Yeni Yorum Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
İhtiyati Tedbir Kararları Tek Başına Temyiz İncelemesine Tabi Tutulabilir Mi?
Yazar Konu
mavigece Çevrimdışı
Yeni Üye
*
Üye Grubu

Yorum Sayısı: 47
Üyelik Tarihi: 09.01.2017
Yorum: #1
İhtiyati Tedbir Kararları Tek Başına Temyiz İncelemesine Tabi Tutulabilir Mi?
İhtiyati önlem kurumu, HMK m 389-399 (HUMK m 101-113) içinde düzenlenmiştir. Dava sırasında davalının dava konusunu başkasına devretmesi mümkündür (HMK m 125) (HUMK m 186). Bu durumda, dava konusunu elde etme imkanı ortadan kalkabilir. O nedenle, davanın kazanılması halinde, dava mevzusu mala kavuşmak için dava esnasında yada öncesinde alınması gereken tedbirlere ihtiyati tedbir denir.2
HMK m 389/1 uyarmanca;
a) Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından yahut
b) Tamamen imkânsız hâle geleceğinden yahutc) Gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından
endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir.
Hakim iki taraftan birinin talebiyle, davanın açılmasından önce (HMK m 390) (HUMK m 101, 104/1) yada sonrasında, bir takım ihtiyati tedbirlere karar verebilir. Bu yüzden:
1. Menkul ve gayrimenkul mallar üzerindeki ayni haklar çekişmeli ise, buna el koyulmasına3 yada yediemine teslimine (HMK m 391/1) (HUMK m 101/1),
2. Çekişmeli şeyin saklanması gerekli her türlü tedbirlerin alınmasına (HMK m 391/1) (HUMK m 101/2),
3. Gecikmesinde çekince olan veya önemli bir zarar olacağı anlaşılan hallerde çekince veya zararı bertaraf etmek için, hakim lüzumlu ihtiyati tedbirlere karar verebilir (HMK m 391/1) (HUMK m 103).
Taşınmazın devrinin tapuda önlenmesi, üzerinde her türlü tasarrufun yasaklanması şeklinde sınırsız şekilde ve konuda ihtiyati tedbir kararı verilmesi imkanı vardır. Taşınmazlarda tasarruf yetkisinin kısıtlanması şeklindeki mahkeme kararı tapuya şerh verilebileceği gibi (TMK m 1010, İİK m 91), geçici tescile de (TMK m 1011) karar verilebilir. Kişisel nitelikteki çekişmeli hakların korunmasının TMK m 1010/1; ayni hak iddiasına ilişkin çekişmeli hakların korunmasının ise, TMK m 1011 kapsamında kaldığı ifade edilmektedir4. Bunun yanında, üçüncü kişiye taşınmazın devrinin önlenmesi için de önlem kararı verilebilir.5 Taşınmazın tapu kaydına konulacak tedbirler bakımından, tapu dairesine müzekkere gönderilmesi yeterlidir.6
İhtiyati tedbire karar verilmesi görevli ve yetkili mahkemeye verilecek bir arzuçe ile istenir. Bunun üzerine derhal ve ivedi olarak iki taraf davet edilip gelmeseler bile lüzumlu karar verilir. İvedi veya davacının haklarının derhal korunmasının zorunlu olduğu hallerde her iki taraf davet edilmeksizin dahi7 ihtiyati tedbire karar verilebilir (HMK m 390/2) (HUMK m 105).8
Karşı taraf (aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilen) dinlenmeden verilmiş olan ihtiyati önlem kararlarına itiraz edilebilir (HMK m 394/1). İhtiyati tedbir kararı taraflar davet edilip dinlendikten sonra verilmişse, mahkemede bütün itiraz sebeplerinin bildirilmesi gerekeceğinden (HMK m 316/c, 317-319), aleyhine tedbir kararı verilen taraf, karara itiraz edemez.9 Kanımca bu durumda, doğrudan kanun yolu başvurusu yapılabilir. Çünkü tedbir talebine itirazın mahkemede bildirilmesi ile mahkemede bulunulmaması sebebiyle sonradan önlem sonucuna karşı yapılması içinde kanun yoluna başvuru bakımından farklılık yaratılması adaletli olmaz.
* “… dava açılmadan önce verilen duruşmalı ve yüze karşı ihtiyati önlem kararlarına karşı herhangi bir yasa yolunu açıkça düzenlememiş olsa da HMK’nun 391/3 ve 394/5 maddeleri kıyasen uygulanarak temyiz yolunun açık olduğu…”10
Aksine karar verilmedikçe itiraz yada kanun yoluna müracaat tedbirin infazını durdurmaz (HMK m 394/1, 5) (HUMK m 107). İhtiyati tedbir talebinin red yada kabulüne yahut kabule meydana getirilen itirazın red yada kabulüne dair kararın temyizi mümkün değildi. Ancak, nihai kararla birlikte ihtiyati önlem sonucunın da temyiz edilmesi mümkündü11. İhtiyati tedbir kararlarında birlik ve istikrarın sağlanması bakımından, bu kararların da ihtiyati hacizde olduğu gibi tek başına temyiz incelemesine doğal olarak tutulmasını sağlayacak düzenleme yapılmış12 ve itiraz dışındaki kanun yolları açık tutulmuştur (HMK m 391/3, HMK m 393/5)13 Buna nazaran, ihtiyati önlem talebinin reddine dair karara karşı direkt kanun yoluna başvurulabileceği şeklinde (HMK m 391/3), verilen ihtiyati önlem sonucuna karşı meydana getirilen itirazın (HMK m 394/1) red yada kabulüne karşı da kanun yoluna başvurulabilecektir (HMK m 393/5). Bu durumda tedbire ilişkin dosya ve delillerin bir tek örnekleri kanun yolu olarak başvurulan mahkemeye gönderilir (HMK m 393/5). Çünkü, kanun yoluna başvurulması tedbirin uygulanmasını durdurmayacağından, tedbirin işlerliğine olanak sağlanması gerekmektedir (HMK m 393/5 gerekçesinden).
İhtiyati önlem ile ilgili karara karşı kanun yoluna başvurulabilmesi için, istekçenin temyiz defterine kaydettirilmesi ve temyiz harcının yatırılması gerekir. Özellikle, esas hakkında sonucun verilmesinden kısa bir süre önce verilen tedbirle ilgili sonucun temyizinde bu husus (asıl sonucun temyiz harcından ayrı olarak, ihtiyati tedbir ile ilgili karar için ayrıca harç ödenmesi gerektiği hususu) önem arz etmektedir.Temyiz defterine kayıt edilmemiş arzuçe için, noksan harç ödenmesi ile ilgili HUMK m 434/3 hükmünün ve 21.5.1985 gün ve 1984/5 Esas,1985/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararının da uygulanması mümkün değildir.14
Uygulamada, ihtiyati tedbir talebinin reddi yada bu talebin kabulü halinde, itiraz üzerine verilecek karara karşı temyiz kanun yoluna başvurulamayacağına dair Yargıtay kararlarının sayısı artmaktadır.
* “6100 Sayılı H.M.K.Nun 391/3. Maddesinde ihtiyati tedbir talebinin reddi halinde kanun yoluna başvurabileceği, 394/5. Maddesinde de ihtiyati tedbirle ilgili yerel mahkemece itiraz üzerine tesis edilen karara karşı da gene kanun yoluna başvurulabileceği öngörülmüş, aynı Kanunun "istinaf yoluna başvurulabilen kararlar başlıklı 341. Maddesinin 1. Fıkrasında da, ihtiyati önlem, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulacağı hükme bağlanmıştır. Ek olarak, 361. Maddesinde temyiz edilebilen kararlar, 362. Maddesinde ise temyiz edilemeyen kararlar duraksamaya yer bırakmayacak şekilde tek tek sayılmıştır. 361. Maddede, ihtiyati tedbire dair verilen kararların temyize konu edileceğine dair bir düzenlemeye yer verilmezken 362. Maddenin 1. Fıkrasının ( f ) bendinde geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararların açıkça temyiz edilemeyeceği yargı altına alınmıştır. Derhal belirtilmelidir ki, kanun yolundan maksadın istinaf, ihtiyati tedbir kararının da geçici hukuki koruma durumunda olduğu tartışmasızdır. Öte taraftan. 6217 Sayılı Kanunla 6100 Sayılı Yasaya eklenen Geçici 3. Maddenin 1. Fıkrasındaki: "Bölge adalet sarayı mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihindeki ve 5235 Sayılı Adli Yargı İlk aşama Mahkemeleriyle Bölge adalet sarayı Mahkemelerinin Kuruluş, vazife ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2. Maddesi uyarmanca Resmî Gazete'de ilan edilecek göreve başlama geçmişine kadar, 1086 Sayılı Kanunun temyize dair yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur." şeklindeki düzenlemeyle bölge adliye mahkemeleri kuruluncaya kadar 1086 Sayılı Kanunun temyize dair hükümlerinin uygulanmasına devam edileceği öngörülmektedir. Bu durumda, temyiz incelemesinin yönteminin belirlenmesinde olduğu benzer biçimde temyize doğal olarak kararların kapsamının belirlenmesinde de anılan kanun hükümlerinin gözetilmesi gerektiği açıktır. 1086 Sayılı Kanunun temyize dair hükümlerinin yer aldığı 427 ila 454. Maddesi hükümleri gözetildiğinde: "ihtiyati önlem kararlarına karşı yapılan itirazların reddine" dair kararların temyize doğal olarak olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, bu tür kararların aleyhine temyiz yoluna başvurabileceğinin kabul edilmesi durumunda ise Yargıtay'ın yapacağı temyiz incelemesinin yönteminin ve vereceği karar sonucunun ne olacağı mevzusu açıkta kalacaktır. Çünkü temyiz incelemesi sonucunda verilecek karar sonucuyla istinaf incelemesi sonucunda verilecek kararların nitelikleri değişiklık arz etmektedir.15 diğer bir ifadeyle, temyiz incelemesinin kapsamının tayininde 6100 Sayılı Kanunun hükümlerinin dikkate alınması, temyiz incelemesinin yönteminin ve sonucunda verilecek kararların niteliğinin belirlenmesinde ise 1086 Sayılı Kanun hükümlerinin gözetilmesi gibi aynı müessesenin uygulanmasında farklı yasa uygulanması şeklinde hukuka uygun olmayan bir sonuç ortaya çıkacaktır. Geçici 3. Maddenin 3. Fıkrasındaki; "Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama geçmişine kadar 1086 Sayılı Kanunun bu Yasaya aykırı olmayan hükümleri uygulanır." şeklindeki hükmün dayanak gösterilerek 6100 Sayılı Yasada Bölge adliye Mahkemelerine verilen görevlerin Yargıtay tarafınca tamamen yerine getirilmesi gibi bir sonucun çıkarılması da doğru olmayacaktır. Çünkü, anılan fıkra metninde de ifade edilmiş olduğu şeklinde bölge adalet sarayı mahkemelerine verilen görevlerden yalnız 1086 Sayılı Kanunda belirtilen ve yine bu Yasaya aykırı olmayan kısımlarının uygulanması öngörülmektedir. Bu maddenin 1. Fıkrasında da belirtildiği gibi 1086 Sayılı Kanunun sadece temyize dair hükümlerinin geçici olarak uygulama olanağı bulunmakta olup; ek olarak 6100 Sayılı Yasaya bakılırsa de. Bir geçici hukuki koruma müessesesi olan "ihtiyati tedbir kararlan" hakkında bölge adalet sarayı mahkemeleri için öngörülen Kanun yolunun, yasal bir dayanak olmadan temyiz yolu şeklinde yorumlanması Kanunun amacına ve müessesenin getiriliş gerekçelerine uygun bir sonuç olmayacaktır. Kaldı ki Bölge adliye Mahkemelerinin göreve başlama evveliyatına kadar 1086 Sayılı H.U.M.K.Nun 6100 Sayılı H.M.K.Na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağı öngörüldüğünden, oysa 1086 Sayılı Yasada da ihtiyati tedbir kararlarına karşı temyiz yolu kapalı bulunmuş olduğuna nazaran bu kararların temyizen incelenmesinin yasal dayanağının bulunmadığı izahtan varestedir.”16
Yukarıdaki karara katılmıyorum. Kanun yolları önceden “Hükümlere Karşı Müracaat Tarikleri” başlığında Üçüncü Bap ‘ta (HUMK m 427-459) temyiz ve karar düzeltme ( HUMK m 427-444), iadei muhakeme ( HUMK m 445-454) ve hükümlerin tavzihi ( HUMK m 455-459) olarak düzenlenmişti.
Adli yargı ilk aşama mahkemeleri ile bölge adalet sarayı mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkilerini düzenleyen 26.9.2004 tarih ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk derece Mahkemeleri İle Bölge adliye Mahkemelerinin Kuruluş, görev Ve Yetkileri Hakkında Kanun 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir ( 5235 sayılı Kanun m 55).
Daha sonrasında 26.9.2004 tarih ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda değişim Yapılmasına İlişkin Kanun 15. Maddesi ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun Üçüncü Bap başlığı "Kanun Yolları", Birinci Fasıl başlığı "İstinaf" olarak değiştirilmiş ve Kanuna istinaf kanun yolu ile ilgili 426/A-B-C-D….U maddeleri eklenmiştir. Bu Kanunun da 1.6.2005 yürürlüğe gireceği (5236 sayılı Kanun m 22) ve bölge adalet sarayı mahkemelerinin göreve başlama geçmişine kadar, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin (HUMK m 427-444), uygulanmasına devam olunacağı (5236 sayılı Kanun geçici m 2) öngörülmüştür.
11.5.2005 tarih ve 5348 sayılı Çeşitli Kanunlarda değişim Yapılmasına Dair Kanun ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa eklenen Geçici Madde 2 de: 5235 sayılı Adli Yargı İlk aşama Mahkemeleri ile Bölge adalet sarayı Mahkemelerinin Kuruluş, görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarmanca Resmi Gazetede ilan edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun 26.9.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla meydana getirilen değişiklikten önceki 427 ila 454 üncü madde (temyiz + karar düzeltme ve iadei muhakeme) hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı öngörülmüştür.
1.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK geçici m 3 de aynen:
1) Bölge adalet sarayı mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihindeki ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk aşama Mahkemeleri ile Bölge adliye Mahkemelerinin Kuruluş, vazife ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi ihtarnca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama geçmişine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin17 uygulanmasına devam olunur.
(2) Bölge adalet sarayı mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihindeki ve 5236 sayılı Kanunla meydana getirilen değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine vazife verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama geçmişine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.
Denilmektedir.
1.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK sekizinci kısmında (HMK m 341 vd.) kanun yolları belirtilmiştir. Bunlar, istinaf (HMK m 341-360), temyiz (HMK m 361-373) ve yargılamanın iadesi (HMK m 374-381) dir.
Yeni düzenlemede istinaf kanun yolu (HMK m 341 vd.) öngörülerek, geçici hukuki himaye tedbirleri (HMK m 389 vd.) bakımından temyiz kanun yolunun kapalı tutulduğu açıktır (HMK m 362/f). Bir başka anlatımla HMK m 394/5 ve HMK m 391/3 de ki kanun yoluna başvurulabileceğine dair hükümlerde, kanun yolu ile kast edilenin “istinaf” kanun yolu olduğu tartışmasızdır. HMK Geçici Madde 3/1 uyarınca da, bölge adalet sarayı mahkemeleri kuruluncaya kadar 1086 Sayılı Kanunun temyize ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam edilecektir. Yukarıdaki hususlarda bir tartışma bulunmamaktadır.
Tartışma, HMK Geçici Madde 3’ün üçüncü fıkrasındaki “Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine vazife verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır” şeklindeki ifadenin yorumlanmasında yaşanmaktadır. 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinde, ihtiyati tedbir kararları ile ilgili doğrudan kanun yolu başvurusuna imkan tanınmadığı ileri sürülmektedir.
Öncelikle, HMK m 394 ve HMK m 391 yürürlükte midir? Sorusuna yanıt aranmalıdır. Bu maddelerin yürürlükte olduğu açıktır. Eski Kanunun, yeni Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanacağından (HMK Geçici Madde 3/3), yürürlüğe giren madde içindeki kanun yoluna ilişkin düzenleme geçerli kılınmalıdır. Bir başka anlatımla, ihtiyati önlem kararı ile ilgili olarak doğrudan kanun yoluna başvurulamayacağını kabul etmek, yeni düzenlemeye aykırıdır.
Sonuç olarak, 1086 sayılı Kanundaki sınırlamaya (sadece belli kararların temyiz edilebileceğine dair hükümlere) bağlı kalınmaksızın, istinaf incelemesinin yerini temyiz incelemesi almıştır. İhtiyati tedbirle ilgili kararların temyize tabi olması, HMK geçici madde 3 ile sağlanmıştır. Kanun koyucu, başka bir Kanunla, temyize doğal olarak hususların kapsamını genişletebilir. Bir tek 1086 sayılı Kanunun, temyize ilişkin hükümlerine bağlı kalınma zorunluluğu yoktur.
Nitekim, ihtiyati haciz isteminin reddine karşı “kanun yolu”na başvurulabileceğinin öngörülmesi (İİK m 258/son), ihtiyati hacze itiraz üzerine verilen kararlara karşı da “temyiz” yolunun açılması (İİK m 265/son) İİK m 258 ve İİK m 265 hükümlerinde 2003 yılında 4949 sayılı Kanunla meydana getirilen değişikliklerle öngörülmüş18, fakat aynı yıl (2003 yılında) İİK’nun bu hususta temyize ilişkin 363 vd. Maddelerinde bir değişim yapılmamıştır.19 HMK m 391 ve HMK m 394 gerekçesinde de, kanun yoluna müracaat ile ilgili hükümlerin, ihtiyati hacizle ilgili hükümlere paralel düzenlenmiş olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla ihtiyati tedbirle ilgili kararlara karşı temyiz kanun yoluna başvurulabilmesi gerekir. Sadece temyiz incelemesinde, istinaftaki yerindelik denetiminin yapılmayacağı açıktır.
Yine etmek gerekirse, ihtiyati önlem talebinin reddine yada ihtiyati tedbire itiraz üzerine verilen karara yönelik kanun yolu incelemesini yapmakla görevli bölge adliye mahkemesi20 göreve başlamadığından, HMK’ndaki istinafa ilişkin hükümlerin (bu arada HMK m 391/3 ve HMK m 394/5 de yer edinen kanun yolunun) yerini, 1086 sayılı Kanundaki kanun yolu alacaktır. 1086 sayılı Kanundaki kanun yolu da “temyiz”dir. (Kanundaki anlatımla “…1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanacaktır). Sonuç olarak yeni düzenlemedeki “kanun yolu”, geçiş döneminde (bölge adalet sarayı mahkemeleri faaliyete geçene kadar) “temyiz” olarak kabul edilecektir.21
Bu kabul yapılırken de 1086 sayılı Kanunun, HMK’na aykırı hükümleri dikkate alınmayacaktır. Örneğin, ihtiyati tedbir talebinin reddine dair karara karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay’ın verdiği karara karşı HUMK m 429 uyarınca direnme kararı verilemeyecektir. Çünkü HMK m 391/3 ve HMK m 394/5 gereği, bu konudaki kararlar kesindir. O nedenle de, Yargıtay Dairelerinin ihtiyati tedbirle ilgili kararları YHGK önüne gelmemektedir.
Eğer geçiş döneminde, “istinaf” kanun yolunun yerini “temyiz” kanun yolunun almayacağı kabul edilseydi, geçici maddede, istinafa ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı belirtilirdi. Oysa kanun koyucunun iradesi, geçiş döneminde, kanun yolunun “temyiz” olarak belirlenmesini sağlamaktır. Aksi halde, HMK’daki kanun yoluna doğal olarak kararlara karşı başvuruda bulunma olanakı kalmayacaktır. Kanun koyucunun amacı, kişileri bu haktan mahrum bırakmak değildir.
Hakkaten amaçsal yorum yaptığımızda da geçiş döneminde ihtiyati tedbirde kanun yoluna müracaat olanakının olduğu kabul edilmelidir. HMK m 341, HMK m 391/3 ve HMK m 394/5 gerekçesinde, ihtiyati önlem kararlarına karşı kanun yoluna başvurulamamasının, bu kurumun fenaye kullanılmasına, farklı mahkemelerce aynı mevzularda farklı kararların verilmesine ve bu kararların denetim dışı kalması şeklinde bir çok sakıncaya yol açtığı ve kanun yolunun açılmış olması sebebiyle, ihtiyati önlem mevzusunda, daha sağlıklı kararların verilmesi ve yeknesaklığın sağlanmasının mümkün olacağı anlatılmıştir.
Yargıtay Dairelerinin önceki görüşü de, ihtiyati tedbirle ilgili kararlara karşı temyiz kanun yolunun açık olduğu yönündeydi.
* “6100 sayılı HMK'nun 394/5. Maddesi ihtarnca, karşı taraf kendisi dinlenmeden ( yokluğunda ) verilmiş olan ihtiyati tedbir kararlarına itiraz edilebilir. İtiraz hakkında verilen karara karşı, kanun yoluna başvurulabilir. Ayrıca, HMK'nun 391/son maddesne nazaran, ihtiyati önlem talebinin reddi halinde de, kanun yoluna başvurulabilir. Kararın temyiz edilip edilemeyeceği, kanun tarafınca tayin edileceğinden, 6100 sayılı HMK'nun bu düzenlemesi karşısında, aleyhine ihtiyati önlem istenenlerin ancak yokluklarında verilen önlem sonucuna karşı itiraz ve kanun yoluna başvurma hakkı mevcut olup, yüze karşı verilen ihtiyati önlem kararlarına karşı ise itiraz ve temyiz yolu kapalıdır.”22
İhtiyati tedbire itirazın reddine dair karar temyiz edilmemiş, mahkemeye başvurularak ihtiyati tedbirin kaldırılması yeniden talep edilmişse, bu istemin de reddi üzerine, mahkemece verilen bu son red sonucunın temyizi mümkün değildir.23 İhtiyati tedbirin konum ve koşulların değişmesi sebebiyle değiştirilmesi ve kaldırılması HMK m 396’ da düzenlenmiştir. Hükme gore vaziyet ve koşulların değişmiş olduğu sabit olursa, talep üzerine ihtiyati tedbirin değiştirilmesine yada kaldırılmasına güvence aranmaksızın karar verilebilir. İtiraza ilişkin 394.Maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkrası kıyas yöntemiyle uygulanır. Bu maddeden ihtiyati tedbire itiraz üzerine verilen karara karşı kanun yoluna başvurulabileceğine ilişkin HMK m 394/son hükmüne atıf yapılmamış, hükmün gerekçesinde de her talepten sonrasında verilecek karar aleyhine kanun yoluna başvurulmasının ihtiyati tedbirler için kanun yoluna başvurulmasında istenen amacın sağlanamayacağı açıklanmıştır. O nedenle, vaziyet ve koşulların değişmesi sebebiyle ihtiyati tedbirin değiştirilmesi ve kaldırılmasına ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz. Aynı şekilde, durum ve koşulların değişmesi sebebiyle ihtiyati tedbirin değiştirilmesi ve kaldırılmasına ilişkin talebin reddine ilişkin karara karşı da kanun yoluna başvurulamaz.
* “İhtiyati tedbir isteyen ( davacı ) vekili, ön ödeme olarak verilen çeklerin karşılığında taahhüt edilen malların müvekkiline teslim edilmemesi sebebiyle bedelsiz kaldığı iddiasıyla açmış olduğu menfi tespit davasında, çeklerin bankaya ibraz edilmemesine ve yapılacak icra takiplerinin durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece istem uygun görülerek yalnız davalının çeki ibraz etmesi halinde ödenmemesine ve davalı tarafından yapılacak icra takibinin durdurulmasına karar verilmiştir. İhtiyati tedbir isteyen vekili davalının kontrolündeki şirketlere çekleri ciro edip verilen tedbir kararını dolanmaya çalışarak etkisiz hale getirdiği iddiasıyla önlem sonucunın üçüncü kişileri de kapsar şekilde genişletilmesini talep etmiştir. Mahkemece bu yöndeki ihtiyati tedbirin değiştirilmesi istemi reddedilmiş, kararı ihtiyati önlem isteyen vekili temyiz etmiştir. …HMK’nun 391’inci maddesinde bir tek ihtiyati önlem isteminin reddine ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulabileceği öngörülmüşken, HMK’nun 394’üncü maddesinde ise sadece ihtiyati tedbire itiraz üzerine verilen kararlara karşı kanun yoluna başvurulacağı düzenlenmiştir. “güvence karşılığı tedbirin değiştirilmesi yada kaldırılmasına” ilişkin 395’inci maddenin 3’üncü fıkrası ile “durum ve koşulların değişmesi sebebiyle tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılması”na ilişkin 396’ncı maddenin 2’nci fıkrasında, kanun yollarını düzenleyen HMK’nun 394’üncü maddesinin 4’üncü fıkrasına bilgili olarak atıf yapılmamıştır. Kanun koyucunun, ihtiyati tedbire ilişkin tüm kararlara karşı kanun yolunu açma benzer biçimde bir iradesinin olmadığı HMK’nun 395’inci ve 396’ncı maddelerinin gerekçesinden de açıkça anlaşılmaktadır. Özellikle HMK’nun 396’ncı maddesine karşılık gelen Hükümet Tasarısının 400’üncü maddesinin gerekçesinde bu husus çok açık ve detaylı şekilde ifade edilmiştir. Bu gerekçeye göre, “İhtiyatî tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılmasını düzenleyen bu maddede de, yukarıda belirtilen iki maddedeki ortak yönler dikkate alınarak itiraza ilişkin benzer hükümlere ek olarak atıf yapılmıştır. Ancak, itiraz üzerine verilen kararlara karşı kanun yoluna başvurulması ile alakalı fıkraya atıf yapılmamıştır. Zira, hâl ve şartların değişmesi, hukukî bir değerlendirmeden daha çok,maddî şartlarla yakından ilgili, nispeten sübjektif ve direkt mahkemenin takdirine bağlı bir husustur. Ek olarak, aynı yargılama süreci içinde, bir çok kez hâl ve şartlarda değişiklik olması sebebiyle, tedbirde değişiklik yapılması veya kaldırılması, bu yönde talepte bulunulması veya talebin reddi söz konusu olabilir. Her talepten sonra verilecek karar hakkında kanun yoluna başvurulması, ihtiyatî tedbirler için kanun yoluna başvurulmasında
istenen amacı da sağlamayacaktır. Kanun yolunun açılmış olmasının amacı, ihtiyatî tedbirlerle ilgili temel hukukî ve prensip hatalarının önüne geçmektir. şundan dolayı, ihtiyatî tedbirin reddi ve ihtiyatî tedbire itiraz üzerine verilen kararlar için kanun yolu imkânı getirilmiştir. Hâl ve şartlarda değişim bakımından o anda kanun yoluna başvurulamaması, daha sonrasında işin esasıyla ilgili kanun yoluna başvurulması durumunda, bu hususun incelenmeyeceği anlamına da gelmez. Kanun yolu incelemesinde bu husus da değerlendirilerek bir karar verebilme imkânı kapalı değildir.” Madde öne sürülen nedeni çok açık olup, özellikle “ihtiyatî tedbirin reddi ve ihtiyatî tedbire itiraz üzerine verilen kararlar için kanun yolu imkânı getirilmiştir. Hâl ve şartlarda değişim bakımından o anda kanun yoluna başvurulamaması, daha sonra işin esasıyla ilgili kanun yoluna başvurulması durumunda, bu hususun incelenmeyeceği anlamına da gelmez.” ifadesi karşısında, ihtiyati tedbire ilişkin tüm kararlara karşı kanun yoluna başvurulabileceği kabul edilemez…”24

Sonuç: Son zamanlarda Yargıtay Daireleri, mahalli mahkemelerin ihtiyati önlem konusunda verdiği kararların temyiz incelemesine doğal olarak tutulamayacağı görüşünü benimsemektedirler. Bu görüşün temelinde, Yargıtay’ın iş yükünün azaltılması amacının taşındığını düşünmekteyim. Çünkü, uyuşmazlık konusu şeyle ilgili açılan davaların hepsina yakınında ihtiyati önlem talebi bulunmakta ve mahalli mahkemelerin kararlarına karşı temyiz kanun yoluna başvurulmaktadır. Bu durumda, hem yargılamanın başlangıcında aynı zamanda sonunda temyiz incelemesi yapılması, dolayısıyla iş yükünün ikiye katlanması söz mevzusu olmaktadır.
Sadece, Yargıtay Dairelerinin ihtiyati tedbire ilişkin kararlara karşı temyiz kanun yoluna başvurulamayacağına dair görüşleri hukuki dayanaktan yoksundur.
HMK m 394 ve HMK m 391 yürürlükte olduğundan ve eski Kanunun (HUMK’nun), yeni Kanuna (HMK’na) aykırı olmayan hükümleri uygulanacağından (HMK Geçici Madde 3), yürürlüğe giren maddeler içindeki kanun yoluna ilişkin düzenlemeler geçerli kılınmalıdır.
Eğer geçiş döneminde, “istinaf” kanun yolunun yerini “temyiz” kanun yolunun almayacağı kabul edilseydi, geçici maddede, istinafa ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı belirtilirdi. Oysa kanun koyucunun iradesi, geçiş döneminde, kanun yolunun “temyiz” olarak belirlenmesini sağlamaktır. Aksi halde, HMK’daki kanun yoluna tabi kararlara karşı başvuruda bulunma olanakı kalmayacaktır. Kanun koyucunun amacı, kişileri bu haktan mahrum bırakmak değildir.
Hakkaten fakatçsal yorum yaptığımızda da geçiş döneminde ihtiyati tedbirde kanun yoluna müracaat olanakının olduğu kabul edilmelidir. HMK m 341, HMK m 391/3 ve HMK m 394/5 gerekçesinde, ihtiyati tedbir kararlarına karşı kanun yoluna başvurulamamasının, bu kurumun fenaye kullanılmasına, farklı mahkemelerce aynı mevzularda farklı kararların verilmesine ve bu kararların denetim dışı kalması benzer biçimde bir çok sakıncaya yol açtığı ve kanun yolunun açılmış olması sebebiyle, ihtiyati tedbir mevzusunda, daha sağlıklı kararların verilmesi ve yeknesaklığın sağlanmasının mümkün olacağı anlatılmıştir.
Uygulamada, aynı mevzuda verilen ihtiyati önlem kararları arasında büyük değişiklıklar olduğu; para alacağı davalarında ihtiyati önlem kararları verildiği; mevzuata aykırı olarak bazı mahkeme kararlarında, “tedbir niteliğinde (mahiyetinde) (zımmında) ihtiyati haciz” veya “ihtiyati haciz durumunda tedbir” ya da “tedbiren ihtiyati haciz” gibi kavramlara yer verildiği; ihtiyati tedbirle ilgili taleplerin, bu kurumun amacına ve fonksiyonuna aykırı olarak ilerleyen safhalarda, özellikle de bilirkişi incelemesinden sonra değerlendirildiği; yapılan değerlendirmeler arasında birlik sağlanmadığı; güvence alınmasına dikkat edilmediği, özellikle kararların gerekçesiz ve soyut olarak verildiği benzer biçimde hususlar dikkate alındığında, temyiz yolu açık olacak şekilde değerlendirme yapılması gerekir.
Sonuç olarak bölge adliye mahkemeleri göreve başlayana kadar, ihtiyati önlem talebinin reddine yada ihtiyati tedbir kararına itirazın reddine dair kararlara karşı HMK m 391/3, m 394/5 ve geçici madde 3 ihtarnca temyiz kanun yoluna başvurulması mümkündür.

"İhtiyati Tedbir Kararları Tek Başına Temyiz İncelemesine Tabi Tutulabilir Mi?" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Nezih Sütçü'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
09.01.2017 21:24
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
Yeni Yorum Gönder 


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Temyiz Sebepleri mavigece 0 205 09.01.2017 23:34
Son Yorum: mavigece

Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi

İletişim | Adalet ve Hukuk Forumu | Yukarı Git | İçeriğe Git | Arşiv | RSS Beslemesi