Yeni Yorum Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Hekimin Yükümlülükleri
Yazar Konu
siirvehikaye Çevrimdışı
Yeni Üye
*
Üye Grubu

Yorum Sayısı: 53
Üyelik Tarihi: 10.01.2017
Yorum: #1
Hekimin Yükümlülükleri
Hekimin Yükümlülükleri
1. İnsan Yaşamını Koruma Yükümü
2. Hekimlik Meslek Kurallarına Uygun Davranma Yükümü
3. Hasta Haklarına Özen Gösterme Yükümü
4. Teşhis Koyma Yükümü
5. En Uygun Tedaviyi Seçme Yükümü
6. Malpraktisten Kaçınma Yükümü
7. Dikkat ve Özen Gösterme Yükümü
8. Hekimin Sır gizleme Yükümlülüğü
9. Hekimin İhbar Yükümü
10.Hekimin Dosya Tutma Yükümü

GİRİŞ
yükümlülük, kelime anlamı olarak, yapılması zorunlu olan işi yada bir işi yapma zorunluluğunu, doğrusu yükümlü olma durumunu ifade eder.
Hukuki olarak mecburiyet, hukuk kurallarının tanıdığı yetki karşılığında getirmiş olduğu sorumluluktur.
Hekimlerin yükümlülükleri hekimlerin görevleri dolayısıyla ifa etmek zorunda oldukları eylemlerdir.
Doktor ile hasta bir hukuki birlikteliğin karşılıklı tarafları olduğundan, hekimlerin yükümlülükleri aslında şu demek oluyor ki “hastaların hakları” şeklinde nitelendirilebilir.
Bu yükümlülükleri şu ana başlıklar altında toplayabiliriz:
* İnsan yaşamını koruma yükümü
* Hekimlik meslek kurallarına uygun davranma yükümü
* Hasta Haklarına özen gösterme yükümü
* Teşhis koyma yükümü
* En uygun tedaviyi seçme yükümü
* Malpraktisten kaçınma yükümü
* Dikkat ve özen yükümü
* Aydınlatma yükümü
* Hastanın Rızasını(onaylamaını) Alma Yükümü
* Sır saklama yükümü
* İhbar yükümü
* Dosya Tutma Yükümü
* bilgi ve deneyimini geliştirme yükümü
Bu yükümlülüklerden Aydınlatma ve Hastanın Rızasını Alma Yükümü bir başka makalede incelenmiştir.

HEKİMİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ

1. İnsan Yaşamını Koruma Yükümü
Hekimlik mesleğinin ilk amacı, insan yaşam deliğinin devamını sağlamaktır.
Tedavi (hekimlik) sözleşmesinin mevzusu, diğer sözleşmelerden farklı olarak, tarafların haricinde bir edim olmayıp, doğrudan taraflardan birinin yani hastanın bedensel bütünlüğü ve yaşamcığının devamını sağlamadır. Hekimin yerine getirmekle yükümlü olduğu ilk edim, sözleşmenin karşı tarafının yani hastanın yaşamını korumaktır.

2. Hekimlik Meslek Kurallarına Uygun Davranma Yükümü
Hekimlik mesleği, mesleğin özü itibariyle insan yaşamını ilgilendirdiği için, doktor, karşısındaki insana kısaca hastasına bakılırsa, herhangi bir değerle değişilemeyecek kadar büyük önem taşımaktadır. Buna rağmen hekimler, meslek etiği kurallarına uymalı ve hastasının yüklediği bu değeri istismar etmemelidir.

3. Hasta Haklarına Özen Gösterme Yükümü
Hasta Hakları, genel olarak insan haklarının, hasta olan kişilere özgülenmiş halidir. Hekim, az önce de belirttiğimiz şeklinde karşısında büyük örutubet taşıdığı hastasının, insan olduğu için haiz olduğu haklarına özen göstermelidir.

4. Teşhis Koyma Yükümü
Tıbbi müdahale, fizyolojik yahut psikolojik nitelikteki hastalıkları, acıları, hastalık niteliğini taşımayan fiziksel (örneğin belli dereceye kadar şaşılık) veya psikolojik bozuklukları, yine hastalık niteliğini taşımayan şikayetleri (örneğin, hamilelik esnasındaki şikayetleri) önlemek, teşhis etmek, iyileştirmek ya da bu tarz şeylerin tesirini hafifletmek amacıyla doğruda yahut dolaylı olarak tedavi amacı güden insan vücuduna meydana getirilen tüm müdahalelerdir.1
doktor, tıbbi müdahalesini yerine getirirken ifa etmesi ihtiyaç duyulan ilk edim, teşhis koyma şu demek oluyor ki rahatsızlığı belirleme edimidir. Hekim, teşhisi koyarken, lüzumlu tüm tetkikleri özenle yapmalı ve bu sırada da tüm teknolojik gelişmelerden yararlanmalıdır.
Bu hekimin teşhis koyma yükümlülüğünün 3 kısımdan oluştuğunu söyleyebiliriz:
* Anamnezi Tam ve Doğru Alma Yükümü: Anamnez, doktorun hastaya teşhis koyma amacıyla ona sordurulmuş olduğu sorular sonucu elde ettiği “hasta öyküsü”dür. Hastanın mevcut yahut geçmiş hastalıkları hakkında, kendisinden ya da bir yakınından alınan bilgilerdir. Anamnezde olması gereken bilgiler şunlardır:
-Hastanın kimlik detayları
-Hastanın rahatsızlıkları
-Hastanın önceden geçirdiği belli rahatsızlıklar
-Hastanın kronik bir rahatsızlığının olup olmadığı
-Hastanın ailesinde belli hastalıkların olup olmadığı
-Hastanın sosyoekonomik durumu
-Hastanın alışkanlıkları
Anamnez, hekimin teşhis koyması esnasında en önemli adımdır. Fiziki muayene ve yapılabilecek tetkikler büyük çoğunlukla anamneze gore belirlenir.
* Fiziki Muayene Yapma Yükümü: Fiziki muayene, doktorun elle yada basit bazı çalgılarla teşhis koymaya çalışmasıdır. Fiziki muayene dört kısımdan oluşur. Bu kısımlar:
-İnspeksiyon: İnspeksiyon, fiziki muayenenin ilk aşaması olup, doğrusu gözle muayene olarak bilinebilir. Doktor hastanın cilt rengine, venöz dolgunluk olup olmadığına, kolleteraller olup olmadığına; ciltte kabarıklık, şişlik,ameliyat izi,darp izi vs. Olup olmadığına; skleralarının(göz akı) rengine*;göz kapakları ve mukozalarının rengine ve birçok başka etkene bakılır.2
-Palpasyon: Hastanın söz konusu bölgesinin elle dokunarak muayene edilmesidir. Amaç bölgede herhangi anormal bir şişlik olup olmadığını tespit etmektir. Bu yüzden palpasyon kesinlikle bilateral (bakışımlı) bir halde yapılmalıdır. Palpasyonda atlanmaması ihtiyaç duyulan şayet muayene bölgesinde var ise lenf nodlarının büyüklüklerinin normal olup olmadığının denetim edilmesidir. Ayrıca palpasyonda hastanın kalp atışları yada solunum titreşimi de araştırılabilir. Bunlar da olup olmamaları, şiddetleri yada karakterleri belirlenerek hekime bazı bilgiler verir. Palpasyon yüzeysel palpasyon ve derin palpasyon olmak üzere ikiye ayrılır. Önce uygulanması gereken yüzeysel palpasyondur. Palpasyonda ellerin soğuk olmaması önemlidir. Örneğin bir batın muayenesinde eller soğuk olursa istemsiz olarak ellediğimiz bölgedeki kaslar kasılır ve yanlış bulguya sebep olur.3
-Perküsyon: Perküsyon özellikle batında(karın) ve toraksta(göğüs) kullanılır. Sol elin orta parmağı hastanın muayene edilecek bölgesine koyulur,sesin şiddetinin azalmasını engellemek için öteki parmaklar cilde değmeyecek şekilde tutulur. Sağ elin başparmağı sol elin orta parmak ucuna vurulur. Vurma hareketi bilekten sağlanır,vurucu parmak oynatılmaz. Perküsyonda fakatç iç organların normalde boş veya dolu olan kısımlarını kontrol etmektir. İçi boş olan organlar yahut vücut kompartımanları timpanik ses(tiz) verirken, dolu organlar yahut içi dolu olan vücut kompartımanları mat(bas) ses verir. Normalde boş olması gereken bölgeden dolu ses alıyorsak bu bir patoloji olduğunu gösterir.4
-Oskultasyon: Hastanın sözkonusu bölgesinin steteskop vesilesiyle dinlenmesidir. Bu yöntem genelde göğüs hastalıkları ve batın hastalıklarını araştırmada kullanılır. Organlardaki düzgüsel ve anormal sesler dinlenir. Oskültasyon batın muayenesinde inspeksiyondan derhal sonrasında yapılır. Çünkü elle baskı yapıldığında batındaki iç organların düzgüsel kasılma ritmleri değişmiş olur ve yanlış bulguya sebep olur.5
* gerekli tetkiklere başvurma: hekim iyi bir tedavi uygulayabilmek için teşhisini doğru koyması gerekir. Teşhisin doğru koyulabilmesini sağlayan en önemli adım tetkiklere başvurmadır. Tabip gerek duyduğunda teşhisini kesinleştirmek için kan ve idrar tahlili, bilgisayarlı tomografi, ultrasonografi, yada MR gibi tetkiklere başvurmalıdır.

5. En Uygun Tedaviyi Seçme Yükümü
doktor, Hipokrat yemini dolayısıyla münhasıran hastanın iyiliğini düşünmek zorundadır.6 Aldığı anamnez, yaptığı fiziki muayene ve yaptırdığı tetkikler sonucu mesleki informasyon ve tecrübesiyle bir teşhis koyar. Arkasından yine mesleki data ve tecrübesiyle hastanın durumuna en uygun, teknolojik bakımdan en ileri ve minimum acı çektirecek tedaviyi belirler.7 Bu tedavi yöntemini belirlerken, hastanın rızasına başvurmak zorunda olsa da, bu noktada hekimin iki hakkı bulunmaktadır:
* Hekimin tedaviyi seçme hakkı: hekim, hastasını bilgilendirdikten sonra, yapacağı tedaviyi kendisi seçer ve tedaviyi kendi yöntemlerine bakılırsa yürütür. Burada tek şart, hekimin hastasını bilgilendirmesidir. Ayrıca hukukumuzda tedavi sözleşmesinin bir kaide olarak vekalet sözleşmesi sayıldığını belirtmiştik. Hizmet sözleşmesinden farklı olarak, vekalet sözleşmesinde, müvekkilin vekile, -bunu hasta hekim ilişkisine uyarlarsak, hastanın doktora- buyruk verme hakkı yoktur.
* Hekimin tedaviyi reddetme hakkı: Hekimin tedaviyi reddetme hakkı konusunda Tıbbi Deontoloji Nizamnamesinde iki hüküm bulunmaktadır.
Tıbbi Deontoloji Nizamnamesinin 18. Maddesine bakılırsa,
“hekim ve diş tabibi, acil yardım, resmi yada insani vazifenin ifası halleri hariç olmak üzere, mesleki veya şahsi sebeplerle hastaya bakmayı reddedebilir.”
Aynı Nizamnamenin 19. Maddesine göre ise,
“tabip ve diş tabibi, mesleki veya şahsi sebeplerle, tedaviyi bitirmeden hastasını bırakabilir. Sadece bu benzer biçimde hallerde, diğer bir meslektaşın tedavi veya müdahalesine imkân verecek zamanı evvelden hesaplayarak hastayı vaktinde haberdar etmesi şarttır. Hastanın bırakılması halinde yaşamın tehlikeye düşmesi yada sıhhatinin zarara uğraması olası ise, diğer bir meslektaş temin edilmedikçe, hastayı terk edemez.
Hastayı bu suretle terk eden doktor veya diş tabibi, lüzum gördüğü veya hasta tarafınca talep edilmiş olduğu takdirde, tedavi vakitına ilişik müşahede notlarını verir”.
Bu hükümlere nazaran, tabip, kaide olarak hastasına bakmayı reddedebilir. Sadece 18. Maddede geçen “resmi vazife” hükmü dolayısıyla, bu kural, özgür çalışan hekimler bakımından acil haller ile insani vazifenin ifası halleri hariç olmak üzere mutlak olarak geçerliyken, kamu görevlisi hekimler bakımından aynı şeyi bu kadar net bir şekilde söylemek mümkün değildir.8 konuyu maddeler halinde sıralarsak:
- Acil yardım, insani vazifenin ifası hallerinde hastayı ret hakkı bulunmamaktadır. Bu mevzuda özgür çalışan veya kamu görevlisi olan hekimler arasında bir fark bulunmamaktadır, iki grup da acil yardım ve insani vazifenin ifası hallerinde müdahale etmek zorundadır.
-özgür çalışan hekimler, yukarıda belirttiğimiz istisnai haller dışında, asgari ölçüde lüzumlu oranda önceden haber vermek ve hastaya bakmayı reddetmesi halinde hastanın hayatı yada sağlık durumunun zarara uğramayacak olması durumunda yeni bir meslektaşını temin etmek şartıyla mesleki veya şahsi sebeplerle hastasına bakmayı reddedebilir.
-Hekimin hastasına bakmayı reddetmesi konusundaki asıl münakaşa mevzusu olan kamu görevlisi hekimler üzerinde, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesinin 18. Maddesinde geçen “resmi vazife” hükmü dolayısıyla, ilk anda hastasını tedavi etmeyi reddedemeyeceği kanısına varsak da, genel olarak insan hakları düşünüldüğünde, söz mevzusu birey kamu görevlisi olsa da bu kişiye istemediği bir eylemi yaptırmak mümkün değildir. Dolayısıyla kamu görevlisi doktor, hastasını aynı gün, aynı hastaneden, aynı poliklinikten bir başka meslektaşına yönlendirdiği ve hastanın tedavisini sağladığı takdirde, hastasına bakmayı reddetme hakkına haizdir.

6. Malpraktisten Kaçınma Yükümü
Malpraktis, doktorun tedavi esnasında standart uygulamayı yapmaması, kabiliyet eksikliği veya hastaya tedavi vermemesi ile oluşan “zarardır”.
Doktor tedavisi sırasında, teşhis koyduğu rahatsızlık için tıptaki standart uygulamayı yapmak zorundadır. Bu mevzuda hekimin kendini sürekli geliştirmesi yükümlülüğü karşımıza çıkmaktadır. Eğer hekim, tıptaki gelişmeleri izlememişse, bilgilerini geliştirmemişse ve eski tedavi yöntemlerinden öteye geçememişse öncelikle meslek sorumluluğu söz konusu olacak ve bunun yanı sıra dikkatsizliği nedeniyle de sorumlu olacaktır. 9

7. Dikkat ve Özen Gösterme Yükümü
Hasta ile hekimin arasındaki ilişki, bir çok yazar tarafınca vekâlet sözleşmesi olarak nitelendirilir. Bu durumda hekimin göstermek zorunda olduğu özenin ölçüsünün sınırları öncelikle Borçlar Kanununun 390. Maddesiyle çizilmiştir:
“Vekilin mesuliyeti, umumi surette işçinin mesuliyetine ilişik hükümlere tabidir.
Vekil, müvekkile karşı vekaleti iyi bir suretle ifa ile mükelleftir.
Vekil, başkasını tevkile mezun yada hal icabına bakılırsa mecbur olmadıkça yada tane başkasını kendi yerine ikameye müsait bulunmadıkça müvekkilünbihi kendisi yapmağa mecburdur.”
Tıbbi Deontoloji Nizamnamesinin 2. Maddesi bu konuya yer vermektedir:
“tabip ve diş tabibinin başta gelen vazifesi, insan sağlığına, hayatına ve şahsiyetine özen ve hürmet göstermektir.
*****hekim ve diş tabibi; hastanın cinsiyeti, ırkı, milliyeti, dini ve mezhebi, ahlâki düşünceleri, karakter ve şahsiyeti, içtimai seviyesi, mevkii ve siyasal kanaati ne olursa olsun, muayene ve tedavi hususunda âzami dikkat ve özenı göstermekle mükelleftir.”
ayrıca yine Tıbbi Deontoloji Tüzüğünün 14. Maddesinde bu konuyla ilgili olarak,
“hekim ve diş tabibi, hastanın vaziyetinin icap ettirdiği sıhhi itinaı gösterir. Hastanın yaşamını kurtarmak ve sıhhatini korumak mümkün olmadığı takdirde dahi, ıstırabını azaltmaya veya dindirmeye çalışmakla mükelleftir.”
hükmü yer almıştır.
Hekimden beklenen, tanı ve tedavide ülkenin sıhhat ve çalışma koşullarına gore normal tedbir ve dikkati göstermesidir. Beklenen özenin derecesi, her somut vakada aynı düzeyde olmaz. Risk ve tehlike arttıkça özenin derecesi de yükseltilmelidir10
Hekimin göstereceği özenin gereklerinden biri, hekimin, kendi uzmanlık alanına ilişkin gelişmeleri, yeni tedavi yöntemlerini izlemesi, devamlı yeni bilgiler edinmesi; bu tarz şeylerin denenmiş ve doğruluğu kanıtlanmış olanlarını* uygulaması ve artık yanlışlığı saptanmış eski tedavi şekillerinden kaçınmasıdır. Doktor, yeni tedavi yöntemlerini izlemediğini ve bilmediğini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz; aksine yükümlülüklerinden birini ihlal etmiş olur ve meslekî ve tazmin sorumluluğu ortaya çıkar. Doktor özellikle hastalığı teşhis aşamasında kullanılan, teknolojiye dayanan ve değişen teknolojinin gelişmesiyle gelişme gösteren görüntüleme aygıtlarını ve benzeri tıbbi çalgıları takip etmeli, laboratuarlardan yararlanmalı, tahlil sonuçlarını ve görüntüleme aygıtlarından gelen neticeları,* iyi değerlendirmelidir.
Hekimin göstereceği özen yükümlülüğünün gereklerinden bir diğeri, tedavi öncesi hastanın bedensel yapısını incelemesidir. Sadece bunun sonucunda doktor başlayacağı tedavinin yan etkilerini öngörebilir ve bu yan etkilerin gerçekleşmemesi için çeşitli önlemler alabilir.
Doktor ek olarak, ani ve beklenmedik gelişmelere karşı hastalığın ve tedavinin seyrini sürekli izlemeli ve kayıtlarını tutmalıdır. Bunun yanında tabip, gözlemleri çerçevesinde hastayı bilgilendirmelidir.
Doktor şüphesiz ameliyatlarda yüksek özen göstermek zorundadır. Her ameliyatın ufak ya da büyük yaşamsal tehlikesi olmakla beraber, her ameliyat, birçok tehlikeyi beraberinde getirir. Doktorun en küçük bir hatasını hastanın canıyla ödeyebileceğini göz önüne alırsak, tabip, ameliyata hazırlık aşamasından ameliyat sonrası hastanın ayılma anına kadar her evreyi denetim ve nezaret altında tutmak zorundadır. Doktor, ameliyat öncesinde ameliyat odası ve ameliyatta kullanılacak aletlerin yeterince temiz, mikroplardan arındırılmış olup olmadıklarını, elektronik aygıtların amaca uygun* ve çalışır durumda bulunup bulunmadıklarını denetlemelidir. Hekim ameliyat esnasında kendisine yardım edecek kişileri doğru seçmeli, onların bilgi ve becerilerini önceden araştırmalı, özellikle narkoz ve anestezi uzmanını seçmede aşırı titiz davranmalıdır. Doktor, doğabilecek sonuçları göz önüne alarak, ameliyata girerken kendi ruhsal dünyasını, ruhsal durumunu da denetim etmelidir. Ameliyat esnasında son derece dikkatli olmalı, tüm kişisel sorunlarını dışarıda bırakmalı, gerginlikten ve sinirlilikten uzak olmalıdır.*
Bu mevzuda birçok Yargıtay kararı bulunmaktadır. Bunardan birkaçını örnek verecek olursak,
“Böbrek ameliyatı olan hastanın karnında 2 metre uzunluğunda gazlı tampon unutulmuş; hasta on yıl boyunca ağrı çektikten sonrasında, sebebi anlaşılıp ikinci ameliyatla gazlı tampon çıkarılmıştır.”11
“Burnundan rahat nefes alamayan davacıyı ameliyat eden tabip, ameliyat sırasında kırılan iğne ucunu bulamadığı ve *çıkartamadığı için, onu orada öylece bırakmış, durumdan hastasını bilgilendirmemiş; davacı* uzun süre burnunda kırık iğne ucu* bulunduğunu bilmeden acı çekmiş, doktor alerjidendir geçer diyerek onu oyalamış; en sonunda başka bir doktora giden davacının röntgeni çekilerek durum anlaşılmış ve ikinci ameliyatla kırık iğne ucu çıkarılmıştır.”12
“Göğüste meme bölgesinde tümoral kitle ve batında fıtık yakınmalarıyla özel hastaneye gelen 61 yaşındaki kadın hastaya, aynı anda iki ameliyatın art arda yapılması kararı verilmiş; ilk olarak göğüsteki kitleyi alan ameliyat ekibinin işi bittikten sonra, hasta,* aynı masada fıtık ameliyatı yapacak ekibe teslim edilmiş; bu ikinci ameliyat esnasında* tansiyonu düşen ve kanama sebebiyle bilinci kaybolan hasta yoğun bakımda iken ölmüştür.* meydana getirilen incelemede ölümün inferior dalının kopması ve gelişen kanamadan ileri geldiği, bu damar arızasının ameliyat sırasında oluştuğu, vakitında fark edilip onarılmadığı için ölüme* yol açtığı saptanmış; ameliyat ekibi sorumlusu operatör kusurlu bulunmuştur.”13
“Over kisti tanısıyla batın ameliyatı olan hastanın, karnında 15 cm. çapında gazlı bez unutulmuş; hasta iki yıl acılar içinde kıvranmış, dolaştığı çeşitli hekimler ağrıların nedenini saptamada zorlanmışlar; son olarak bir operatör tarafından batını açıp bakma önerisi üzerine ağrıların nedeni anlaşılmış ve gazlı bez bulunmuş olduğu yerden çıkarılarak hasta sağlığına kavuşturulmuştur.”14
“Üst solunum yolları rahatsızlığı nedeniyle hastaneye başvuran hastaya, doktorun yazdığı pronopen adlı iğnenin görevli sağlık memuru tarafından kalçadan yapılmasının derhal ardından bacağı uyuşmaya başlamış; meydana getirilen denetim ve tedaviye karşın iğne sırasında* siyatik sinirinin delinmesi nedeniyle hasta felç olmuş ve %28.2 oranında gövde gücü kaybına uğramıştır.”15
“Trafik kazası sonucu hastaneye yaralı getirilen ferdin, görevli doktor ve hemşire tarafınca yeterli kontrol ve muayene ile gelişen klinik bulgulara uygun müdahalede bulunmaması sebebiyle, yaralı ölmüş; hekim ve hemşire kusurlu bulunmuşlardır.” 16
Bu konuda başka Yargıtay kararları da bulunmaktadır.17

8. Hekimin Sır gizleme Yükümlülüğü
Hasta ile tabip arasındaki ilişki bir vekâlet akdi olup, güven unsuru bu ilişkide ön plandadır. Doktor, bu güven ilişkisi dolayısıyla hastanın kendisine vermiş olduğu detayları saklama yükümlülüğü altındadır. 18
Hekimin bu yükümü, başta Hipokrat Yeminine dayanmaktadır.19
Mevzuatımızda bu yükümlülüğü hekime Tıbbi Deontoloji Tüzüğünün 4. Maddesinin birinci fıkrası vermiştir:
“doktor ve diş tabibi, meslek ve sanatının icrası vesilesiyle muttali olduğu sırları, kanuni zorunluluk olmadıkça, ifşa edemez.”
ayrıca Hasta hakları Yönetmeliğinin 20. Maddesi de bunu bir hasta hakkı olarak tanımlamakta ve şu şekilde ifade etmektedir:
“İlgili mevzuat hükümlerine ve hastalığın mahiyetine gore yetkili mercilerce alınacak tedbirlerin gerektirdiği haller dışında; hasta, sağlık durumu hakkında kendisine yada ailesine veya yakınlarına informasyon verilmemesini isteyebilir.”
konu, hekimlik meslek etiği açısından değerlendirilmek istendiği takdirde, Türk Tabipler Birliği tarafınca kabul edilen Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 9. Maddesinde
“tabip, hastasından mesleğini uygularken öğrendiği sırları açıklayamaz. Hastanın ölmesi yahut o hekimle ilişkisinin sona ermesi, hekimin bu yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Hastanın onam vermesi veya sırrın saklanmasının hasta ya da öteki insanoğluın yaşamını tehlikeye sokması durumunda, hastanın kişilik haklarının zedelenmemesi koşuluyla, doktor bu sırrı saklamakla yükümlü değildir.
Yasal zorunluluk durumlarında hekimin rapor düzenlemesi de, meslek sırlarının açıklanması anlamına gelmez.
Tabip, tanık yahut bilirkişi olarak mahkemeye çağrıldığında vakasın meslek sırrı olduğunu ileri sürerek bu görevlerinden çekilebilir.”
hükmü yer almıştır.
Gene hekimlik meslek etiği kuralları açısından konu ele alındığında Ruh Hekimliği (Psikiyatri) Meslek Etiği Kurallarının 6. Maddesi örutubet taşımaktadır:
“Herhangi bir psikiyatrik muayene ve sağaltım altındaki kişiyle ilgili tüm bilgiler hasta-tabip ilkeleri çerçevesinde saklı tutulmalıdır.* Bu informasyon yalnızca hastanın ruh sağlığını korumak ve geliştirmek amacı ile ve hastanın oluru alınarak gerektiğinde ve hastanın yararı için gereken ölçüde aile ile paylaşılabilir yahut başka uzman hekimlerle danışma amacı ile kullanılabilir. Ruh hekimleri, kişisel haklar, tedavi hakkı, yanlış mesleki uygulamalar vb. Durumlarla ilgili olarak hastasının yararı söz mevzusu olmadıkça, kendi siyasal, yönetsel, medyatik yahut maddi çıkarları, bilimsel nitelikli, mesleki veya kişisel yararları doğrultusunda hastasıyla ilgili detayları açıklamamalıdır.
Hasta hekim ilişkisi içinde edinilmiş olan bilgiler lüzumlu görüldüğünde mahkemede tanıklıktan yahut bilirkişilikten çekilmek için bir gerekçe oluşturabilir.** bireyin özel yaşamı, özel ilişkileri, savunma düzenekleri şeklinde ruhsal yapısıyla ilgili özel bilgiler istenildiğinde bunların mahkemede sunulması ferdin açık ve anlaşılır iznine bağlıdır.* Ruh hekimi birey için yararlı olmadığını organize ettiğinde, birey izin vermiş de olsa, bu tür detayları açıklamak zorunda olmadığını bilmelidir.
Gizlilik kaideı ancak hastanın kendisine veya çevresine ciddi bedensel, ruhsal ya da ekonomik zarar verme olasılığı var ise bozulabilir. Ruh hekimi gizlilik ilkesini bozmayı gerektirecek önemde bir durumla karşılaşmışsa, olabiliyorsa meslektaşları ile de danışarak, uygun göreceği bölgelere yahut kişilere izahat yapmak zorunda kalabilir. Bu durumlarda ruh hekimi bundan sonra atacağı adımla ilgili olarak koşullar elveriyorsa önce hastayı uyarmalıdır.
Ruh hekimi hastasının tanınmasına yol açacak ya da olası davranışlarının tahminine ilişkin herhangi bir bilgiyi başkalarına veya herhangi bir kuruluşa veremez.* birey adı, kimlik bilgileri, yüz görünümü gibi kişiyi tanıtacak tüm özelliklerin gizlenmesi koşuluyla, bilimsel bir tartışmada, eğitim süresinde, denetim ve konsültasyon amacı ile hekimler arasında hastalıkla ilgili bilgilerin aktarılması bu kuralın dışındadır.
Yasal zorunluluk durumlarında hekimin rapor düzenlemesi meslek gizeminin açıklanması anlamına gelmez”.
Bu mevzu, ayrıca 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun özel hayatın gizliliğini ihlal başlıklı 134. Maddesinin kapsamına sokulabilir.20 Zira, hekimin elinde hastanın özel yaşamına ilişkin bir çok informasyon ve belge bulunmaktadır.

9. Hekimin İhbar Yükümü
hekim, öncelikle toplumun sağlığını düşünmek zorunda olduğundan, her ne kadar sır saklamak zorunda olsa da belli durumlarda da ihbar yükümü bulunmaktadır. Hekimin suç duyurusu yükümü, sır gizleme yükümüyle çeliştiğinden, ne vakit suç duyurusu yükümünün devreye gireceği örutubet taşımaktadır.
Bu mevzuyu hekimin cezai sorumluluğu konusunda daha detaylı şekilde ele alacağız.

10. Hekimin Dosya Tutma Yükümü
Hasta ile tabip arasındaki ilişki kaide olarak bir vekalet akdi olduğundan, vekalet akdinin hükümlerine bakılırsa bu ilişki değerlendirilmelidir. Borçlar Kanununun 392. Maddesine gore, vekil müvekkiline yani hekim hastasına hesap vermek zorundadır:
“Vekil, müvekkilin talebi üzerine yapmış olduğu işin hesabını vermeğe ve bu cihetten dolayı her ne nam ile olursa olsun almış olduğu şeyi müvekkile tediyeye mecburdur.
Vekil zimmetinde kalan paranın faizini de vermeğe mecburdur.”
ayrıca hekime bir kusur iddiası durumunda söz konusu iddianın gerçek bulunduğunu kanıtlama etmek hastanın görevi değil; iddianın gerçek olmadığını ispat etmek, hekimin görevidir.
Bu nedenlerledir ki, tabip hastanın bilgilerini içeren bir dosya tutmalıdır.
Bu dosyada, hekimin ispatını kolaylaştırması açısından hastanın tüm bilgileri bulunmalıdır. Bunları yani
- Hastanın kimlik detayları
- Hastanın hastaneye geldiği andaki şikayetleri,
- olayla ilgili kısa bir hikaye,
- Semptom ve fiziki muayene bulguları,
- Tanıya yönelik incelem ve danışım neticeları,
- Ameliyat öncesi hastaya konulmuş olan olası veya kesin teşhis,
- Planlanan ameliyatın fakatç, teknik ve süresini, ameliyatta belirlenen bulguları, uygulanan anestezi türü,
- Hastanın ameliyat sonrası yaşamsal fonksiyonlarına ilişkin muayene bulguları,
- Hastaneden iyileşme yada ölüm nedeniyle ayrılıncaya kadar geçen sürede yapılan periyodik muayene bulguları, klinik seyri, istenen tetkik ve konsültasyon neticeları,
- Ölüm meydana gelmiş ise ölüm vakitını ve sebebine ilişkin detaylı bilgi
şeklinde sıralayabiliriz.21

"Hekimin Yükümlülükleri" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Tuğçe Oral'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
10.01.2017 13:07
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
Yeni Yorum Gönder 


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Hekimin Aydınlatma Ve Hastanın Rızasını Alma Yükümlülüğü siirvehikaye 0 191 10.01.2017 13:06
Son Yorum: siirvehikaye
  Hekimin Cezai Sorumluluğu siirvehikaye 0 200 10.01.2017 13:03
Son Yorum: siirvehikaye

Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi

İletişim | Adalet ve Hukuk Forumu | Yukarı Git | İçeriğe Git | Arşiv | RSS Beslemesi