilen takipler bakımından da geçerli olacaktır.
2. İcra emri

İlamsız takiptekinin aksine, burada, takip talebini alan icra müdürü, alacağın muaccel olup olmadığını ve ipotek akit tablosunun kesin borç ikrarını içerip içermediğini resen göz önünde bulundurur58.
Alacağın muaccel olmadığını anlayan icra müdürü takip talebini reddetmelidir. İcra müdürü, alacak muaccel olmadığı ve ipotek akit tablosu kayıtsız şartsız borç ikrarını içermediği biçimde icra emri gönderirse, borçlu ve var ise taşınmaz maliki üçüncğ fert; alacak muaccel olmasına ve ipotek akit tablosu kesin borç ikrarını içermesine rağmen takip talebini reddederse de alacaklı, icra mahkemesi nezdinde şikayet yoluna başvurabilir59.
İcra emrinde takip talebindeki kayıtlar; ipotek edilen taşınmazın maliki üçüncü bir kişiyse, bunun kimliği ve adresi; borcun otuz gün içinde ödenmesi uyarmaı; borç otuz gün içinde ödenmez ve icranın geri bırakılmasına dair bir karar da getirilmezse alacaklının taşınmazın satışı isteyebileceği uyarmaı yer alır.
3. İcranın Geri Bırakılması
Kayıtsız şartsız borç ikrarını içeren akit tablosuna dayanılarak başlatılan takiplerde icranın geri bırakılması İİK m.149 ve m.149/a’da düzenlenmiştir.

İİK m.149; “İcra memuru, ibraz edilen akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva ettiğini ve alacağın muaccel olduğunu anlarsa, borçluya ve gayrimenkul üçüncü şahıs tarafından rehnedilmiş yada gayrimenkulün mülkiyeti üçüncü şahsa geçmişse ayrıca bunlara birer icra emri gönderir.
Bu icra emrinde borcun otuz gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez ve icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmezse, alacaklının gayrimenkulün satışını isteyebileceği bildirilir.”
m.149’un ikinci fıkrasındaki “…icra emrinde borcun otuz gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez ve icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmezse...” ibaresi, icranın geri bırakılmasının, icra mahkemesinden hangi süre içinde talep edileceği konusunda karışıklığa yol açmıştır.
BUDAK, borçlunun icra mahkemesinden icranın geri bırakılmasını, borcun ödenmesi süresi şeklinde otuz gün içinde isteyebileceğini düşünmektedir60.
YÜCEL, bu hükmü m.149/a ve onun yaptığı atıfla m.33’le birlikte yorumlandığında, icranın geri bırakılması için talep süresinin icra emrinin bildiriinden itibaren yedi gün bulunduğunun tespitinin mümkün bulunduğunu düşünmektedir61.
Doktrinde bu konudaki yaygın fikir, İİK m.149’a dayanan takipte borcun ödenmesine ilişkin sürenin otuz gün, icra emrinin geri bırakılması için icra mahkemesine müracaat süresinin ise m.33 uyarmanca yedi gün olduğudur62.
İcranın geri bırakılması için yedi günlük sürede başvurulması gereği yalnızca icra emrinin bildiriinden önceki dönemde borcun ertelenmiş veya itfa edilmiş olduğu hallere ilişkindir. Yoksa icra emrinin bildiriinden sonraki dönemde borcun ertelenmiş yada itfa edilmiş olduğu iddiası her zaman ileri sürülebilir63.
İcranın geri bırakılması, icra mahkemesinden talep edilmelidir. İcra dairesine yöneltilen talep geçerli olmayıp, reddi gerekir64.
İcra mahkemesinde icranın geri bırakılması talebinde bulunan borçlunun veya taşınmaz malikinin talebi, erteleme yahut itfa iddiasını, yalnız yetkili merciilerce (örneğin noterlerce) resen düzenlenmiş veya onaylanmış belge yada imzası icra dairesinde, icra mahkemesinde yada mahkeme önünde alacaklı tarafından ikrar edilmiş belgelerle kanıtlama etmesi halinde kabul edilir (m.149/a,m.33/I ve II) 65.
İcranın geri bırakılması ile alakalı talebin icra mahkemesi tarafınca kabulü veya reddine ilişkin karara karşı temyiz ve karar düzeltme yoluna başvurulabilir (İİK m.363,b.1;m.366/III). Buna bakılırsa, icra mahkemesi borçlunun icranın geri bırakılması talebini reddederse, m.33/III’den farklı olarak borçlu yada taşınmaz maliki üçüncü kişinin bu kararı güvence yatırmaksızın temyiz etmesi mümkündür. Zira, burada alacak aslına bakarsanız ipotekle teminat altına alınmıştır66. Ancak bu karara karşı temyiz yoluna başvuran borçlu yahut taşınmaz maliki üçüncü kişinin, satışı durdurabilmesi için takip mevzusu alacağın yüzde onbeşi oranında güvence yatırması gerekir. Bu güvenceın yatırılması halinde ipotekli taşınmaz temyiz incelemesinin sonuna kadar satılmaz67. İİK m.149/a nın son cümlesi ihtarnca, temyiz talebinin reddi halinde bu güvence, ayrıca hükme gerek olmaksızın alacaklıya ödenir. Doktrinde, güvenceın alacaklıya ödenmesi için karar düzeltme süresinin geçmiş veya talebin reddedilmiş olmasının gerektiği savunulmaktadır68.
İcranın geri bırakılması talebini reddeden icra mahkemesi sonucunın bozulması ve icra mahkemesinin bozmaya uyması halinde teminat borçluya geri verilir; direnme kararı verilmesi halinde ise borçlu, direnme sonucunı yine temyiz edebilir ve bu kere temyiz, ipotekli taşınmazın satışını ayrıca güvence yatırmaya gerek olmaksızın durdurur69.
 
4. Menfi Tespit ve İstirdat Davaları

Borçlu veya taşınmaz maliki üçüncü birey, borcun icra emrinin bildiriinden önce sona erdiği veya vadesinin ertelendiği iddiasında bulunmayıp da, borcun hiç doğmadığını ya da daha sonra sonlanmış olduğini ileri sürerse başvurulacak yol menfi tespit, yada (borç ödenmişse) istirdat davasıdır70. Borcun hiç doğmadığını veya daha sonra sonlanmış olduğini icranın geri bırakılması yöntemiyle ileri süremez71.
İİK m.33/4 uyarınca: “Borçlu olmadığı parayı ödemek mecburiyetinde kalan borçlunun 72 nci madde mucibince istirdat davası açarak paranın geriye verilmesini istemek hakkı saklıdır.”
Maddede her ne kadar menfi tespit davasından bahsedilmişse de, bunun, 538 sayılı Kanun’la İİK’da meydana getirilen değişiklik sırasında meydana gelen bir unutmadan kaynaklandığı doktrinde kabul edilmektedir72.
Borcun itfa edildiği veya ertelendiği hallerde, elinde İİK m.33/I’de sayılan belgelerden biri olmayan borçlu veya taşınmaz maliki üçüncü birey de menfi tespit yahut istirdat davası açabilir73.
BUDAK, aslen genel haciz kanalıyla takip başlığı altında düzenlenmiş İİK m.72 hükmünün, ipoteğin paraya çevrilmesi kanalıyla ilamsız takip hakkında m.150 ihtarnca yapılacak takipler bakımından, takip türüne uygun olduğu ölçüde, kıyasen uygulanmış olduğunı; kanunun amacına nazaran yorumu çerçevesinde, ipoteğin paraya çevrilmesi yöntemiyle ilamlı takipte de m.72 hükmünün kıyasen uygulanması icap ettiğini ifade etmektedir. Yazar, bundan dolayı, takipten önce menfi tespit davası açan borçlunun, ipotek değerinin kafi güvenceı teşkil etmiş olduğu hallerde, ihtiyati önlem yoluyla takibin durdurulmasını talep ederken alacağın en az yüzde on beşi meblağında güvence yatırılmasının mecburi olmadığı kanısındadır74.

 

§.4 İPOTEĞİN İCRA VE İFLAS KANUNUNUN 150/I MADDESİ UYARINCA PARAYA ÇEVRİLMESİ
I. Genel Olarak
İpoteğin var olan, ileride doğacak yahut doğması muhtemel bir alacak için tesis edilebileceğini daha önce belirtmiştik. İpoteğin ileride doğacak bir alacağı ya da işleyecek cari hesabın bakiyesini temin etmek üzere tesis edildiği hallerde, borcun sebebi belli olmakla birlikte, ya borç henüz doğmamıştır veya borç miktarı kati olarak belli değildir75. Şarta bağlı alacakları temin eden ipotekler bu çerçevede değerlendirilir. Örneğin bir bankanın teminat mektubu vermesi ve bunu ödeme ihtimali karşısında kontrgaranti olarak ipotek tesis edilmesi halinde, aslına bakarsak alacak hemen hemen doğmamıştır. Banka sadece teminat mektubunu ödemek durumunda kalırsa kontrgarana karşı alacaklı duruma geçecektir76. Bunun benzer biçimde, işleyecek bir cari hesabın ileride vereceği borç bakiyesini belli bir limite kadar temin etmek üzere tesis edilen ipotekler de bu kapsamdadır77.
İşte bu halde, kısaca alacağın henüz mevcut olmadığı ve bu yüzden alacağı temin etmek üzere limit ipoteğinin tesis edilmiş olduğu hallerde yapılacak takip kural olarak, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız takiptir. Alacaklının takip talebi üzerine icra müdürü, borçluya bir ödeme emri gönderecektir. Ancak, alacaklının bir kredi kurumu ve alacağın da borçlu cari hesap yada kısa, orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen nakdi ve gayrinakdi bir krediden kaynaklanıyor olması halinde, alacağın teminatı olan ipotek bir limit ipoteği olsa dahi, kredi kurumu, hesap özeti, tazmin talebi veya borcun ödenmesine ilişkin uyarıı, krediyi kullanan tarafa noter aracılığıyla gönderdiğini ispat ederek, İİK’nın 149. Maddesi uyarınca işlem yapılmasını, şu demek oluyor ki krediyi kullanan tarafa bir icra emri gönderilmesini sağlayabilir (İİK m.150/ı).
II. Hükmün Objektif ve Sübjektif Uygulama Kapsamı
A. Genel hatlarıyla3182 Sayılı mülga Bankalar Kanunu’nun 91. Maddesi, banka ve kredi borçlusu arasındaki kredi ilişkisinin teminatını teşkil eden ipoteğin paraya çevrilmesini, İİK m.149 hükmüne de yollama yapmak suretiyle düzenlemekteydi. Bu 91. Madde hükmünde de üst sınır ipoteğinin paraya çevrilmesi söz mevzusuydu, zira madde hükmünde açıkça, ipotek akit tablosunun kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını içermediği durumlardan bahsedilmişti. 78.
3182 sayılı bankalar Kanunu’nun 91. Maddesi bir tek cari hesap bakımından bir düzenlemeyi içermekteyken, kısa, orta, uzun vadeli krediler ve tazmin edilmiş gayrinakdi krediler(güvence mektubu kredisi gibi) İcra İflas Kanunu’nun 150/ı maddesinin kapsamına alınmıştır. 79
İİK m.150/ı ‘ nın sübjektif uygulama kapsamı ise tartışmalı bir husustur. Bu hükme dayanarak yalnızca bankaların ilamlı takip yapabileceğini kabul eden bir görüş olduğu benzer biçimde; bankalar dışındaki özel veya tüzel öteki kişilerin de “krediyi kullandıran taraf” olarak bu maddede sağlanan imtiyazdan yararlanabileceğini savunanlar mevcuttur.
 
B. Hükmün Objektif Uygulama Alanı
1. Cari Hesap Şeklinde İşleyen Krediler
Bankaların, müşterileriyle yapmış oldukları değişik işlemlerden dolayı karşılıklı olarak birbirlerinden olan alacaklarını, ayrı ayrı istemekten vazgeçip, bunları hesaben tasfiye etmek ve neticede meydana gelecek bakiyeye nazaran borçluluk ve alacaklılık durumunu tespit etmek amacıyla zimmet ve matlup kalemleri şekline çevirmek üzere açtıkları hesaplara cari hesap denir. Belirli bir limit dahilinde zimmet bakiyesi devredebilmek üzere bankalarca açılan cari hesaplar da cari hesap kredisi yada borçlu cari hesap olarak adlandırılır.

2. Kısa, Orta ve Uzun Vadeli Nakdi ve Gayrinakdi Krediler

3182 Sayılı Kanun’un 90 ve 91. Maddelerinin İİK’ya 68/b ve 150/ı maddeleri olarak alınmasıyla beraber, kısa orta ve uzun vadeli nakdi ve gayrinak
(Bu konu en son: 09.01.2017 Tarihinde, Saat: 22:21 düzenlenmiştir. Düzenleyen: mavigece.)
09.01.2017 22:21
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
Yeni Yorum Gönder 


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Hukuk İnfaz Sistemi (Takip Yolları) siirvehikaye 0 193 10.01.2017 12:58
Son Yorum: siirvehikaye

Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi

İletişim | Adalet ve Hukuk Forumu | Yukarı Git | İçeriğe Git | Arşiv | RSS Beslemesi