Yeni Yorum Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
İflas Ertelenmesi Etkilerinin Değerlendirilmesi
Yazar Konu
mavigece
Ziyaretçi

 
Yorum: #1
İflas Ertelenmesi Etkilerinin Değerlendirilmesi
Hukuk sistemimizde batkı erteleme kavramı öncelerden var olsa da ancak 4949 Sayılı İcra ve İflas Kanunda değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 2003 senesinde aktif olmuş ve bu düzenlenme doğrultusunda ödeme güçlüğünde bulunan sermaye şirketleri ve kooperatiflere batkı etmemesi için yasa ile son bir şans tanınmıştır. Hukuki olarak benimsenen genel tanımla batkıın ertelenmesi; borca batık durumda olan bir sermaye şirketinin yahut kooperatifin, mali durumunun ıslahının mümkün olması halinde, o şirketin iflasının önlenmesini elde eden bir kurumdur.
İsviçreli hukukçulara göre; batkıın ertelenmesi iflasa benzer özellikte bir cebri icra usulü değildir sadece bir moratoryum olarak kabul edilmiştir. Ülkemizdeki doktrinsel yaklaşımda “iflas erteleme; şirketin mali durumunun düzeltilebilmesi umudu varsa, makro dengeler ve istihdam sorunları da düşünülerek ve diğer şirketlerin olumsuz etkilenmemelerini sağlayabilmek, dolayısıyla ulusal ekonominin zarar görmemesi için başvurulabilen bir kurumdur” şeklinde tanımlanmıştır.
İflasın ertelenmesinin niteliği bir Yargıtay sonucunda ; “borca batık durumda olan bir ana para şirketi yahut kooperatifin mali durumunun iyileştirilmesinin mümkün olması halinde iflası önleyen bir kurumdur. İflasın ertelenmesindeki fakatç, sermaye şirketinin ve kooperatifin iktisat içinde kalmış olarak faaliyetine devamını sağlamak ve alacaklıları iflasa bağlı olumsuz neticelardan etkilenmesinden korumak” şeklinde açıklanmıştır.
İflasın ertelenmesi kurumu ile alakalı tüm tanımlardan da anlaşıldığı üzere iki unsurun üzerinde durulmuş, “borca batık olma ve borca batıklıktan çıkma umudu” kavramları ön planda yer almaktadır. Dolayısıyla umut kelimesinin geçtiği bir müessesede tarafların tüm bunlarnı memnun etmek imkansızdır. Sadece borçlu tarafa da alacaklı tarafa da minimum zararı verecek, kanunun işlerliğini artıracak yeni düzenlemelerin yapılması, tereddüte yer verilmemesi, batkı erteleme müessesesinin tüm taraflar açısından anlaşılır olması etkinliğini artıracak ve suistimalleri önleyecektir. Ticari hayatın dinamik olduğu göz önüne alındığında ticari hayata dair kanunların da yıllarca değişmeden kalması beklenmemelidir. Çalışmamda öncelikle batkıın ertelenmesi kavramsal olarak incelenmiş ve batkı erteleme sonucunın etkileri Yargıtay içtihatları ve doktrinsel yaklaşımlar ışığında değerlendirilmiştir.


I-İFLASIN ERTELENMESİ


A- Kavramsal Çerçeve

Bir ana para şirketi yahut kooperatifin borca batıklığının bildirilmesi ve mahkemece de tespiti halinde kural olan mahkemenin batkı kararı vermesidir. Ancak İİK’nun 179. Maddesi doğrultusunda ana para şirketleri ile kooperatiflerin borçlarının aktifinden fazla olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler, tasfiye memurunun ya da bir alacaklının beyanı doğrultusunda tespit edildiğinde takip gerekmeksizin batkıına karar verilir ancak idare ve temsil ile yetkilendirilmiş kimseler ve alacaklılardan birinin şirketin mali durumunun iyileştirilmesine dair somut bir ya da birkaç proje sunması ile batkıın ertelenmesi istenebilir. Dolayısıyla batkıın ertelenebilmesi için iki şartın birlikte mevcudiyeti kısaca borçların varlıklardan fazla olması hali olan borca batıklığının ve borca batıklığı giderebilecek kadar somut ve ikna edici bir iyileştirme projesinin var olması gerekmektedir.

Amacı bakımından iflasın ertelenmesi irdelendiğinde farklı doktrinsel görüşler mevcuttur. Söz mevzusu görüşler batkı ertelemenin kimin yararına olduğu hususunda toplanmaktadır. Bir görüşe gore “iflasın ertelenmesinin öncelikli amacı, erteleme kapsamındaki şirketin yahut kooperatifin menfaatlerinin korunmasıdır.” Zira iflasın ertelenmesi, İİK.’nun 179.Maddesinin birinci fıkrasında ifade edilmiş olduğu benzer biçimde “şirketin veya kooperatifin mali durumunun düzeltilmesi varlığı” haline dayanır. Bununla şirketlerin yahut kooperatiflerin faaliyetlerini devam ettirmeleri amaçlanmıştır. Sadece asıl amacın gerçekleşmesi ile ikincil bir sonuç kaynaklanır.

Bir öteki ilmi yaklaşım; batkıın ertelenmesi kurumu ile öncelikle iflasın açılmasına gore daha yüksek bir oranda alacaklarına kavuşabilme imkanına haiz olan alacaklıların menfaatlerinin korunduğunu ileri sürmektedir. Hukuk sistemimiz alacaklıların mevcut durumlarının ağırlaştırılmasını önlemek ve hepsinin eşit olarak işlem görmesini sağlamak suretiyle, alacaklıların menfaatlerinin korunmasına öncelik tanımaktadır. Bu bağlamda kamu yararı ve hatta şirketlerin yahut kooperatiflerin menfaatleri ikinci planda kalmaktadır.

Kanaatimce, ödeme güçlüğündeki sermaye şirketleri veya kooperatiflerin son noktası olan batkı halinin etkilerinin hem söz mevzusu borçlular hem de alacaklıları açısından irdelenmesi ve ona nazaran kimin yararının bulunduğunun tespiti gereklidir.

İflas, borçlunun tüm malvarlığının, batkı organları tarafınca alacaklılar yararına tasfiyesini sağlayan kolektif bir icra müessesesi olup, bu yolla borçlunun haczi kabil tüm mevcudu, bütün borçlarına tahsis edilir. Alacaklılar bu yolla genellikle alacaklarının tamamını değil sadece belli bir yüzdesini sağlarlar. İflas halinde borçlunun tüm mal varlığı iflas masası takibinde paraya çevrilir ve ortaya çıkan meblağ iflas halindeki şirketin borçlularına sıra cetveli dahilinde garameten dağıtılır. Dolayısıyla batkı ile şirket ortak ve sermayedarlarının şirketin mal varlıkları üzerinde tasarruf hakkı kalmamıştır. Bununla beraber bazı sözleşmelerin taraflardan birisinin batkıı halinde kendiliğinden sona ereceği kanunda kabul edilmiştir. Bunlar; kazanç kirasında kiracının iflası , vekalet sözleşmesi , cari hesap sözleşmesi , acentelik , finansal kiralama (FKK.M. 22) sözleşmeleridir. Tüm bunlardan anlaşılacağı üzere batkı halinde bir işletmenin tüm faaliyeti sonlanacak ortaklarının da temsil hakkı ve yetkisi kalmayacaktır.
Dolayısıyla batkıın ertelenmesi kurumunun batkıın yıkıcı etkilerinden hem ödeme güçlüğündeki sermaye şirketlerini hem de onların alacaklılarını koruduğu, bununla beraber makroekonomik dengelere zararı önlediğinden istihdamın devamını sağladığı bu yönüyle de kamu yararına hizmet etmiş olduğu görülmektedir.



B- İflasın Ertelenmesi sonucunın etkileri

a) Takipler Açısından

sonucun en önemli tesiri takipler hususundadır. İİK’nun 179/b maddesi gereği karar ile birlikte önceden başlamış takipler durur ve 6183 sayılı kamu alacakları da dahil olmak üzere hiçbir takip iflas erteleme süresince yapılamaz. Söz konusu takip yasağına bir ekip istisnalar getirilmiştir. İİK’nun 179/b-II fıkrasına nazaran batkıın ertelenmesi süresi içinde göç eder-taşınmaz ve ticari işletme rehni ile temin edilmiş alacaklar için, borçluya karşı rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapılabilir yada başlamış takipler devam edebilir. Ancak bu takipler sebebiyle rehin konusu mallar hakkında muhafaza tedbirleri alınamaz ve bu malların satışı gerçekleşemez. Bir öteki istisna işçi alacakları hususundadır. İİK’nun 179/b-III fıkrası ihtarnca İİK’nun 206. Maddesinde düzenlenen 1.Sıradaki alacaklılar takip yasağına tabi değildir. Dolayısıyla söz mevzusu imtiyazlı alacaklılar batkı erteleme süresince takip yapabilir ve başlamış takiplerine devam edebilirler. Karar ile beraber kaide olarak, bir takip işlemi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin işlemesi durur.(m.179/b-I). Karar ile beraber önceden başlamış olan takipler bulunduğu yerde kalır, söz konusu takipler iptal olmaz. Takip yasağı bir tek yeni başlayacaklar için geçerlidir. Yani önceden başlamış takiplere dayalı hacizlerin kaldırılacağı düşünülmemelidir.
İflasın ertelenmesi davasını yürüten tecim mahkemesi davanın kabulü ile tüm tedbirlere açıkça sonucunda yer vermelidir. Bunun dışında tavzihle tedbirin kapsamı genişletilip yeni bir hüküm kurulamaz.
İflasın ertelenmesine esastan karar verilmeden önce istek halinde hakim tedbir kanalıyla da takipleri durdurabilir. Yargıtay kararları da bu yöndedir.
İflasın ertelenmesi sonucunın, batkıı ertelenen şirketin veya kooperatifin müşterek borçlularına ve müteselsil kefillerine takip işlemi yapılması açısından bir tesiri bulunmamaktadır. Bu hususta kanunda bir düzenleme bulunmamakta ancak Yargıtay özel dairesinin içtihatları ile görüş oluşturulmaktadır.


B) Borçlunun tutum Yetkilerinin Sınırlanması Açısından

İflasın aksine iflas ertelemede ortaklar, temsil ve idare meclisi yahut yönetim kurulu sermaye şirketinin veya kooperatifin mal varlığı üzerindeki yetkilerini kaide olarak sürdürür. Sadece İİK’nun 179/a-I maddesi gereğince batkı erteleme kararı ile birlikte şirket yahut kooperatiflerin mal varlıkları üzerindeki tutum yetkisi kısıtlanmış, buna göre mahkemeye bu keyfiyeti önlemek ve alacaklıların haklarının zayii olmasının önüne geçmek amacıyla yetki ve sınırlarını belirleyerek kayyım ataması görevi verilmiştir. 1 Temmuz 2012 tarihinde 6103 sayılı Türk ticaret Kanunun Yürürlülüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 41/i maddesinde, İİK.’nun 179/a maddesi değiştirilmiş olup yapılan değişimlerle, mahkemenin batkıın ertelenmesi talebi ile beraber derhal bir kayyım ataması, şirketin ve kooperatifin malvarlıklarının korunması için gerekli öteki önlemleri alması, kayyımın mahkemece belirlenmiş görevlerinin ve temsil yetkisinin sınırları ile batkı erteleme talebinin İİK 166/2 uyarınca duyuruı ve ticaret siciline tescili, batkı erteleme süresince kayyımın her 3 ayda bir şirketin iyileştirme projesinin gidişatı hakkında mahkemeye rapor vermesi kabul edilmiştir.
Kanun düzenlemesinden anlaşılacağı üzere şirketin ya da kooperatifin malvarlıklarının korunması için mahkeme tarafınca gerekli önlemlerin alınması gerektiği kabul edilmiştir. Bu önlem yahut tedbirler açıkça sayılmamıştır. Somut olaya gore farklılık gösteren bu tedbirler hakimin inisiyatifine bırakılmıştır. Genelde şirket malvarlıklarının devir ve temlikini önlemek adına devir yasağı şerhi, kıymetli evrak düzenlenmesi veya borçlanma konusunda kayyım tasdikına tabi olunması, yönetim kurulunun tüm işlemlerinin kayyım nezarete ve uygunluğuna bırakılması şeklinde tedbirler uygulanır.
İflasın ertelenmesi sürecinde atanan kayyım vesayet hukukunun dışında olup borçlu ile alacaklının ve hatta kamunun menfaatlerini aynı ölçüde gözetmek, korumak ve dengelemekle görevlendirilmiştir. Kayyımın görevi iflas erteleme süresi ile sınırlı olup mahkeme lüzumlu gördüğü hallerde kayyımları değiştirebilir ya da görevden alabilir. Kayyımı atayan mahkeme, yönetim organlarının yetkilerini tamamen elinden alıp kayyıma verebileceği gibi yönetim organlarının işlemlerinin geçerliliğini kayyım onaylamaına da bağlı tutabilir.( m.179/a-II)
genel olarak kayyımın en önemli görevi mahkeme tarafından açıkça belirtilmese dahi, alacaklıların güvenceını teşkil eden şirket aktiflerinin iflas erteleme süresince azaltılmamasına özen göstermektir. Bu durumu sağlayabilmek için kayyımın vazife yaptığı şirketten data alma, şirket defterlerini araştırma ve bilirkişilere başvurma yetkisi olduğu tartışmasızdır.
İflas ertelemedeki bir şirketin süreç boyunca ekonomik varlığı devam ettiğinden yeni sözleşmeler yapma, borçlanma, işçi/personel alımı şeklinde faaliyetlerde bulunacağı kuşkusuzdur. Tüm bu işlemler de kayyımların onaylamaına tabi olduğundan söz mevzusu hususlarda kayyımların önerilerini, tecrübelerini şirketlere aktarması ve inisiyatif almaları yararlı olabileceği şeklinde kayyımların bu biçim işlemlerde ve şirketin uygunluk başvurularında ödeme güçlüğündeki şirketlerin mali ve hukuki yapısı gözetilerek hızlı karar almaları, şirketin ticari saygınlıkının da göz önünde bulundurularak yönetici ya da ortaklarının ticari tercihlerini de göz ardı etmemeleri önemlidir.


C) Maddi Hukuk Alanı Açısından

İflasın ertelenmesi kararı, sermaye şirketi yahut kooperatifin iflasını engellediğinden, iflas sonucunın doğurduğu neticeları doğurmaz. Sonucun etkileri takip hukukuna dair olduğundan maddi hukuk kapsamında bir sonuç beklenmemelidir. İİK'nun 179.Maddesinde sözleşmelerin ifası ya da edimler hakkında her hangi bir düzenleme getirilmemiştir. Kaide olarak bir sözleşmenin taraflarından birinin batkıı, sözleşmenin kendiliğinden sona ermesine yol açmaz. Borçlar Kanunu yada ticaret Kanunu gibi çeşitli kanunlarda, batkıın sözleşmeye olan etkisi özel olarak düzenlenmişse taraflardan birinin batkıı halinde bu hükümler uygulanır. İflas erteleme halinde de yüklenici şirket tüzel kişiliğini devam ettirdiğinden sözleşmeyle bağlılık (ahde vefa, pacta sund servanda) ilkesi geçerliliğini korur, yüklenici ve işveren sözleşmeyle bağlı kalır, sözleşmeden doğmuş edimler aynen devam eder. İflasın ertelenmesi, yüklenicinin borçlar hukukundan doğmuş alacak ve borçlarını etkilemez. Taraflar arasında yapılan sözleşme tüm şartları ile geçerliliğini korumakta olduğundan eksik imalatlar, noksan hizmetler ve gecikmeler nedeni ile sözleşme içeriğindeki cezai şartlar geçerliliğini korur. Dolayısıyla iflasın ertelenmesi, iflastan farklı olarak inşaî bir etkiye haiz olmadığından, önceden meydana getirilen sözleşmeleri ortadan kaldırmayacağı şeklinde, sözleşmelerin içeriğini de etkilemez. Sadece batkı ertelemedeki yüklenicinin eser meydana getirme borcunu süresinde ifa etmemesi halinde alacaklı(işveren) TBK’nun 473.Maddesi uyarmanca akdi feshedebilir. Feshe ilişkin benzer hükümler Kamu İhale Sözleşmeleri 20/1..Maddesinde ve Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 48.Maddesinde mevcuttur.

Aynı şekilde alacak-borç takası, hapis hakkı, mahsup, temlik ve bloke işlemleri de iflas erteleme kararı ile ihtiyati tedbir kapsamı içine alınamaz. Bununla beraber finansal kiralama mevzusu malların iadesi yahut sözleşmenin feshi konusunda dava açılabilir ve açılmış davalara da devam edilebilir. Sadece sözleşme mahkemece fesih dahi edilse sonucun infazı için icra dairesi yetkili olacağından ve iflas ertelemedeki bir şirkete cebri icra işlemi yapılamayacağından finansal kiralama mevzusu malların iadesi batkı erteleme süresi sonuna kadar yahut batkı haline kadar sağlanamayacaktır. Bununla beraber kanaatimizce finansal kiralama sözleşmesinin feshi davasının görüldüğü mahkemenin, kiraların ödenemediği ve temerrüt olgusunun oluştuğu süre diliminin iflas erteleme haline isabet ettiğinde şirket yönetici ya da ortaklarının kayyım tasdikı olmadan kira ödemesi yapamayacağını, kayyımın alacaklılar içinde dengeyi sağlamak yükümlülüğünde olduğundan her ödemeye onay veremeyeceğini göz önünde bulundurarak hüküm oluşturması da yerinde olacaktır.
Bu hususlar dışındaki sözleşmelerde de aynı durum söz mevzusu olup, borçlu şirketin akdettiği herhangi bir sözleşmenin feshi ihtiyati önlem kararı ile engellenemez. Kural olarak iflasın ertelenmesi talebinde bulunan şirkete sınırlı ihtiyati tedbir kararı verildiğinden taahhüt şirketlerinin, işveren idare, müessese ya da şahıslara vermiş olduğu güvence mektuplarının nakde çevrilmemesi gibi bir ihtiyati önlem kararına da hükmedilemez.


D) Kamu ( amme ) Alacakları Açısından

Kamu ( amme ) alacağı devletin yüküm yahut borç ilişkisi sonucu yönetimsel işlemler ile sağladığı kamu geliridir. (Kumrulu 1981 s. 655 ). Bir başka tanıma gore kamu alacakları; devletin kamu tüzel kişiliğinden ve egemenlik hakkından dünyaya gelen imtiyaz ve özellik taşıyan alacaklarıdır. (Tuncer 1998 s.148 ).Alacağın kamu alacağı olarak nitelendirilmesi halinde, alacak kamu hukuku çerçevesinde, kamu gücüne dayanarak takip ve eğitim edilir. Kamu alacaklarının imtiyazlı olması ve özel alacaklardan farklı kalite taşıması sebebiyle, bu alacakların güvence altına alınmasında ayrıcalıklı usuller ve özel cebri icra yolları getiren 6183 Sayılı Kanun'un 01.01.1954 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
İcra İflas Kanunun 179. Maddesinde takipler açısından “6183 sayılı kamu alacakları da dahil olmak üzere aslabir takibin iflas erteleme süresince yapılamayacağı” düzenlenmiştir. Bu hususa dair 30 Haziran 2007 tarih, 26568 Sayılı Resmi Gazete’de piyasaya çıkan 1. Sıra no'lu Tahsilat Genel tebliği’nde "2004 sayılı Kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde, amme borçlusunun batkıının ertelenmesine karar verilmesi halinde, alacaklı eğitim dairelerince erteleme kararı devam etmiş olduğu sürece takip yapılamayacaktır. Ancak batkı ertelemesi, iflasın açılması hükmünde olmadığından, kamu alacaklarına gecikme zammı uygulanmasına devam edilecektir.” şeklinde amme alacakları tahsili mevzusunda uygulama birliği için düzenleme de yapılmıştır.
Dolayısıyla 6183 sayılı kanuna tabi kamu alacakları batkı erteleme süresince bir takip işlemi yapamayacak, başlamış takiplerine de devam edemeyecektir. Ancak 5766 Sayılı Kanun’un 2.Maddesi ile 6183 Sayılı Kanun’a eklenen “amme Alacağı Ödenmeden Yapılmayacak İşlemler İle İşlem Yapanların Sorumlulukları” başlıklı 22/A maddesi ile ilgili olarak düzenleme yapılmıştır . Bu konuda da Maliye Bakanlığı'na yetki verilmiştir. Bunun yanında 4734 Sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamına giren kurumların bu Kanun kapsamında hak sahiplerine yapacakları ödemeler esnasında hak sahiplerinin Maliye Bakanlığı'na bağlı öğrenim dairelerinden “vadesi geçmiş borçlarının bulunmadığına ilişkin vadesi geçmiş borç durumunu gösterir belge alınması zorunluluğu” getirilmiştir. Tebliğ’de, “vadesi geçmiş borç” olarak değerlendirilmek üzere madde kapsamına giren kamu alacakları; senelik gelir, yıllık kurumlar, katma kıymet, özel tüketim, özel mesajşim ve banka ve sigorta muameleleri vergileri gelir ve kurumlar vergisine ilişkin tevkifatlar ve geçici vergiler ile bu vergi türlerine ilişik vergi ziyaı cezaları, gecikme zam ve faizleri şeklinde tespit edilmiştir. Aynı şekilde 5510 sayılı sosyal Sigortalar ve Genel sıhhat Sigortası Kanunu'nun prim ve idari para cezası borçlarının hak edişlerden mahsubu, ödenmesi ve ilişliksiz belgesinin aranmasına dair yönetmeliğine gore de yüklenici firmanın geçmiş prim borcu bulunduğunda hak edişi ödenmemekte ya da kaynağında kesinti yapılarak ödenmektedir.
Vergi ve SGK prim borçları tahsili konusundaki bu uygulamalar iflas ertelemede bulunan yüklenici firmalara yönelik de devam etmektedir. Aksi takdirde şirket istihkakına ulaşamayacak veya kaynaktan tahsilata razı olacaktır. Kanaatimizce söz konusu uygulamalar hem iflas ertelemenin amacına, hem icra batkı kanununa bununla birlikte Anayasamızın eşitlik ilkesine uygun düşmemektedir. Çünkü deposundan meydana getirilen tahsilat da bir takip işlemi olup yalnızca devlet alacakları için sağlanmış bir usuldür.

E) İşçi Alacakları Açısından

mevzu işçi alacaklarının takip edeni açısından değerlendirildiğinde; takip yasağı istisnası İİK’nun 179/b-III maddesinde “İİK’nun 206.Maddesinin 1.Sırasındaki alacaklılar için haciz yolu ile takip yapılabileceği” şeklinde düzenlenmiştir. İİK.Nun 206/1.Esnasında sayılan imtiyazlı alacaklılar;
“A)İşçilerin iş ilişkisine dayanan ve iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde gerçekleşme etmiş suç duyurusu ve kıdem tazminatları dahil alacakları ile batkı nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları,
B) İşverenlerin, işçiler için yardım sandıkları veya sair yardım teşkilatı kurulması yada bunların yaşatılması maksadıyla meydana gelmiş ve tüzel kişilik kazanmış bulunan tesislere veya derneklere olan borçları,
C)İflasın açılmasından önceki son bir yıl içinde tahakkuk etmiş olan ve nakden ifası ihtiyaç duyulan aile hukukundan doğmuş her türlü nafaka alacakları.” şeklindedir.

Burada batkıın açılmasından önceki bir yıldan iflasın ertelenmesi kararından önceki bir yılın anlaşılması gerektiği belirtilmiştir.(Türk.S,322). Dolayısıyla iflas erteleme başvurusu veya esas karardan önce verilmiş olan ihtiyati tedbir kararı ile söz mevzusu 1 yıllık süre başlamamaktadır. Bu hususta Yargıtay kararları da aynı yöndedir.

28/06/2009 tarihinde 5763 sayılı Kanun’un 17.Maddesi ile 4447 Sayılı Kanun’a eklenen madde ile iflas erteleme sürecindeki şirketler de ücret güvence fonu kapsamına alınmıştır. Bu kanuna göre işverenin ödeme güçlüğüne düşmesinden önceki son bir yıl içerisinde aynı iş yerinde çalışmış olması koşulu esas alınarak temel ücret üzerinden, işçinin 3 aylık alacağına kadar ve kazanç üst sınırını aşmamak kaydıyla işçiye ücret güvence fonundan ödeme yapılacağı düzenlenmiştir. Burada “işverenin ödeme güçlüğüne düşmesinden önceki son bir yıl” kavramında, ödeme güçlüğüne düşülme süreı olarak yine batkı erteleme sonucunın verildiği tarih esas alınır, ihtiyati önlem veya müracaat aşamasının esas alınması söz konusu değildir. Ücret garanti Fonu’na ücret alacaklısı işçi şahsen başvurabilir ve ücret almaya hak kazandığı takdirde ücreti fon tarafınca posta havalesi yolu ile ödenir. Ücret garanti Fonu kapsamında kıdem suç duyurusu tazminatı bulunmamakta olup bir tek ücret alacaklarını kapsar. Bununla beraber batkı ertelemedeki şirketten ücret alacağı bulunan sadece bununla birlikte emekli durumda olan işçi ya da personel fondan yararlanamaz. Son bir yıl içinde iflas erteleme sürecindeki şirkette çalışmış ancak ücretini alamayarak o iş yerinden ayrılmış işçi ve personel de ücret güvence fonundan faydalanabilir.

Tüm alacaklılar takip yasağı kapsamına alınmışken işçi alacakları için takibe başlanması ve devamına imkan verilmesi batkıın ertelenmesi kurumunun amacıyla bağdaşmadığı için bu durumu eleştiren akademisyenlerde mevcuttur. Kanaatimce de işveren karşısında zayıf olan, tüm geçim kaynağı ücrete dayalı ve iyileştirme projesinin içinde dinamik role sahip işçilerin alacaklarının korunması, ücret alacağına imtiyaz tanınması hem vicdani hem de mantıklı bir yaklaşımdır. Ancak, borçlu şirkete karşı açılan birden fazla işçi alacağı davasının bulunmuş olduğu ve bu davaların bir tek ödenemeyen ücretlerden oluşmadığı, kıdem-suç duyurusu tazminatı, yılık izin alacakları, fazla mesai ücretleri, dava harçları, nispi vekalet ücretleri ve tüm bu tarz şeylerin toplam tutarları göz önüne alındığında aslına bakarsanız ödeme güçlüğünde olan şirketin batkı erteleme sürecini negatif etkileyeceği de açıktır. Dolayısıyla işçilere imtiyazın takipler yolu ile değil iflas erteleme süreci içinde kayyımlar ve mahkeme nezaretinde öncelik tanınmasının taraflar açısından daha optimal olacağı, iflas erteleme davasına sunulan borca batıklık bilançosunda ve kayyımlar tarafından hazırlanan envanter bilançoda işçilerin kıdem tazminatı karşılıklarının ayrılarak bir ödeme takvimi belirlenmesi, her istihkak veya gelirden bir kısım işçi kıdem tazminatı ödenmesi yahut taksitlendirme yapılması tüm bu çerçevede mahkemeye ödemelerin rapor halinde sunulması kanaatimce uygulanabilir bir yöntemdir.


F) İhtiyati Hacizler Açısından

İflasın ertelenmesi kararı, borçlu hakkında ihtiyati haciz kararı verilmesine engel teşkil etmez. İhtiyati haciz kararı infaz edilebilir, sadece haczedilenler muhafaza altına alınamaz. İhtiyati haciz sonucunın icrai hacze dönüşmesi prosedüründe belirtilen süreler de batkıın ertelenmesi kararı sonuna kadar işlemez.
Hukuk sistemimiz, ihtiyati haczi bir icra takip işlemi değil, asıl icra takip işlemine yardımcı olan, güvence sağlayan, koruyucu özellikte bir kurum ve bizzat icra takip işlemine dönüşmeye elverişli, yapılacak icra takibinden veya açılacak davadan önce uygulanan bir tedbir işlemi olarak benimsemiştir. İİK’nun 257.Maddesine gore rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir (DE“: 2003-4949/59) "para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde yada üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacakları ile diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir:
1 - Borçlunun belirli ikametgahı yoksa;
2 - Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeğe, kaçırmağa yada kendisi kaçmağa hazırlanmış olur yahut (DE“:2003-4949/59) "kaçar veya bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa.
Kaide gereği ihtiyati haczi bir takip değil güvence işlemi olarak değerlendirdiğimizde ve batkı ertelemede uygulanması açısından yorumladığımızda çelişki ortaya çıkmaktadır. İflas erteleme süresince erteleme kapsamındaki şirketin mal varlıklarının 3.Kişilere devir ve temliği mahkemece önlenmiş ve şirket mal varlıklarının korunması ile şirket ortaklarının tasarruflarının sınırlandırılması amacıyla kayyım atanmıştır. Bununla beraber verilen karar ve atanan kayyımlar şirketin ticaret siciline işlenmiş, dolayısıyla şirketin mal gizleme, mal kaçırma ya da alacaklının haklarını ihlal edecek hileli işlem yapma gibi davranışı batkı erteleme davasını gören mahkemece zaten önlenmiş ve bu vaziyet usulüne uygun bir şekilde gazetede ilan edilmiştir.
İİK’nun 259.Maddesine göre ihtiyati haciz için güvence gösterme şartı aranmaktadır. Bu bağlamda iflas erteleme sürecindeki bir şirketin aleyhine ihtiyati haciz girişiminde bulunan alacaklı teminat sağlama gücünden dolayı, teminatı olmadığından ihtiyati hacze başvuramayan diğer alacaklılara bakılırsa imtiyaz sahibi olacak ve söz konusu durumdan dolayı yine alacaklılar arasındaki eşitlik ilkesinden söz edilemeyecektir. Özellikle iflas ertelemedeki bir şirketten alacaklı olan finans müesseseu veya bankanın teminat sağlamada sorunsı olmayacağı göz önünde bulundurulduğunda ihtiyati haciz tesirinin kimin yararına olduğu da ortadadır.


SONUÇ

İflasın ertelenmesi müessesinde fakatç; ülke ekonomisi açısından sahip oldukları geniş tesir alanı dikkate alınarak sermaye şirketleri ve kooperatiflerin, belirli yoğunlukta mali sorunya düştükleri her durumda hemen iflasına karar vermek yerine, iyileştirmenin mümkün olabileceği kimi hallerde hakim gözetiminde ulusal iktisat içerisinde kalmasını sağlamaktır. Bununla birlikte batkıın ertelenmesi ile birlikte alacaklıların da batkı durumuna nazaran çok daha kötü bir duruma düşürüldüğü söylenemez.Bundan dolayı batkı ertelemenin amacına ulaşabilmesi için ticari yaşamın dinamik olduğu gözetilerek kanunun düzenlenmesi, takiplere yönelik tedbirlerin daha net ve tartışılamaz olması gerekmektedir.

Son yıllarda özellikle inşaat taahhüt sektöründe batkı erteleme başvuruları artmış olup, bu artışın negatif etkilerinin ülkenin büyüme ve istihdam beklentisinin bu sektör üzerine kurulmasıyla hükümetin bu sektöre ilişkin projelerinin de artmış olması, bu sektörün birçok alt sektör yaratması, finans kurumlarının bu sektördeki şirketlere ciddi tutarlarda kredi sağlaması nedenleriyle büyük bir kitleyi etkileyeceği açıktır. Büyük iş hacmine ve istihdama sahip bu şirketler iflas erteleme süreçleri içinde çok ciddi tutarda hak edişler sağlamakta, iyileştirme projelerini bu şekilde devam ettirmeye çaba göstermektedirler. Sadece istihkaklarındaki kamu alacağı kesintileri, iş akdi sonlanmış birden fazla işçi tarafınca açılmış işçi alacağı davaları, işveren kurumların batkı ertelemenin etkilerini yorumlayamamaları, sözleşmelerde yaşanan ihtilaflar, kayyımların yeterince inisiyatif almamaları şeklinde nedenlerle başarılı bir iflas erteleme süreci geçirememekte ve ne yazık ki sonucunda bu şirketlerin ticari ömürleri iflasla son bulmaktadır.

Anayasa'nın 48. Maddesinin ikinci fıkrasında, "Devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kesinlık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır" denilmektedir. Hukuk devletinin en temel unsurlarından birisi olan hukuki güvenlik ilkesi, fertleri hazzı yönetimlere ve belirsizliklere karşı korumak için hukuk kurallarının açık, anlaşılabilir ve öngörülebilir olmasını gerektirir. Dolayısıyla özel teşebbüsün ulusal ekonomi içinde kalmasını devlet sağlayacağından batkı erteleme müessesesinin doktrinler ile yürümesini beklemek yanlış olacaktır.


** Ali Rıza ÖZALP-Ekonomist/Y.Kayyım
KAYNAKÇA


* Atalay ,Oğuz

Borca Batıklık ve İflasın Ertelenmesi /2007
İflasın Ertelenmesi,Bankacılar Dergisi /2003

* Kuru,Baki-Arslan,Ramazan İcra ve İflas HukukuYetkin Yayınları/2006


* Öztek,Selçuk

İflasın Ertelenmesi Bankacılar Dergisi Sayı 53
İflasın Ertelenmesi,Arıkan Basım Yayım/2007

* Pekcanıtez,Hakan

İflasın Ertelenmesi,İBD 2005/2

* Tercan,Erdal

İflasın Sözleşmelere Etkisi 1996

* Bilgen,Mahmut

İflas,İflasın Ertelenmesi,Konkordato,Yargılama Usulü / Adalet/2012
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi Kararları
* Türk,Ahmet

Sermaye Ortaklıklarının ve Kooperatiflerin Borca Batıklık Nedeniyle İflası ve İflasın Ertelenmesi Konusunda ve İflas Kanununda Yapılan Son Değişikliklerin Değerlendirilmesi,Öneriler( DEÜHF C.6.S.1/2004)


"İflas Erteleme Ve Etkilerinin Değerlendirilmesi" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Ali Rıza Özalp'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
09.01.2017 17:39
Alıntı ile Cevapla