Yeni Yorum Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Miras Hukukunda İyiniyet
Yazar Konu
mavigece Çevrimdışı
Yeni Üye
*
Üye Grubu

Yorum Sayısı: 47
Üyelik Tarihi: 09.01.2017
Yorum: #1
Miras Hukukunda İyiniyet
çağdaş Kanun’ a nazaran, bir kimsenin iyiniyet iddiasında bulunabilmesi için, kişinin, özel durumların gerektirdiği dikkat ve özeni göstermiş olması zorunludur. Lüzumlu dikkat ve özenin gösterilmiş bulunduğunun ispatı bu anlamda tek başına yetmemektedir. Bir ferdin iyiniyetli olduğunu iddia etmesi, bilgisizliğinin meydana gelmesinde kendisinin ihmalinin olmadığını da kanıtlama etmesini gerektirecektir. Bazı durumlar vardır ki, kimse bu durumları bilmediğini iddia edemez. Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz şeklindeki durumlarda veya duyuru edilmesi kanunen mecburi olan bir özel durumda, böyle bir olgunun hepimiz tarafınca bilinebileceği öngörüldüğünden, hiç kimse tarafınca “bilmemek ya da bilebilecek durumda olmamak” iddia edilemeyecektir. Sadece tam ehliyetsizin yaptığı işlemde tam korunamayacağını söyleyebiliriz ve bilemeyeceği iddiasında bulunabiliriz.

Kanunun iyiniyetin varlığını aramadığı bir durumda, kişinin iyiniyetli olup olmaması önem arz etmeyecektir. MK madde 3’te yer edinen iyiniyet kavramı ancak kanun koyucunun bu duruma bir hukuki sonuç bağladığı bir durumunda bir anlam ifade edecektir.

Öte taraftan kanunun iyiniyetin varlığını aradığı bir durumda iyiniyetli olduğu iddiasında bulunan taraf bu iddiasını ispatla yükümlü tutulmamaktadır. Zira bu durumda kanıtlama yükü kişinin iyiniyetli olmadığını iddia eden kimsedir. Ek olarak MK madde 3’ün ikinci fıkrası iyiniyet iddiasının çürütülmesi ile ilgili durumu izah etmektedir.
İyiniyetli olma yükümlülüğü günlük hayattaki güven ilkesine dayanan işlemlerin yapılmasında önemli bir unsurdur. İyiniyet gözetilirken kamu yararı da göz ardı edilmemelidir.

Miras hukukunda aranan iyiniyet kavramı, daha çok üçüncü kişilerin yapmış olduğu işlemlerde görülmektedir. Yahut yasal mirasçı olmasına rağmen ortada mirasçı olmasına bir engel var ise, kişinin iyiniyetli olup olmamasına bakılır. Zamanaşımı süreleri de aynı şekilde ele alınmaktadır. Üçüncü kişi iyiniyetliyse süre en çok 10 yıl, fenaniyetliyse 20 yıl olarak kanunda açıkça belirtilmiştir.

Bu mevzu incelenirken, birçok kitap taranmış ve miras hukuku alanında iyiniyet teriminin görünümü araştırılmaya çalışılmıştır. Miras hukuku kitaplarında açık ve net olarak bu mevzuya pek fazla yer verilmemiştir. Buna karşın uygar Kanun’un, Miras Hukuku bölümündeki maddeleri esas alınarak, başlıkla bağlantılı olarak inceleme yapılmıştır. Taranan kaynaklarda özellikle değinilen konu başlığının iyiniyetli üçüncü kişilerin zilyetliğinde zamanaşımı kavramı olmuştur. İyiniyetli üçüncü kişinin mirasçılığı ile iyiniyetli olarak mirastan kazanım elde eden üçüncü kişinin terekeden yararlandığı durumlar uygar Kanun’un esas olan maddeleri ile harmanlanmıştır. Ek olarak kötüniyetli üçüncü kişilerin mirastan kazanımlarında ayrı süreye bağlandığı çağdaş Kanun’daki miras hukuku ile ilgili madde esas alınarak incelenmiştir.
İyiniyet kavramına Genel Bakış

Yasal düzenleme içinde iyiniyet kavramına biroldukça yerde rastlamak mümkündür. Sadece çeşitli kanunlarda yer edinen hükümler karşısında MK’nun 3. Maddesi genel bir düzenleme getirmektedir. Buna göre; “ Kanunun iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda aslolan olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine nazaran kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında
bulunamaz”

MK’nun 3. Maddesinde değinildiği şeklinde, bir kimsenin iyiniyetli olduğunu yada olmadığını mevcut bir eksikliğin varlığından söz edilebiliyorsa eğer iyiniyet unsuru esas alınabilecektir. Bu husus maddede açıkça belirtilmiştir. Bu maddeden yapılacak çıkarımla iyiniyet teriminı; bir hakkın kazanılmasında mevcud bir engeli, bir eksikliği bilmemek ya da özen gösterilmiş olsaydı dahi bilebilecek durumda olmamak şeklinde tanımlamak mümkündür .

Madde iyiniyeti açıklarken, ferdin somut durumun özellikleri itibariyle kendisinden beklenen özeni ve ihtimamı gösterip göstermediğinin aranması gerektiğini vurgulandığından, iyiniyet kavramının belirlenmesinde öznel unsurlar esas alınacaktır. Hakkın kazanılmasına engel olan bir eksiklik bulunmamalı, fert bu engeli bilmemeli yada bilebilecek durumda olmamalı ve kanun hakkın kazanılması için iyiniyet aramış olmalıdır.
Hakların kullanımı ve borçların düzgün bir halde ifasında iyiniyetle beraber esas alınacak bir öteki kavram da “dürüstlük kuralı” dır. M.K’nun 2. Maddesi ihtarnca “herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.’’ Maddenin devamında ise; “Bir hakkın açıkça fenaye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” denilerek, iyiniyet kaideının dürüstlük kuralıyla iç içe ele alınması gerektiği ortaya konulmaktadır.
İyiniyetin Arandığı Kişiler

İyiniyet kavramı sadece kanun tarafınca kendisine tanınmış olan hak kavramına haiz kişilerde aranmalıdır. Mesela mümeyyiz olmayan birinde iyiniyetin aranması mümkün olmayabilir. Mümeyyiz olmayan kişinin yaptığı hukuki işlemin kanun tarafından geçerli kabul edilmesi halinde ise ancak, ferdin iyiniyetli olarak davranıp davranmadığına bakılmalıdır.

Temyiz kudretine haiz olmayan bir kişide iyiniyet kavramı aranmaz. Fakat temyiz kudretine haiz olmayan fert, yaptığı işlemlerde kanuni temsilciyle temsil ediliyorsa, yaptığı işlemde kendisinin değil de, kanuni temsilcisinin iyiniyeti aranmaktadır. Demek ki temsil edilen temyiz kudretine sahipse iyiniyetli olacaktır. Her iki tarafında iyiniyeti söz mevzusu olursa meydana getirilen hukuki işlemin geçerliliği de o boyutta yargı doğurmuş olur. Bu bahsettiklerimiz gerçek kişilerin yapmış oldukları hukuki işlemlerde iyiniyetli olup olmadıklarına nazaran değerlendirilir. Tüzel kişilere erişince tüm ortakların ve organların iyiniyetli olması aranacaktır.


Miras Hukukunun Genel İlkeleri

İyiniyet kavramı, Miras Hukuku açısından da örutubet arz eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Hukuk sistemi, ferdin toplum içindeki haklarının korunmasını, düzenlenmesini sağlamaktadır. Bu düzenlemeler bir tek insanın sağlıklı dönemindeki toplumsal yaşamıyla sınırlı kalmamaktadır. Bir kişinin ölümü daha sonra bıraktığı mirası kazanan mirasçıların durumu; bununla beraber gaiplik durumda meydana gelen hak ve yükümlülükler de hukuk düzenlemelerinin içerisine girmektedir. Miras Hukuku yardımıyla, bir nevi ölüm sonrası hak ve hukuki yükümlülükler tayin edilmiş olur .

Miras Hukuku uygar Hukukun bölümlerinden biridir. Tam ve sağlıklı dünyaya gelen her insan kanun tarafınca tanınmış haklara sahip olmaktadır. Aynı şekilde ferdin ölümü halinde de mevcut olan haklarının birilerine devredilmesi de kanun tarafınca düzenlenmektedir . Miras hukukunda temel alınan asıl mevzu; kimlerin mirasçı olacağı ve mirasın taksiminin nasıl gerçekleştirileceğidir. Miras bırakan her vakit bir gerçek kişidir . Sadece, mirasçı olmak için, gerçek fert olma şart aranmamaktadır. Tüzel kişiler de gerçek kişiler benzer biçimde mirasçı olabilirler.

Kişilerin sağlıklarında sahip oldukları hakları ve kendilerine yükletilmiş olan borçları onların malvarlıklarını göstermektedir. Bu kazanımlar ya da borçlar, ferdin ölümü halinde mevcut tereke mirasçılarına geçmektedir. Ölüme bağlı tasarruflar şekli ve maddi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Şekli anlamda ölüme bağlı tasarruflar vasiyet ve miras sözleşmesiyken; maddi anlamda ölüme bağlı tasarruflar belirli mal bırakma ve mirastan feragat sözleşmesidir .

Mirasbırakan ferdin ölümüyle, hak ve borçların (tereke mallarının) intikal ettiği kişiler hukuken mirasçı olma hakkını kazanmış olurlar . Bireylerin ölümleriyle beraber sahip oldukları malvarlıklarının alt ve üst soydan mirasçıları bulunmaktadır. Mirasçılar, kanunun kazanmıştırrdığı ölçü ve esaslarda murisin bıraktığı mallara mirasçı olabilirler. çağdaş Hukukun, miras kısmınde ayrıntılı olarak anlatılan bu husus Anayasamızın 35. Maddesinde de koruma altına alınmıştır. Anılan madde şöyle demektedir “herkes mülkiyet ve miras haklarına haizdir”. Bu maddeden de açıkça görülmektedir ki; miras bırakanın (murisin) terekesine mirasçı olmak, topluluğun düzeninde, kazanılması ihtiyaç duyulan ve kanun tarafından da tanınmış bir haktır .
Zilyedin İyiniyetli ve kötüniyetli Olmasının Miras
Sebebiyle Açılacak İstihkak Davasına etkisi
MK madde 639’da açılacak istihkak davalarında zamanaşımı süreleri açıklanmıştır. Bir istihkak davası açılacağı vakit maddede açıklandıği gibi süreye doğal olarak olarak hareket etmek gerekmektedir . Madde, aleyhine istihkak davası açılacak bireyin iyiniyetli ve kötüniyetli olmasına nazaran zamanaşımı süresini belirlemiştir. Buna göre; iyiniyetli kişilere karşı açılacak istihkak davasında zamanaşımı süresi, terekeye mevzu olan malı elinde bulundurduğunun öğrenildiği ve davacının kendisinin mirasçı bulunduğunu öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her halükarda, miras bırakanın ölümünden itibaren veyahut ortada yazılmış bir vasiyetname var ise, vasiyetnamenin açılmasından itibaren on yıl olarak belirlenmiştir. Fenaniyetli kişilere karşı açılacak istihkak davasında ise zamanaşımı süresi yirmi yıldır .

Burada maddenin ana kıstası iyiniyet terimidır. Kısaca zamanaşımı süresinin belirgin olmasında bireyin iyiniyetli olmasını aramaktayız. İyiniyet ise ancak; miras hukukuna konu olan terekeye mirasçı olan kişinin, ölüme bağlı tasarrufta iptal sebebi olduğunu bilmediği yada bilebilecek durumda olmadığı ve ölüme bağlı bir bağış veya menfaati kabul etmesi durumunda söz mevzusu olabilecektir. Şayet terekeyi elinde bulunduran kişi gerekli araştırmayı yapmış ve miras bırakanın mirasçılarından haberdar ise ve buna rağmen terekeyi elinde bulundurmuşsa o süre bireyin fenaniyetli olduğundan söz edilecektir.

İyiniyetli mirasçı kanuni zamanaşımı süreleri olan (iyiniyetin arandığı durumlardaki sürelerde) bir ve on yıllık zamanaşımı sürelerinde kötüniyetli hale gelirse, asıl mirasçı yirmi yıllık süre aşımı süresinde dava açabilir. Bu durumda iptal davası için süre geçmemiş sayılır. Buna karşın bir ve on senelik süreler geçtikten sonra fenaniyetli hale gelinmişse bu durumda dava açılmaz. Çünkü iptal davası açmak için süre geçmiş sayılacaktır .

Miras sebebiyle açılacak istihkak davası, MK madde 637 gereğince bir tek yasal mirasçı yada atanmış mirasçı tarafından açılabilir. İstihkak davası açılırken, esas olarak davada iddia edilmesi gereken ve mirasbırakanın terekesindeki malın zilyedi bulunan kişiye karşı asıl mirasçı olan bireyin açacağı davada, sadece hüküm doğurabilecek bir iddiası varise açtığı dava yargı doğurabilir . Madde şöyle diyor; “Yasal veya atanmış mirasçı, terekeyi yada bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimseye karşı mirasçılıktaki üstün hakkını ileri sürerek miras sebebiyle istihkak davası açabilir.”

Miras sebebiyle oluşturulan istihkak davasında tereke mallarının güvence altına alınması için (davacının davayı kazanması halinde ) MK madde 637-f. 3 gereğince önlem alınır. Madde şöyle diyor “Bu davada hâkim, mirasçılık ödatıyla ilgili uyuşmazlıkları da çözer. Başat, davacının istemi üzerine hakkın korunması için davalının güvence göstermesi yada tapu kütüğüne şerh verilmesi benzer biçimde gerekli her türlü önlemi alır.”

Üçüncü ferdin zamanaşımı süresini iddia ederek, terekedeki mala zilyet olmasını engellemek için (açılmış bir istihkak davasında) ölçme yoluyla MK madde 638 uygulanır. Madde şöyle diyor; “Miras sebebiyle istihkak davasının kabulü hâlinde, tereke yada terekeye dâhil mal, davacıya zilyetliğe ilişkin hükümler ihtarnca verilir. Miras sebebiyle istihkak davasında davalı, tereke malını zamanaşımı yoluyla kazandığını ileri süremez.” Burada ki üçüncü bireyin gaip mirasçı olduğu söylenebilir. Maddeden de anlaşıldığı benzer biçimde gaibin sonradan kazanımı söz mevzusu olacaktır.
Tereke Mallarının İadesi Borcunda İyiniyet

Ölüme bağlı bir tasarrufun iptali için açılacak davada zamanaşımı süresinin, zilyet olan bireyin iyiniyetli olup olmadığına gore değişlik gösterdiğine yukarıda değinilmiştir. İyiniyetli zilyede karşı açılacak bir iptal davasında süre on yıl, fenaniyetli bir zilyede karşı açılacak davada süre yirmi senedir. MK madde 993’e bakılırsa “ İyiniyetli zilyedi bulunduğu şeyi, karineyle mevcut hakkına uygun şekilde kullanan yada ondan yararlanan zilyet, o şeyi geri vermekle yükümlü olduğu kimseye karşı bundan dolayı herhangi bir tazminat ödemek zorunda değildir.” maddenin devamı şöyledir “ İyiniyetli zilyet, şeyin kaybedilmesinden, yok olmasından yada hasara uğramasından sorumlu olmaz.” Maddede belirtildiği şeklinde iyiniyetli zilyet olan kimse kullandığı şeyi geri vermekle yükümlü olduğunda, terekeye mevzu şeyi kullandığı, tükettiği veya farklı bir halde elinde olduğu sürede kullandığından dolayı dava açan asıl mirasçıya bir tazminat ödemek zorunda değildir . Ortada bir geri verme borcu var ise bu borcun iadesi ancak iyiniyet ilkelerine bakılırsa olur.

Zilyetliği elinde bulunduran kişi iyiniyetliyse MK’nun 993-994. Maddeleri esas alınır. Madde 994’e göre iyiniyetli zilyet o şey için iyiniyetle ve yararlı olarak yaptığı şeyleri isteyebilir. Madde de şöyle açıklanmıştır “ İyiniyetli zilyet, geri vermeyi isteyen kimseden şey için yapmış olduğu zorunlu ve yararlı giderleri tazmin etmesini isteyebilir ve bu tazminat ödeninceye kadar şeyi geri vermekten kaçınabilir.” Maddenin devamında terekeye konu olan şey üzerinde bir eklenti yapılmışsa ve zarar vermeden bu eklentinin çıkarılması mümkünse buna nazaran hareket edilmesi gerektiği açıklanmıştır. Madde şöyle devam ediyor “ İyiniyetli zilyet, diğer giderler için tazminat isteyemez. Sadece, şeyin geri verilmesinden önce kendisine bu giderler için bir tazminat önerilmezse, kendisi tarafından o şeyle birleştirilen ve zararsızca ayrılması mümkün bulunan eklemeleri o şeyi geri vermeden önce ayırıp alabilir. Zilyedin elde ettiği ürünler, yaptığı giderler sebebiyle dünyaya gelen alacaklarına mahsup edilir.”

Bununla birlikte, iyiniyetli olmayan zilyet, hak sahibine geri vermesi gereken şey e bir zarar vermişse onu tazmin etmekle yükümlü olacaktır. MK madde 995’e nazaran “İyiniyetli olmayan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi dikkatsizlik eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorundadır. İyiniyetli olmayan zilyet, yaptığı giderlerden ancak hak sahibi için de zorunlu olanların tazmin edilmesini isteyebilir. İyiniyetli olmayan zilyet, şeyi kime geri vereceğini bilmediği sürece sadece kusuruyla verdiği zararlardan sorumlu olur.”
Mirasçılık Belgesine Güvenerek İşlem meydana getiren 3. Ferdin İyiniyeti
Herhangi bir yasal mirasçı ödatı olmadan, miras bırakanın mirasına barış Hukuk mahkemesinden aldığı “Mirasçılık Belgesi” ile mirasçı olan kimseler, terekede bulunan mal ve haklar üzerinde tasarrufta bulunma yetkisini bu belge ile kazanabilirler. Uygar Kanunumuzun 598. Maddesi şöyledir “Başvurusu üzerine yasal mirasçı oldukları belirlenenlere, barış mahkemesince mirasçılık sıfatlarını gösterir bir belge verilir.” Mirasbırakan’a mirasçı olan kimseler bir ay içinde bu belgeyi alan kişilere karşı itirazda bulunabilirler . Mirasçılık belgesine sahip kişilerin haklarını kabul eden asıl mirasçılar bu kabul beyanlarıyla bağlı kalmak zorundadırlar . Ortada bir irade sakatlığı yoksa, irade sakatlığına dayanarak bir iptal davası dahi açılmamışsa, aslolan mirasçıların sonradan tenkis yada miras sebebiyle istihkak davası açmaları uygun ve yerinde olmayacaktır. Ancak mirasçılık belgesi mahkeme sonucuyla alınan bir belge olsa bile kanun gereğince yasal mirasçılar tarafınca bu mirasçılık belgesinin geçersiz olduğu her süre ileri sürülebilir . Madde şöyle devam etmektedir “ölüme bağlı tasarrufun iptaline ilişkin dava hakkı saklıdır”.

Mirasçılık belgesine sahip bir kişiden, mirasbırakanın terekesinde yer alan bir mal (göç eder-taşınmaz) ile ilgili hukuki bir yarar sağlayan üçüncü fert, bu kazanım daha sonra malı iade etmesi gerektiğinde üçüncü kişinin iyiniyetinin korunup korunmayacağı tartışılabilir.

Elinde mirasçılık belgesi bulunan kişinin, terekede yapacağı işlemlerde , tutum yapma yetkisi ve alacakları eğitim etme hakkı doğmaktadır. Mirasçılık belgesine güvenerek göç eder taşınmaz satın alan üçüncü ferdin haklarının korunup korunmayacağı yönünde açık bir yargı bulunmamaktadır. Kısaca üçüncü kişilerin iyiniyeti, asıl mirasçılara karşı korunamayacaktır. Ancak, üçüncü bireyin iyiniyeti zilyetlik ile ilgili uygar Kanun’ da yer edinen bazı hükümlere dayanılarak korunabileceği düşünülebilir. MK madde 988’ e göre “ bir göç ederın kararlı sıfatıyla zilyedinden o şey üzerinde iyiniyetle mülkiyet veya sınırlı ayni hak edinen kimsenin edinimi, zilyedin bu tür tasarruflarda bulunma yetkisi olmasa bile korunur.”

Mirasçılık belgesiyle bir taşınmazı kendi üzerine alan fert bu taşınmazı iyiniyetli üçüncü bir kişiye devrederse MK madde 1023’e nazaran “ tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak iyelik veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü ferdin bu kazanımı korunur.” Taşınmaz mal için bu yargı uygulamada gerektiği benzer biçimde korunmamaktadır. Taşınmaz malın zilyetliği üçüncü kişiye geçerken madde 988 nin uygulama alanı bulması yeteri kadar olmayabilir.

İyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı, mirasçılık belgesine bakılırsa meydana getirilen kazanmıştırrmalarda ise MK madde 1024 uygulanmaktadır. Madde şöyledir “ bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü fert bu tescile dayanamaz. Bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan yada hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur. Böyle bir tescil yüzünden ayni hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı direkt doğruya ileri sürebilir.”

Demek ki böyle durumda üçüncü bireyin iyiniyetli olması halinde esas olarak ele alınması ihtiyaç duyulan madde MK madde 2 ye bakılırsa dürüst davranma ilkesi ve madde 3’e bakılırsa iyiniyetli olma şartı aranmalıdır. Aksi takdirde hukukumuzda bu mevzuyla ilgili açık ve net bir madde görülmemektedir. Her ne kadar madde 988 ve 1023’ e göre iyiniyetli kazanım uygulanmaya çalışılsa da esas olan itimat ilkesi ve iyiniyet olacaktır.
İyiniyetli Eşin Butlan Davasına karşın Mirasçı Olması Durumunda Kazanımları
Mirasçılık bakımından aile hukukuna da giren, ölen eşe mirasçı olan diğer eşin butlan sebebini bilmeme halinde ve bilebilecek durumda olmama halinde mirasçılığın ortadan kalkmaması onun iyiniyetli olması halinde mümkün olur. Şayet mirasçı olan eş kötüniyetliyse butlan kararı mirasçılığı ortadan kaldırır. MK madde 158-1 e göre “ evlenmenin butlanına karar verilirse, evlenirken iyiniyetli bulunan eş bu evlenme ile kazanmış olduğu kişisel durumunu korur.”
Evlenmenin butlanına henüz karar verilmemişken, eşlerden birinin ölmesi halinde mirasçı olan eş terekeden mirasçı olur. Evlenmenin butlanı davası mirasçılara geçmez. MK madde 159’ a gore “ evlenmenin butlanını dava etme hakkı mirasçılara geçmez. Sadece, Mirasçılar açılmış olan davayı sürdürebilirler. Dava sonucunda evlenme sırasında iyiniyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olamayacağı gibi, daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da kaybeder.”

Sağ kalan eş evlenmeyle kazandığı hakları kullanmak istediğinde ancak iyiniyetli olması halinde evlenmeyle kazandığı haklarını kullanabilir ve kişisel durumunu koruyabilir . Bu durumda sağ kalan eş ölen eşine mirasçı olmaya devam eder. Herhangi bir ayrılık kararı yok ise ve evlilik yasal olarak devam ediyorsa, sağ kalan eş, ölen eşe mirasçı olur ve hakları yasal düzenlemedeki şekilde devameder. Butlan davası devam ederken eşin ölmesi durumunda sağ kalan eşin fenaniyetli olduğu iddiası ancak ispatla mümkün olacaktır.

MK madde 559 gereğince, “İptal davası açma hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, öteki tasarruflarda mirasın geçmesi tarihinin üzerinden, iyiniyetli davalılara karşı on yıl, iyiniyetli olmayan davalılara karşı yirmi yıl geçmekle düşer.” İptal davasının hak düşürücü süresinde iyiniyetli davalılara karşı on senelik süre, fenaniyetli davalılara karşı yirmi yıla yükselmektedir. Şu halde burada iyiniyete nazaran değerlendirilir.

MK madde 506’a gore , tenkise tabi kazandırma alan kimsenin geri verme borcunda iyiniyetliyse iade borcu, sebepsiz zenginleşmede olduğu benzer biçimde sınırlıdır. MK madde 566’ya bakılırsa, “Kendisine tenkise tâbi bir kazanmıştırrma yapılmış olan kimse iyiniyetli ise, bir tek mirasın geçmesi anında kazanmıştırrmadan elinde kalanı geri vermekle yükümlüdür; iyiniyetli değilse, iyiniyetli olmayan zilyedin geri verme borcuna ilişkin hükümlere göre sorumlu olur. Miras sözleşmesiyle elde ettiği kazanmıştırrma tenkise tâbi tutulan kimse, bu kazandırma için mirasbırakana verdiği karşılığın tenkis oranında geri verilmesini isteyebilir.” iyiniyetli olmayan zilyet elinde kalanı vermekle yükümlü olacaktır. İyiniyetli olmayan zilyetlere de bu madde hükmünce atıf yapılabilir.

MK madde 618 birinci fıkra gereğince, “Ödemeden âciz bir mirasbırakanın mirasını reddeden mirasçılar, onun alacaklılarına karşı, ölümünden önceki beş yıl içinde ondan almış oldukları ve mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü olacakları kıymet ölçüsünde görevli olurlar.’’ mirasın reddi halinde iyiniyetli mirasçıların iade borçları ( mirası reddetmişlerse son beş yılda aldıkları kazanmıştırrmaları iade borcu) bu zenginleşmeden iyiniyetli kişi görevli olmaz.
Evlatlığın Mirasçılığında İyiniyet
Aralarında herhangi bir kan bağı olmayan kişiler de birbirlerine mirasçı olabilirler . Bu şekil mirasçı olan kişiler ancak resmi olarak evlat edinilmiş çocuklardır. Sonradan kazanılan bu hakka mirasçı olan evlatlık, normal zümredeki bir mirasçı benzer biçimde aynı haklara haiz olur. MK madde 500’de “ evlatlık ve altsoyu, evlat edinene kan hısımı şeklinde mirasçı olular.” Evlatlığın mirastan hak kazanabilmesi için tek şart evlat edinilmiş olması yada evlatlık ilişkisi geçerli olarak kurulmuş olmalıdır .

Kanuni yolla kazanılmış olan mirasçılık, eski MK da altsoyu olan mirasçı (evlilik içi) evlat edinmediği için sonradan nesebin düzeltilmesi talebinde bulunabilir. Nesebin düzeltilmesi kararı geçmişe etkili olduğundan, çocuğun nesebi düzelmiş ise veya evlat edinme esnasında evlenmeyle düzeltilmiş ama nüfus kaydına geçirilmemişse bu durumda eski medeni konunda mümkün olan evlat edinmenin iptali davası açılmayacağı ve evlatlığın mirasçılığına iyiniyetli olmasına rağmen bu nesep düzeltmenin etkili olamayacağı ileri sürülebilirdi. Fakat bugün evlilik içinde çocuk sahibi olan fert bununla birlikte evlat edinebilmektedir. Alt soyu olan biri evlat edinebileceği için iyiniyetli olup olmamasının önemi kalmamıştır .
Miras Kaçırma Sebebiyle yapılmış Muvazaada Üçüncü kişinin İyiniyeti
Muvazaa iddiasında bulunan kişilerin hakları kanun tarafınca koruma altına alınmıştır. Bu hakların kazanılmasında hukuki yollara başvurulabilinmektedir. Her ne kadar muvazaalı işlemi yapanlara karşı dava açılabiliyorsa, muvazaalı işlemi iyiniyetle meydana getiren üçüncü kişilerinde hakları koruma altına alınmalıdır . Muvazaa iddiası ancak MK madde 2 gereğince dürüstlük kuralına aykırı bir davranıştan dolayı ileri sürülebilir. Bir malı (taşınır-taşınmaz) muvazaalı olarak devralan bireyin iyiniyetli olduğundan kararlı olmak gerekmektedir. Şöyle ki muvazaalı olarak devraldığı malın, meydana getirilen bu muvazaalı işlemin olduğunu bilmiyor yada bilebilecek durumda olmaması gerekmektedir. Ek olarak bu muvazaalı devir işlemini alan üçüncü birey olmalıdır. Bu üçüncü kişide aranan iyiniyetli olma kavramı MK madde 3 deki iyiniyet unsuru olmalıdır .
Murisin mirasçılar aleyhine yaptığı bu işlemlerde , muvazaa iddiasında bulunan yasal mirasçı, üçüncü bireyin iyiniyetli olmasına dayanarak iddiasını 1 yıl her halükarda 10 yıllık zamanaşımı süresiyle kabul ettirmelidir. Şayet üçüncü kişi fenaniyetli olarak bu muvazaa da mal iktisap etmişse zamanaşımı süresi yirmi yıl olacaktır.
SONUÇ

Yukarıda da açıklandıği üzere, iyiniyet, bir hakkın elde edilmesi veya bir hukuki sonucun doğmasında, var olan bir engeli bilmemek ya da ihtiyaç duyulan tüm özen gösterilmiş olsa dahi bilebilecek durumda olmamak bizlere iyiniyet kavramını açıklamaktadır. MK madde 3’te getirilmiş olan düzenlemede bu şekildedir. İyiniyetin sağladığı korumadan yararlanan birey, kanun koyucu tarafından korunan kişidir.

Türk Hukukun da birçok yerde iyiniyet kavramı geniş yer verilmiştir. çağdaş Kanunun içinde miras hukuku ve iyiniyet kavramı irdelenmiştir. İnceleme yaparken ilgili tüm maddeler incelenmeye çalışılmıştır. Esas olan mirasbırakanın mirasçısı konumundaki kişilerin iyiniyetli olarak terekeye mirasçı olmalarıdır.

Kanun koyucu tarafından bir malın mülkiyetinin kazanılmasında, mülkiyeti kazanmak isteyen bireyin iyiniyetli olup olmadığına gore zamanaşımı sürelerini belirttiğini görmekteyiz. Göç eder mallar için, davasız ve aralıksız, 5 yıl süreyle iyiniyetle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulundurma; taşınmazlarda, davasız ve aralıksız, 10 yıl süreyle iyiniyetle ve malik sıfatıyla zilyetliği elinde bulundurma aranmaktadır. İyiniyetli mirasçılarda da bu hüküm aynen uygulanır.

Yasal mirasçı olmadıkları halde, mirasbırakanın terekesine zilyet olanların yapmış oldukları hukuki işlemlerde kanun koyucu üçüncü kişiyi korumaktadır. Bununla birlikte muvazaalı olarak mirastan mal kaçırmak için meydana getirilen satımlarda, yapılan işleme taraf olan üçüncü kişinin açılacak muvazaa davasında iyiniyetli olma durumuna nazaran korunduğunu da görmekteyiz.

Evliliğin butlanı davası sürerken, mirasbırakan ödatındaki eşin ölümü üzerine, öteki eş mirastan hisse alabilmesi sadece iyiniyetli olmasına bağlıdır. Aksi takdirde terekeden mal alamayacaktır.

"Miras Hukukunda İyiniyet" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Yasemin Güllüoğlu'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
09.01.2017 21:19
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
Yeni Yorum Gönder 


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Miras Davaları ve Miras Hukuku Sıkça Sorulan Sorular gürkan 0 204 07.01.2017 21:00
Son Yorum: gürkan

Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi

İletişim | Adalet ve Hukuk Forumu | Yukarı Git | İçeriğe Git | Arşiv | RSS Beslemesi