Yeni Yorum Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
İmar Planlarında Kısıtlılık Durumu
Yazar Konu
mavigece Çevrimdışı
Yeni Üye
*
Üye Grubu

Yorum Sayısı: 47
Üyelik Tarihi: 09.01.2017
Yorum: #1
İmar Planlarında Kısıtlılık Durumu
3194 sayılı İmar Kanununun 13. Maddesinin bi­rinci fıkrası ve bundan dolayı uygulama olanağı kalmayan 3. Fıkraları Anayasa Mahkemesinin 29.12.1999 günlü ve E: 1999/33, K: 1999/51 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi kararı 29 Haziran 2000 günlü ve 24094 sayılı Res­mi Gazetede yayımlanmıştır. Yayımlandığı tarihten itibaren altı ay sonrasında yürürlüğe girmiştir. Bugüne dek yasal boşluk doldurulmamıştır. Dolaysıyla bu mevzuda bir belirsizlik bulunmaktadır.

3194 sayılı İMAR KANUNU’NA GÖRE vaziyet
3194 sayılı İmar Kanunu’nun “İmar Plânlarında Umumi Hizmetlere Ayrılan yerler” başlığını taşıyan 13. Maddesinde;
“ (1’inci fıkra, Anayasa Mahkemesinin 29.12.1999 gün ve E: 1999/33, K: 1999/51 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.)
İmar programına alınan alanlarda kamulaştırma yapılıncaya kadar emlak vergisi ödenmesi durdurulur. Kamulaştırmanın yapılması halinde durdurma tarihi ile kamulaştırma zamanı içinde tahakkuk edecek olan emlak vergisi, kamulaştır­mayı meydana getiren yönetim tarafınca ödenir. Birinci fıkrada yazılı yerlerin kamulaştırma yapılmadan önce plân değişikliği ile kamulaştırmayı gerektirmeyen bir maksada ayrılması halinde ise durdurma tarihinden itibaren geçen sürenin emlak vergisini mal sahibi öder.
(3’üncü fıkra, Anayasa Mahkemesinin 29.12.1999 gün ve E: 1999/33, K: 1999/51 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.)
Onaylanmış bayındır plânlarında, birinci fıkrada yazılı yerlerdeki arsa ve arazi­lerin, bu Kanunda öngörülen düzenleme işbirliği hisseı oranı üzerindeki miktarları­nın mal sahiplerince ilgili idarelere bedelsiz olarak terk edilmesi halinde bu terk işlemlerinden ayrıca emlak alım ve satım vergisi alınmaz.” hükmü yer almaktadır.
3194 sayılı Yasa’nın 13. Maddesinin birinci fıkrasında, imar plânlarında, resmî yapılara, tesislere ve okul, cami, yol, meydan, otopark, yeşil saha, çocuk bahçesi, pazar yeri, hal, mezbaha ve benzeri umumi hizmetlere ayrılan alanlarda, inşaata ve mevcut bina var ise esaslı değişim ve ilaveler yapılmasına izin verilmeyeceği, imar programına alınıncaya kadar mevcut kullanma şeklinin devam edeceği, üçüncü fıkrasında ise bayındır plânlarının onaylama tarihinden itibaren beş yıl sonrasında parsel sahibinin, başvuruda bulunarak bayındır plânlarında meydana gelen değişikliklerden ve civarın özelliklerinden dolayı okul, cami ve otopark sahası ve benzeri umumi hizmetlere ayrılan alanların yapımından ilgili kamu müesseseunca vazgeçildiğine dair görüş alması koşuluyla tüm belirli çevredeki nüfus, yoğunluk ve donatım dengesini yeniden irdeleyerek hazırlanacak yeni bayındır plânına bakılırsa inşaat yapabileceği belirtilmekte idi.
Dolaysıyla, imar plânlarında umumi hizmetlere ayrılan alanlarda inşaat yada bina varsa bunda esaslı değişiklik ve ilaveler yapılması, parsel sahibinin, imar plânının onay tarihinden itibaren beş yıl geçtikten sonra başvuruda bulunarak ilgili kamu ku­rulu­şundan maddede belirtilen umumi hizmetlere ayrılan alanların yapımından vazgeçildiğine ilişkin görüş almasına bağlı bulunmuş olduğundan, ilgili kamu ku­ruluşunun umumi hizmetlere ayrılan alanların yapımından vazgeçmemesi durumunda bu alanlarda parsel sahibinin inşaat olanağı bulunmamaktaydı.[1]

ANAYASA MAHKEMESİNİN GÖRÜŞÜ
Anayasa Mahkemesinin 29.12.1999 günlü ve E: 1999/33, K: 1999/51 sayılı sonucuyla[2]3194 sayılı İmar Kanununun 13. Maddesinin bi­rinci fıkrasının ve bundan dolayı uygulama olanağı kalmayan 3. Fıkralarının iptaline karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesi kararı 29 Haziran 2000 günlü ve 24094 sayılı Res­mi Gazetede yayımlanmıştır. Yayımlandığı tarihten itibaren altı ay sonra yürürlüğe girmiştir.
Anayasa Mahkemesi bu kararda aşağıdaki gerekçeye yer vermiştir:
“13. Maddenin birinci fıkrası uyarınca bayındır plânlarında umumi hizmetlere ayrılan yerlerin mevcut kullanma şekillerinin ne kadar devam edeceği mevzusundaki bu belirsizliğin, kişilerin iyelik hakları üzerinde süresi belli olmayan bir sınırlamaya niçin olduğu açıktır.
İmar plânlarının uygulamaya geçirilmesindeki kamusal yarar karşısında mülkiyet hakkının sınırlanmasının demokratik cemiyet düzeninin ge­rekleriyle çelişen bir yönü bulunmamakta ise de, itiraz konusu kaideın niçin olduğu belirsizliğin kişisel yarar ile kamu yararı arasındaki dengeyi bozarak mülkiyet hakkını kullanılamaz hale getirmesi, sınırlamayı aşan hakkın özüne dokunan bir nitelik taşımaktadır.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi de 23.9.1981 günlü Sporrong ve Lonnroth sonucunda, kamulaştırma izni ile inşaat yasağının uzun bir süre için öngörülmüş olmasının, toplumsal yarar ile bireysel menfaat arasın­daki dengeyi bozmuş olduğu sonucuna varmıştır...
İtiraz konusu kuralla, mülkiyet hakkına getirilen sınırlama, malikin taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkını belirsiz bir süre için kullanılamaz hale getirerek bir hukuk devletinde bireyin hak ve özgürlükleri ile kamu yararı arasında bulunması gereken dengenin bozulmasına yol açarak hu­kuk güvenliğini yok etmektir.”
Bugün itibariyle, her ne kadar 3194 sayılı İmar Kanununun 13. Maddesinin 1 ve 3. Fıkraları iptal edilmişse de, bu kararın iyi mi uy­gu­lamaya konulacağı hususu hemen hemen belirgin değildir. Çünkü, yasa koyucu ta­rafından kendisine tanınan süre içinde yasal boşluğu dolduracak yeni bir düzenleme yapılmamıştır. O halde, bugün itibariyle uygulama iyi mi ola­caktır.[3]
sadece burada şunu da belirtelim ki, Arazi ve Arsa Dağıtım Yönetmeliğinin 12. Maddesi uyarmanca kamulaştırılacak alanlara hisse ayrılması durumunda, bu his­selerin ne kadar süre sonra kamulaştırılacağı belirsiz olduğundan, mülk sahiplerinin böyle bir durumda, hisselendirildikleri taşınmazın imar plâ­nında tahsisli bulunmuş olduğu alanın kamulaştırılmaması halinde, artık bu alana hakkaten ihtiyaç olmadığından bahisle Anayasa Mahkemesi kara­rında yer alan gerekçeleri de öne sürerek dava açabileceklerdir.[4]

DANIŞTAY 6. DAİRESİNİN son olarak İÇTİHADINA GÖRE vaziyet:
Danıştay Altıncı Dairesine bakılırsa, Anayasa Mahkemesince 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 13. Maddesinin 1 ve 3. Fıkrasının iptal edilmesinin kişilerin resmi tesis alanında kalan taşınmazına yönelik olarak yapmış olduğu imar planı değişikliği başvurusu üzerine doğrudan plan değişikliğinin yapılmasını gerektirmeyeceği açıktır.
İlgililerin bayındır planı değişikliği istemlerinin idarelerce çevredeki nüfus, yoğunluk ve donatım dengesi yönünden irdelenmesi gerektiği, planlamanın genel ilkeleri dikkate alınarak uyuşmazlık konusu taşınmaza ayrıldığı fakatç için ihtiyaç bulunmadığı sonucuna varıldığı taktirde plan değişikliği yapılmasının mümkün olduğu; bu mevzuda yapılacak Yargısal denetimde de bayındır planı değişikliği isteminin şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olup olmadığının incelenmesi suretiyle karar verilmesi gerektiği açıktır.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun 13.Madde kapsamında meydana getirilen başvurunun zımnen reddi üzerine mahkemece şehircilik ve planlama ilkelerine bakılırsa araştırma yapılarak karar verilmesi gerekir.[5] 3194/13.Maddenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi sebebiyle bu madde hükmüne dayanılamaz. Bölge koşullarının incelenmesi gerekir.[6]
İmar Planı Değişikliğine Dair Başvurunun Şehircilik İlkeleri, Planlama Esasları Ve Kamu Yararı Açısından Uygun Olmaması Halinde Uygulama:
Şehircilik İlkeleri: İmar planlarının yapılması ve değişiklikleri esnasında uyulması gereken şehircilik ilkelerini Plan Yapım Esaslarına Dair Yönetmelik hükümleri olarak özetleyebiliriz. Alt yapı alanları, resmi kuruluş alanları ile ilgili düzenlemeler ve artan nüfus yoğunluğu karşılığında uygulanacak kuralları şehircilik ilkelerine örnek olarak gösterebiliriz.
Planlama Esasları: Planlama esaslarından ise plan hiyerarşisini anlamaktayız. İmar planlarının kendi aralarında sıradüzen bulunmaktadır. Bu hiyerarşide 1/1000 ölçekli uygulama bayındır planları en alt kademede, 1/100 000 ölçekli bölge yahut ülke planları en üst seviyede bulunmaktadır. Tıpkı normlar hiyerarşisinde olduğu şeklinde alt ölçekli plan üst ölçekli plana aykırı olamayacaktır. Bu kural yardımıyla tüm planlı saha en yüksek yüksek ölçekli plana uygun olarak kullanılacaktır.
Kamu Yararı: İdare hukukuna göre bütün idari işlemlerin nihai amacı kamu yararıdır. Bu açıdan bakıldığında kamu yararı çok geniş kavramdır. İmar planlarının da nihai amacı kamu yararıdır. Kamu yararı çoğu defa imar planı yapılacak alanın yapısına gore belirlenir.
Dar anlamda kamu yararı, kamu hizmetinin kar amacı güdülmeksizin devamlı olarak, toplumsal ihtiyaçları karşılayacak doğrultuda ve eşitlik ilkesini gözeterek , yansız bir halde yerine getirilmesi olarak tanınabilir. Geniş anlamda kamu yararı ise ülkedeki tüm insanların ortak çıkarlarını içeren “cemiyet yararı” nı ifade etmektedir.[7]
Yapı hakkının kullanılması serbest olmamıştır.Tarih süresince değişik şekilde ve farklı kanunlar ile bir disiplin altına alınmaya çalışılmıştır. Halen yürürlükte olan 3194 sayılı İmar Kanunu başta olmak üzere çeşitli kanunlarda yapı hakkının kullanılmasıyla ilgili olarak düzenleme ve sınırlamalar mevcuttur.[8] İmar Kanunundaki en belirgin sınırlama ile bu kanuna nazaran hazırlanan imar planlarıdır. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 3. Maddesine bakılırsa, herhangi bir sahanın, her ölçekteki plan esaslarına, bulunduğu bölgelerin şartlarına ve yönetmelik hükümlerine aykırı maksatlar için kullanılamayacağı kaideı getirilmiştir.
Tip İmar Yönetmeliğinin 2. Maddesinde, bu Yönetmelikte yazılı hükümlerin, imar planlarında aksine bir izahat bulunmadığı takdirde uygulanacağı belirtilmiştir.
İmar hukukunda, bayındır planları yönetmeliklere göre üst ölçü niteliğindedir. Dolaysıyla önce bayındır planındaki kurala uyulması zorunludur. Yürürlükteki imar planına nazaran bir parselde tek yapı yapılmasının öngörülmüş olması halinde, bir parselde birden fazla yapı yapılmasını düzenleyen yönetmelik hükmünün uygulanmaması gerekir.[9] ancak bayındır planlarında, parselasyon durumları ve bina kitleleri, bilhassa bu maksatla etüd edilerek, ölçüleri verilmediği takdirde, yalnız ayrık ve bitişik bina yapılacağı, ön bahçeli veya ön bahçesiz düzenın kabul olunacağını, binaların düzenleme şeklini ve yer alacakları cepheyi tespit maksadı ile şematik olarak yayınlandığinden, bunlara ilişik ifadeler imar planlarının kayıtlarından sayılmazlar. Örneğin, bayındır planında gösterilen bina kitlesinin ölçüleri belirtilmemiş ise, bina kitlesinin ölçüleri Tip İmar yönetmeliğindeki hükümlere gore tespit edilir.[10]
Görüleceği üzere iyelik hakkına aykırı olarak bir taşınmazdaki kısıtlılığın en önemli sebebi bayındır planlarındaki tahsis şeklidir. Bu nedenle taşınmazın imar planındaki tahsis şekli çok önemlidir. Bu tahsis şeklinin değiştirilmesi ise şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygunluk olması halinde mümkündür.
İmar planlarında kısıtlı olan taşınmazlara ilişkin olarak, eğer taşınmazın bayındır planındaki tahsis durumunun değişmesinin şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararı açısından uygun olmaması halinde ise kamulaştırma, satın alma, parselasyon ve ya da takas şekillerinden birinin kullanılarak kısıtlılığın ortadan kaldırılması gerekmektedir. İç hukukta bu hususa hemen hemen kati bir çözüm getirilmemiştir. Bu yüzden bu mevzuda A.İ.H.M.’ne çok sayıda başvuru yapılması muhtemeldir.

PLANLAMA VE İMAR KANUNU TASARISI TASLAĞI İLE GELECEK DÜZENLEME
Planlama Ve İmar Kanunu Tasarısı Taslağı’nın “İmar Programı ve Kısıtlılık Hali” başlığını taşıyan 16 ncı maddesinde;
“İdare, uygulama imar planlarının yürürlüğe girmesini müteakip en fazla dört ay içinde, bu planın tüm bunlarnı tatbik etmek üzere 5 yıllık bayındır programını hazırlar. Beş senelik imar programının görüşülmesi sırasında ilgili kamu kuruluş ve kuruluşlarının temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu program, en fazla bir ay içinde İdare Meclisince onaylanır ve yürürlüğe girer. İmar programının ilk üç yılında arsa ve arazi düzenleme işlemlerinin tamamlanması, Umumi Hizmet Alanları ve Resmi müessese Alanlarının kamu eline geçmesi zorunludur. Resmi müessese Alanlarına ayrılmış bölgeleri ilgili kamu kuruluş ve kuruluşları, bu süre içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla lüzumlu ödenek, kamu kuruluş ve kurumlarının yıllık bütçelerine konur.
Umumi Hizmet Alanları ve Resmi kurum Alanlarının üç yıl içinde kamu eline geçmemesi yada geçmiş olmasına yönelik nihai işlemlerin başlatılmaması halinde, gayri menkulleri bu alanlara rastlayan mülk sahiplerinin İdareden veya ilgili kamu kuruluş ve kurumundan tazminat alma hakkı doğar.
İmar programına alınan işler programdan çıkarılamaz. Afetler nedeniyle program dönemi içinde bitirilemeyen işler bir sonraki program döneminde öncelikle ele alınır ve tamamlanır.
İmar programlarında, umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılan yerler ile özel kanunları gereğince üzerine engelleme konan gayri menkuller arsa ve arazi düzenleme işlemleri tamamlanıncaya, kamulaştırılıncaya veya kısıtlamaya mevzu projeler gerçekleştirilinceye kadar bu yerlerle ilgili öteki kanunlarla verilen haklar devam eder.”
kuralının getirilmesi düşünülmektedir. Bu kaideın bu haliyle gelmesi halinde mülk sahiplerinin imar planlarından meydana gelen kısıtlılık nedeniyle çektiği sorunlardan kurtulacağı tahmin edilmektedir. Buna karşın özellikle mali açıdan yetersiz belediyelerin zor durumda kalacağı açıktır. Sadece iyelik hakkının kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması açısından da bu tür bir düzenlemeye acil ihtiyaç bulunmaktadır.

DANIŞTAY 6. DAİRESİ KARAR ÖRNEKLERİ
Bir taşınmazla ilgili bayındır planı 36 yıl süresince üç kez değiştirilerek değişik kamu hizmet alanına tahsis edilmesine rağmen bu süre zarfında kamulaştırma yapılmamış ve anılan planların uygulanmasına geçilmemiş olması sebebiyle bu durumun arazi kullanış türünde tutarlılık bulunmadığını gösterdiği, bundan dolayı imar planında değişiklik yapılması yolundaki taşınmaz maliki isteminin reddinde isabet görülmemektedir. İdarenin çevredeki yapılaşmayı ve yerleşme düzenini de dikkate alarak yeni bir alan çalışması yapması gerekir.[11]

3194 sayılı Yasanın 13.Maddesinde belirtilen 5 senelik süre dolmadan başvuruda bulunulması ve bayındır planında değişiklik yapılması istenilmemesi nedeniyle imar durumu verilmesi yolundaki başvurunun reddinde isabetsizlik görülmemektedir.[12]

Taşınmaz ile ilgili bayındır planında herhangi bir değişiklik yapılmadığı ve taşınmazı, plan ihtarnca ayrıldığı fakatç için kamulaştıracak olan idarelerin ödenek bulunmaması nedeniyle bu işlemi gerçekleştiremedikleri anlaşıldığından, idareleri bu yönde işlem tesisine zorlayıcı nitelikte yargı kararı vermek mümkün bulunmadığı biçimde, taşınmaz üzerindeki kısıtlılığın iptali yolundaki kararda isabet görülmemektedir.[13]

3194 sayılı Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra, bu kanunun 13.Maddesi uyarmanca plan değişikliği yapılabilmesi sadece 10.11.1990 tarihinden sonra mümkün olduğundan, davacının bayındır planı değişikliği yapılarak taşınmazı için inşaat ruhsatı verilmesi yolundaki isteminin idarece reddinde isabetsizlik bulunmamaktadır.[14]

milli Eğitim Bakanlığınca okul yapılıp yapılmayacağı mevzusunda hemen hemen kati bir sonuca ulaşılmadığından, bayındır planında ilköğretim alanı olarak ayrılan taşınmaz üzerine özel ilkokul yapılmak amacıyla inşaat ruhsatı isteminin belediyece reddinde isabetsizlik görülmemektedir.[15]

25 yıl önce imar planında yeşil alan olarak belirlenen taşınmazın tahsis amacının değiştirilmesi isteminin zımnen reddi yolundaki işlemin mahkemece incelenmesi gerekirken davanın reddedilmesinde isabet görülmemektedir.[16]

ulusal Eğitim Müdürlüğü yazısında, bayındır planında ilköğretim alanı olarak ayrılan yere ihtiyaç bulunduğu, 1993 yılı bayındır programı çalışmalarında değerlendirmeye alınacağı belirtildiğinden, kamulaştırma şerhinin kaldırılması istemiyle yapılan başvurunun reddinde isabetsizlik görülmemektedir.[17]

3194/13.Maddenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi nedeniyle bu madde hükmüne dayanılamaz. Bölge koşullarının incelenmesi gerekir.[18]

Planda, park alanında kalan taşınmazın kamulaştırılması isteminin reddine ilişkin işlemin dava mevzusu olması halinde, Anayasa Mahkemesi’nin iptal sonucundan söz edilerek idareler kamulaştırmaya zorlanamaz. [19]

3194/13.Madde kapsamında meydana getirilen başvurunun zımnen reddi üzerine mahkemece şehircilik ve planlama ilkelerine nazaran inceleme yapılarak karar verilmesi gerekir.[20]

Tapu kaydındaki okul alanı şerhinin kaldırılabilmesi için mevcut planın değiştirilmeye yetkili olan belediyeye başvurulması gerektiğinden, yetkili olmayan valiliğe yapılan başvurunun yanıt verilmemek suretiyle reddi yolundaki işlemle mevzuata aykırılık bulunmamaktadır.[21]

3194 sayılı imar kanununun 13.Maddesine gore yapılan başvuruda hem de plan değişikliğinin de istenmiş olması durumunda, davada bu hususun da incelenmesi gerekir.[22]

SONUÇ
İlgililerin imar planı değişikliği istemlerinin idarelerce çevredeki nüfus, yoğunluk ve donatım dengesi yönünden irdelenmesi gerektiği, planlamanın genel ilkelerinin dikkate alınarak müracaat konusu taşınmaza ayrıldığı fakatç için ihtiyaç bulunmadığı sonucuna varıldığı takdirde plan değişikliği yapılmasının mümkün olduğu açıktır.
Bu durumda, plan değişikliği isteminin şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olup olmadığı yolunda yapılacak inceleme sonucuna bakılırsa karar verilecektir. Ancak, bu şekildeki tutum, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ve Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkı anlayışı ile örtüşmemektedir.

"İmar Planlarında Kısıtlılık Durumu" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Cafer Ergen'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
09.01.2017 23:06
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
Yeni Yorum Gönder 


Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi

İletişim | Adalet ve Hukuk Forumu | Yukarı Git | İçeriğe Git | Arşiv | RSS Beslemesi