Yeni Yorum Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Kefalet Sözleşmesinde Alacaklının Yükümleri
Yazar Konu
siirvehikaye Çevrimdışı
Yeni Üye
*
Üye Grubu

Yorum Sayısı: 53
Üyelik Tarihi: 10.01.2017
Yorum: #1
Kefalet Sözleşmesinde Alacaklının Yükümleri
Bu araştırma ve araştırma yazısının konusunu 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'na gore kefalet sözleşmesinde alacaklının sorumluluğunun kapsamı oluşturmaktadır.

Genel olarak kefalet sözleşmesine bakmış olduğumızda, teminat alacaklısına borçlunun malvarlığı yanında teminat verenin kişisel malvarlığına başvurmaya yönelik bir alacak hakkı tanıdığı olan kişisel teminatlardan birisidir[1].

Kefalet, öyle bir sözleşmedir ki, bununla kefil; borçlunun borcunu ödememesi halinde, borcun ifa edilmemesinin neticelarından kendisinin kişisel olarak görevli olacağını alacaklıya karşı yükümlenir[2].

Kefalet sözleşmesiyle ödenmesi güvence altına alınan borcun, parayla ölçülebilir olması yeterlidir. Kefilin borcu, her süre sözleşmeden doğmuş bir borçtur[3].

A.TANIM

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 581.Maddesi hükmüne gore; ''kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir.'' şeklinde tanımlanmıştır.

Kefilin borcu bir tazminat borcu olduğundan, para ile ölçülebilen bütün borçlara, bu nitelikteki verme, yapma borçlarına kefil olunabilir. Yani kefil esas borçlunun edimini yerine getirmeyi değil, bu edimin yerine getirilmemesi yüzünden ortaya çıkan alacaklı ziyanını karşılamayı taahhüt ettiğinden, esas borçlunun edimi, onun kişiliğine bağlı olsa bile, bu konum kefalet sözleşmesi açısından önemli değildir. Borcun ifa edilmemesi üzerine tazminat alacağına dönüşebilen her edim, kefalet sözleşmesiyle teminat altına alınabilir[4].

B.TARAFLARI

tarifında ortaya koyduğu üzere kefalet sözleşmesi asıl borç ilişkisinden dünyaya gelen borcun alacaklısı ile kefil içinde meydana gelir; aslolan borçlu ile kefil arasında kefalet sözleşmesi akdedilmediği şeklinde; asıl borçlu, kefil ve alacaklı arasındaki kefalet sözleşmesinin tarafı da değildir[5].

Kefalet sözleşmesinin taraf unsurlarını oluşturan borçlu, alacaklı ve kefil kavramlarını açıklamak gerekirse; Borçlu, kendisinden alacaklı olunan kişidir. şu demek oluyor ki, borç ilişkisinden dünyaya gelen edimin ifasını sözleşmenin diğer tarafına ifa etmekle yükümlü olan kişidir.

Alacaklı, borç mevzusunun ifasını talep yetkisine sahip olan kişidir.

Kefil ise, kefalet veren kimsedir. şu demek oluyor ki, borçlu borcunu ödemediği ya da bir kimse verdiği sözü yerine getirmediğinde bütün sorumluluğu üzerine alan kişidir.

C.ÖZELLİKLERİ

1.Kefilin borcunun bağımlı kalite taşıması:

Kefaletten doğan borç, bağımlı bir borçtur. Bu bağımlılık ortada geçerli olan başka bir borcun varlığını gerektirir[6]. Doğrusu, asıl borçlunun borcu olmaksızın, kefilin borcu olmaz[7].

Asıl borç var olduğu ve varlığını sürdürdüğü sürece, kefilin de borcunun varlığı sürecektir. Borçlunun borcu sona erdiği zaman, kefilin de borcu kendiliğinden sona erer.

2.Kefilin borcunun ikincillik (talilik) nitelik taşıması:

Buna gore alacaklı doğrudan kefile başvuramaz. Onun önce borçluya başvurup; onu hukuki yolla takip etmesi, borçlunun borcu ödememesi durumunda da kefile başvurması gerekir[8].

3.Kefalet sözleşmesinin tek tarafa borç yüklemesi:

Kefalet kural olarak karşılıksız bir sözleşmedir, tek tarafa borç yükler[9].

4.Kefalet sözleşmesi ile başkasına ilişkin bir alacak güvence altına alınır:

Kefalet sözleşmesi, başka bir kişinin borcu hakkında o borcun alacaklısı ile yapılır. Kişi kendi borcuna kefil olamaz[10].

D.ŞEKİL

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 583.Maddesine göre ''Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet zamanı belirtilmedikçe geçerli olmaz.''

bununla beraber bütün bunların kefilin kendi el yazısıyla belirtilmesi şarttır.

Taraflar arasında bir ihtilaf doğması halinde ve söz konusu kefalet ediminin yerine getirilmemesi durumunda, taraflara ispat kolaylığı sağlamak ve dürüstlük kaideı çerçevesinde altına gireceği yüklü edimler bakımından güvence altına alınması gerektiği ve özellikle alacaklının edimin ifasını talep ederken mağdur olmaması amacıyla yazılı geçerlilik biçimine bağlanması şart koşulmuştur.

II.ALACAKLININ HAK VE YÜKÜMLÜLÜKLERİ

Alacaklı kefille olan ilişkilerinde ona karşı bazı yükümlülükler altındadır:

a. Alacaklı, borçlunun batkı etmesi halinde, alacağını iflas masasına yazdırmak ve borçlunun iflasından kefile informasyon vermekle yükümlüdür. Bunu yerine getirmezse, kefilin bundan dolayı uğrayacağı zarar oranında kefile başvurma hakkını yitirir.

TBK.M.594 hükmüne nazaran alacaklı, bundan dolayı kefilin uğradığı zarar miktarınca ona karşı haklarını kaybeder.

B. Alacaklı, borçludan elde ettiği başka bir takım güvence ve rehin gibi bazı kanıt belgelerini kefilin ziyanına elinden çıkarmamakla, azaltmamakla yükümlüdür. Kefilin ziyanına olarak güvence ve rüçhan hakları azaltılırsa, ziyanın daha az olduğu kefil tarafınca kanıtlama edilmedikçe, kefilin sorumluluğu da o ölçüde azalır. Hatta kefil, extra ösöylediği miktarın geri verilmesini isteyebilir (TBK.M.592/I).

C. Alacaklının ayrıca borcu ödeyen kefile, haklarını kullanımına yarayan senetleri teslim etme yükümlülüğü de vardır. Benzer şekilde alacak için sağlanan rehin ve öteki teminatların da borcu ödeyen kefile verilmesi veya devredilmesi gerekir (TBK.M.592/III).

Alacaklı haklı bir sebep olmaksızın yükümlülüklerini yerine getirmezse, ağır kusuruyla, elindeki belgeleri veya teminatları elinden çıkarırsa, kefil sorumluluktan kurtulur. Kefil, yaptığı ödemeyi ve varsa ek zararını isteyebilir (TBK.M.592/IV).

D. Bir borca birden çok kişi kefil ise alacaklı, kefillerden biri tarafından yapılacak kısmi ödemeyi, bunu öneren kefile düşen paydan az olmamak koşuluyla kabul etmek zorundadır (TBK.M.593/I).

E. Alacaklı, borç muaccel olunca, kefilin kendisine borcu ödemek istemesi halinde bunu kabul ve kefili borçtan kurtarmak zorundadır (TBK.M.593/II).

F. Çalışanlara ilişkin kefaletlerde alacaklı, borçluyu iyi izlemek yükümlülüğündedir (TBK.M.592/II).

Saklama külfeti, senetleri elden çıkarmama ve zarar görmelerini önleme külfeti kadar, teminatları kefilin ziyanına olarak azaltmama külfetini de kapsar.

Teminatta ne zaman bir azalma olduğu somut olayın şartlarına göre değişir. Kaide olarak, alacaklının kefaletin yanında verilmiş olan rehin hakkından feragatinin teminatta bir azalma oluşturacağı açıktır[11].

Sadece, kefilin yazılı rızasına dayalı feragat, güvenceın azaltılması sayılmaz. Var olan belirli bir güvenceı ortadan kaldırmak kadar, varlığını koruyan teminatta değer azalmasına yol açmak da teminat azaltımı anlamına gelir. Bu nedenle alacaklının ipotekli taşınmaz üzerindeki yapının yıkılmasına sebep olması, bir güvence azaltımı olarak değerlendirilir[12].

Gizleme külfetinin yerine getirilmemesine bağlanan sonuç, alacaklının kefilin bu yüzden uğradığı zarardan dolayı sorumlu olmasıdır. Zararın tazmini alacaklının külfet ihlalinde kusurlu olmasını gerektirecektir.

Alacaklının sorumluluğunun kaynağı ise, özen yükümlülüğü ile ilgili olmayıp haksız eyleme (alacaklının hilesine) dayanmaktadır.

Alacaklı kefalet sözleşmesinden sonra, asıl borçlunun durumunun gittikçe bozulmakta olduğunu veya ödeme olanaklarını yitirdiğini öğrense bile kefili haberdar etme yükümlülüğü altında değildir. Bunun istisnası borçlunun batkı etmesi durumudur[13].

Alacaklı aslolan borçlunun batkıı halinde, alacağını iflas masasına kaydetmek ve iflastan derhal kefili haberdar etmek zorundadır. Kefil, herhangi bir şekilde iflastan haberdar olmuşsa artık alacaklının ihbarda bulunma yükümlülüğü yoktur[14]. Kefilin asıl borçlunun iflasından haberi yoksa, alacaklının kefilin alacağını yasadaki süreler içinde iflas masasına kaydedebilmesi için kefile aslolan borçlunun iflas ettiğini en kısa zamanda bildirmesi gerekir[15]. Bu sayede kefilin rücu hakkını elde edebilmesi için lüzumlu tedbirleri süreında almasına yardımcı olmaktadır.

Yargıtay'ın bir sonucuna nazaran; borçlunun kanuni şekilde batkı ettiği ve batkıın açıldığı anlaşılmadıkça ve iflas açılmış olsa dahi, alacaklının masaya müracaat edip etmediği tespit olunmadıkça 594/2.Maddenin uygulanması mümkün olmadığından kefil sorumluluktan kurtulamaz.

Alacaklının temerrüdü genel hükümlere bakılırsa direkt doğruya borçlunun borçtan kurtulması sonucunu doğurmadığı biçimde, kefaletin niteliği gereği bu şekilde bir sonuç kabul edilmiştir. Kefilin edim önerisinde bulunması asıl borçlunun mali durumunun bozulmaya başlaması durumunda, kefile hemen alacaklıya ödeme yapıp borçluya durumu daha fenaleşmeden rücu edebilmek olanağını sağlaması bakımından yararlıdır; bundan başka, böyle bir öneri yargılama giderlerinden tasarruf olanakını da bahşeder[16].

Kefilin ödemesinin tek şartı, asıl borcun, hangi sebepten olursa olsun, muaccel olmasıdır, yoksa kefalet borcunun muaccel olmasına ihtiyaç yoktur. Bu yüzden aslolan borcun muaccel olduğu kefile suç duyurusu edilmese bile, kefil alacaklıya ödemede bulunabilir.

Asıl borç henüz muaccel değilse, kefil ancak alacaklı razı olduğu takdirde kendisine ödemede bulunabilir ve aslolan borçluya, ancak borç ödenmeseydi hangi tarihte muacceliyet kazanacak idiyse o tarihten sonra, rücu edebilir.

Değinmemiz ihtiyaç duyulan bir başka konu da; alacaklı, kefil tarafınca ödeme yapılmadıkça teminatların iadesiyle yükümlü tutulamaz. Kısaca, alacaklı kefilden alacağını eğitim etmezden önce teminat ve delilleri muhafaza ile yükümlü olduğu benzer biçimde, alacağını alırken bunları kefile nakil ve tevdi etmek yükümlülüğündedir[17]. Kefil ile alacaklının teminattan yoksun kalmamaya olan menfaatleri eşdeğerde olduğu için ödeme ve teminatların nakli aynı anda yapılmalıdır.

Alacaklı teminatları elden çıkarır veya azaltırsa kefile karşı sorumlu olur. Alacaklının bu devir yükümlülüğünden başka, elinde bulundurduğu teminatlara dürüstlük kurallarına nazaran özen göstermek, değerlerinin azaltılmaması için lüzumlu girişimlerde bulunmak zorunluluğu vardır.

Alacaklının teminatları elden çıkarması ile tevdiden kaçınması durumunda, kefile def'i hakkı tanınmıştır. Kısaca, kefil kefalet borcundan kurtulmuş olduğu itirazında bulunacaktır.

TBK.M. 592/4 hükmü gereğince; alacaklı, haklı bir sebep olmaksızın yükümlülüklerini yerine getirmez, ağır kusuruyla mevcut belgeleri veya rehinleri yahut sorumlu olduğu öteki güvenceleri elinden çıkarırsa, kefil borcundan kurtulur. Bu durumda kefil, ödediğinin geri verilmesini ve varsa ek zararının giderilmesini isteyebilir.

TBK m. 585/1 uyarmanca, adi kefalette alacaklı borçluya başvurmadıkça kefili takip edemez. Ancak aşağıdaki hallerde direkt doğruya kefile başvurabilir:

1. Borçlu aleyhine yapılan takibin sonucunda kati aciz belgesi alınması,

2. Borçlu aleyhine Türkiye’de kovuşturmaın olanaksız hale gelmesi veya önemli ölçüde güçleşmesi,

3. Borçlunun iflasına karar verilmesi,

4. Borçluya konkordato mehli verilmiş olması.

Demek ki adi kefalette alacaklı önce borçluyu kovuşturmak zorundadır. Bununla birlikte BK. M. 585/1’de belirtilen durumlarda, doğrusu borçlunun batkı etmiş olması, borçlu aleyhine yapılmış olan takibin semeresiz kalmış olması ve nihayet borçlu aleyhine Türkiye’de kovuşturma icrasının imkansızlaşmış bulunması durumunda, alacaklı aslolan borçluyu takip etmeden doğrudan doğruya kefile başvurabilir. Bu durumlarda artık kefilin, haiz bulunduğu def’ileri ileri sürme olanağı ortadan kalkmış olur[18].

Buradaki takip, icra-iflas kanunu uyarınca yapılacak icra yada iflas yoluyla takiptir. Yoksa alacaklının borçluya başvurması halinde, onun borcunu yerine getirmeyeceğini açıklamış olması, bu anlamda borçlunun takip edilmiş olması demek değildir[19].

T.C. YARGITAY
12.Hukuk Dairesi

Esas: 2009/8090
Karar: 2009/15409
Karar zamanı: 10.07.2009

ÖZET: Somut olayda alacaklı banka, asıl borçlu aleyhine icra takibi yapmış olup, takip semeresiz kalmadıkça kefillerden borcun ifasını isteyemez. Yasanın bu hükmü emredici nitelikte olup, mahkemece re’sen dikkate alınması zorunludur. Bu durumda asıl borçlu ile beraber kefil hakkında takip yapılması yukarıda açıklanan yasa hükmüne aykırı olduğundan, mahkemece alacaklının borçlu kefil ile alakalı itirazın kaldırılması isteminin reddi gerekir.

(4077 S. K. M. 10) (2004 S. K. M. 68)

Dava: Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular vekili tarafınca istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü;

Karar: Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;

Alacaklı bankanın tüketici kredi sözleşmesine dayanarak aslolan borçlu ile birlikte kredi sözleşmesinin kefili olan muteriz borçlu İbrahim Tuğyan Önalan hakkında genel haciz yöntemiyle takip başlattığı görülmüştür.

4077 Sayılı Tüketicinin Korunması hakkındaki Yasanın 10. Maddesinin 3. Fıkrası

kaynak: http://www.ankahukuk.com/icerik/kefalet-...-yukumleri
10.01.2017 14:45
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
Yeni Yorum Gönder 


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Kefalet Sözleşmesinde Şekil mavigece 0 223 09.01.2017 21:30
Son Yorum: mavigece

Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi

İletişim | Adalet ve Hukuk Forumu | Yukarı Git | İçeriğe Git | Arşiv | RSS Beslemesi