Yeni Yorum Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Hekimin Cezai Sorumluluğu
Yazar Konu
siirvehikaye Çevrimdışı
Yeni Üye
*
Üye Grubu

Yorum Sayısı: 53
Üyelik Tarihi: 10.01.2017
Yorum: #1
Hekimin Cezai Sorumluluğu
Hekimin Ceza Hukuku Açısından Sorumluluğu
1. Soykırım
2. İnsanlığa Karşı kabahatlar
3. Kasten Öldürmenin İhmali Davranışla İşlenmesi
4. İntihara Yönlendirme
5. Taksirle öldürme
6. Kasten Yaralamanın İhmali Davranışla İşlenmesi
7. Taksirle yaralama
8. İnsan Üzerinde gözlem
9. Organ veya Doku Ticareti
10. Çocuk Düşürtme
11. Kısırlaştırma
12. Ayırımcılık
13. Verileri Hukuka Aykırı olarak Verme veya Ele Geçirme ve bu konudaki Nitelikli Haller
14. ışınım Yayma
15. Bulaşıcı Hastalıklara İlişkin Tedbirlere Aykırı Davranma
16. Resmi Belgede Sahtecilik
17. Sıhhat Memurunun Gerçeğe Aykırı Belge Düzenlemesi
18. Sağlık Mesleği Mensuplarının suçu Bildirmemesi
19. Genital Muayene
20. İrtikâp
21. Rüşvet
22. Görevi İhmal
23. Kamu görevlisinin Ticareti


Hekimin Ceza Hukuku Açısından Sorumluluğu

Hekimin cezai sorumluluğu, geniş anlamda, hekimin teknik anlamda tıp mesleğini icra ederken işlediği suçlarla, bu mesleğin icrası dolayısıyla işlemiş olabileceği suçlardan dolayı sorumluluğunu ifade eder.1
suçun oluşması için, şüpheli tarafınca ceza kanununda tarif edilen fiilin ihmali, icrai veya ihmal suretiyle icrai bir hareketle gerçekleştirilmesi; ek olarak bu hareketteki iradenin ceza kanununda tarif edilen irade çeşitlerinden birine uyması gerekir.
Bu aşamada, fiil gerçekleştirilirken söz konusu olan iradenin belirlenmesi önem taşımaktadır. Ceza Hukukunda irade, iki şekilde ortaya çıkar: Kasıtlı yada taksirli.
Kast, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 21. Maddesinde ele alınmıştır:
“(1) suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, kabahatun kanunî tarifındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) bireyin, kabahatun kanunî tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâlinde olası kast vardır. Bu hâlde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer kabahatlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.”
Maddeden de açıkça anlaşılabildiği üzere, kast, ikiye ayrılmaktadır: Kast, olası kast
Bir konuda kast iradesi bulunan fert, kabahatun kanundaki tarifındaki unsurlarını bilerek ve isteyerek suçu işler.
Olası kastta ise, fert suçun kanunda tanımlanan unsurlarını bilir ve bunların gerçekleşebileceğini öngörür; sadece gerçekleşme olasılığını yada durumunu önemsemez ve fiili işler.
Suç işlenirken gösterilen iradenin bir diğer türü taksirdir. Taksir, Ceza Kanunumuzun 22. Maddesinde düzenlenmiştir:
“(1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hâllerde cezalandırılır.
(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın kabahatun kanunî tarifında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.
(3) kişinin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen, neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir vardır; bu hâlde taksirli kabahata ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.
(5) Birden fazla ferdin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna bakılırsa ayrı ayrı belirlenir.
(6) Taksirli hareket sonucu niçin olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevî durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilgili taksir hâlinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.”
Maddeden de anlaşılacağı üzere, taksir iki başlık altında toplanabilir: sıradan taksir, bilinçli taksir.
Basit taksir iradesinde, kabahatu işleyen bireyin, gereken dikkat ve özeni göstermemiş olması dolayısıyla kabahatun kanunda belirtilen neticesini öngörmemesi söz konusudur.
Bilinçli taksirde ise, kabahatu işleyen kişi, hareketinin sonuçlarını öngörmekte; sadece bu sonuçların gerçekleşmeyeceği düşüncesini taşıyarak hareketini sürdürmektedir.
Ceza Hukukunda, hekimin kusurunun tespiti mevzusunda Yüksek sıhhat Şurasının görüşünü almak mecburidir, hakim bunun yanında bilirkişi raporlarına da başvurabilir. Bu, 1219 Sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatının İcrasına Dair Kanunun 75. Maddesinde ele alınmıştır:
“Tababet ve şuabatı sanatlarının icrasından mütevellit ceraimde mahkemelerin muvafık görecekleri muhtebirin rey ve mütalaasına müracaat ile alakalı serbestileri kalımlı kalmak şartıyle meclisi alii sıhhinin mütalaası istifsar edilir.”
Bu konudaki Yargıtay kararlarına baktığımızda,
“... Devlet Hastanesi Diş Polikliniğinde Diş Tabibi olarak görevli bulunmuş olduğu bildirilen sanığın diş çektirmek için kendisine başvuran 1991 doğumlu mağdure S...'in çekilmesi ihtiyaç duyulan sol üst çene IV-V nolu çürük dişleri yerine sağ üst çenesindeki IVV Nolu sağlam dişleri çekmesi biçiminde oluşan eylemde Yüksek sağlık Şurası’nın 25, 26 ekim 2001 tarihindeki raporunda da açıkça vurgulandığı gibi, hastasına gerekli dikkat ve itinayı göstermeyerek onun cismen eza görecek veya sıhhatini ihlal edecek derecede aralanmasına sebebiyet vermiş bulunması karsısında TCY. 459. Maddesinde yazılı suçun oluşacağı gözetilerek mevcut yaralanmanın mağdureyi kaç gün alışılmış uğraşısından alıkoyacağı hususunda uzman doktor ve sanığın kusur oranı yönünden bilirkişi raporu alındıktan sonra neticesine bakılırsa hüküm kurulması...”2
“... SSK Hastanesi hekimi olan sanığın doğum tarihini tamamlayan bebeği, vakitında almayarak ölü doğuma yol açıp açmadığı hususundaki kusurunun bulunup bulunmadığının Yüksek sıhhat Şurasından görüş alınarak araştırılması gerekir...”3
“...Ameliyathane sorumlusu doktor sanığın görevlendirmesi üzerine, göz uzmanlıkı yapmakta olan öteki hekim sanığın; mağdurenin dosyasını incelemeden, sağlam gözünü ameliyat ederek aldığı, diğer gözün de zorunlu olarak alınması sonucu, mağdurenin iki gaslınün kör olduğu vakada, 1219 sayılı Yasanın 75. Maddesi saklı kalmak üzere sanıkların yetki dereceleri ve olaydaki kusur durumları ve oranı hakkında öncelikle Yüksek sıhhat Şurasından rapor alınarak, sonucuna bakılırsa hüküm kurulması gerekir...”4
Ceza Kanunumuzun hekimleri ilgilendiren maddelerini başlıklar halinde sıralayacak olursak
- Soykırım (TCK m.76)
- İnsanlığa Karşı kabahatlar (TCK m.77)
- Kasten Öldürmenin İhmali Davranışla İşlenmesi (TCK m.83)
- İntihara Yönlendirme (TCK m.84)
- Taksirle öldürme (TCK m.85)
- Kasten Yaralamanın İhmali Davranışla İşlenmesi (TCK m.88)
- Taksirle yaralama (TCK m.89)
- İnsan Üzerinde deney (TCK m.90)
- Organ veya Doku Ticareti (TCK m.91)
- Çocuk Düşürtme (TCK m.99)
- Kısırlaştırma (TCK m.101)
- Ayırımcılık (TCK m.122)
- Verileri Hukuka Aykırı olarak Verme yada Ele Geçirme ve bu konudaki Nitelikli Haller (TCK m.136,137)
- ışınım Yayma (TCK m.172)
- Bulaşıcı Hastalıklara İlişkin Tedbirlere Aykırı Davranma (TCK m.195)
- Resmi Belgede Sahtecilik (TCK m.204)
- sıhhat Memurunun Gerçeğe Aykırı Belge Düzenlemesi (TCK m.210)
- sıhhat Mesleği Mensuplarının kabahatu Bildirmemesi (TCK 280)
- Genital Muayene (TCK M.287)
tabip kamu görevlisi ise işleyebileceği suçlar
- İrtikâp (TCK m.250)
- Rüşvet (TCK m.252)
- Görevi İhmal (TCK m.257)
- Kamu görevlisinin Ticareti(TCK M.259)

1. Soykırım ve İnsanlığa Karşı İşlenen suçlar
Soykırım kabahatu 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 76. Maddesinde ele alınmış olup, şu hükmü getirmektedir:
“(1) Bir plânın icrası suretiyle, millî, etnik, ırkî veya dinî bir grubun tamamen veya kısmen yok edilmesi maksadıyla, bu grupların üyelerine karşı aşağıdaki fiillerden birinin işlenmesi, soykırım suçunu oluşturur:
a) Kasten öldürme.
B) Kişilerin bedensel yada ruhsal bütmeşhurklerine ağır zarar verme.
C) Grubun, tamamen veya kısmen yok edilmesi sonucunu doğuracak koşullarda yaşamaya zorlanması.
D) Grup içinde doğumlara engel olmaya yönelik tedbirlerin alınması.
E) Gruba ilişkin çocukların bir başka gruba zorla nakledilmesi.
(2) Soykırım suçu failine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir. Sadece, soykırım kapsamında işlenen kasten öldürme ve kasten yaralama suçları açısından, belirlenen mağdur sayısınca gerçek içtima hükümleri uygulanır.
(3) Bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirine hükmolunur.
(4) Bu kabahatlardan dolayı zamanaşımı işlemez.”
İnsanlığa Karşı İşlenen suçlar, Ceza Kanununun 77. Maddesinde ele alınmıştır:
“(1) Aşağıdaki fiillerin, siyasal, felsefî, ırkî yada dinî saiklerle camianın bir kesimine karşı bir plân doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi, insanlığa karşı suç oluşturur:
a) Kasten öldürme.
B) Kasten yaralama.
C) İşkence, eziyet veya köleleştirme.
D) kişi hürriyetinden yoksun kılma.
E) Bilimsel deneylere tâbi kılma.
F) Cinsel hücumda bulunma, çocukların cinsel istismarı.
G) Zorla hamile bırakma.
H) Zorla fuhşa sevketme.
(2) Birinci fıkranın (a) bendindeki fiilin işlenmesi halinde, fail hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına; diğer bentlerde tanımlanan fiillerin işlenmesi halinde ise, sekiz yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Sadece, birinci fıkranın (a) ve (b) bentleri kapsamında işlenen kasten öldürme ve kasten yaralama suçları açısından, belirlenen mağdur sayısınca gerçek içtima hükümleri uygulanır.
(3) Bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirine hükmolunur.
(4) Bu kabahatlardan dolayı zamanaşımı işlemez.”
Hakeri’ye göre, Bu hükümler ile özellikle İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi hekimler tarafınca yapılan uygulamalar, hukukumuzda da ilk kez ayrı ve müstakil bir suç tipi olarak düzenlenmiştir.5

2. Kasten Öldürmenin İhmali Davranışla İşlenmesi
Bu suç, Ceza Kanununun 83. Maddesinde düzenlenmiş olup,
“(1) ferdin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden görevli tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren zorunluluk ihmalinin icrai davranışa eşkıymet olması gerekir.
(2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin;
a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanunî düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması,
b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir konum oluşturması,
Gerekir.
(3) Belli bir yükümlülüğün dikkatsizliği ile ölüme yol açan fert hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar, öteki hâllerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de yapılmayabilir.”
Bu suç türü, eski ceza kanununda yer almayıp, yeni yasayla mevzuatımıza girmiştir.
Burada kabahatun maddi unsurlarından olan davranışın niteliği ihmal suretiyle icrai olmasıdır. Hekim, acil durumda, icrai bir davranış gerçekleştirerek hastaya müdahale etme yükümlülüğü içerisindedir. Hekimin yapması ihtiyaç duyulan bir davranışı yapmaması durumunda, tabip, dikkatsizlik suretiyle icrai bir davranış sergilemiş olacak ve böylelikle suçu işlemiş olacaktır.
Maddede kabahatun tinsel unsuru olarak kast öngörülmüştür. Hekimin hastaya bilerek ve isteyerek doğrusu kasıtlı olarak zarar vermesi, nadir gerçekleşebilecek bir vakadır. Sadece burada, olası kast kavramı önem kazanmaktadır. Hekim, olası kastla, ihmal suretiyle icrai bir davranış aracılığıyla böyle bir kabahatu işleyebilecektir. Bu konuda şu örneği vermek yerinde olacaktır: İntihar etmiş ve bir şekilde ölmeden önce ve ölüm tehlikesiyle hastaneye yetiştirilmiş bir hastaya hastanın rızası olmadığını düşünerek yada herhangi bir başka sebepten dolayı müdahale etmemesi durumunda hekimin kastından söz edilecektir. Sadece hekimin, hastanın hayati tehlikesi olduğunu bilmesi ve buna karşın hastanın hayatını kaybetmesi riskini göze alıp, tedaviyi üstlenmeyip sevk etmesi durumunda, hekimin olası kastından söz edilecektir ve söz konusu madde hekime uygulanabilecektir.

3. İntihara Yönlendirme
Bu konu, Türk Ceza Kanununun 84. Maddesinde düzenlenmiş olup,
“(1) Başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar sonucunı kuvvetlendiren veya başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden birey, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) İntiharın gerçekleşmesi durumunda, fert dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Başkalarını intihara alenen teşvik eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu fiilin basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, kişi dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(4) İşlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan veya ortadan kaldırılan kişileri intihara sevk edenlerle cebir veya tehdit kullanmak suretiyle kişileri intihara mecbur edenler, kasten öldürme kabahatundan görevli tutulurlar.”
şeklindedir.
Hekimin hastasına intihar konusunda yardım etmesi durumunda, bu madde hüküm ve neticelarını doğuracaktır. Bu noktada, söz mevzusu madde daha çok ötenazi konusunda gündeme gelmekte ve ötenaziyi yasaklamaktadır.

4. Taksirle Öldürme
Taksirle öldürme kabahatu, 5237 sayılı kanunun 85. Maddesinde hüküm bulmuştur:
“(1) Taksirle bir insanoğlunun ölümüne yol açan fert, üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) fiil, birden fazla insanın ölümüne yahut bir yada birden fazla ferdin ölümü ile beraber bir yada birden fazla ferdin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi üç yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Taksirle öldürme konusu kapsamında hekimin sorumluluğu açısından tıbbi uygulama hatası(malpraktis) ve komplikasyon kavramları ve bu kavramların ayrılması büyük örutubet taşımaktadır. Sadece bu, ayrıntılı incelenmesi ihtiyaç duyulan bir konu olup, bir başka bilimsel çalışmamızın konusudur.

5. Kasten Yaralamanın İhmali Davranışla İşlenmesi
Kasten Yaralamanın İhmali Davranışla işlenmesi suçu, Ceza Kanununun 88. Maddesinde ele alınmıştır:
“(1) Kasten yaralama fiilinin fert üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafifçe olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
(2) Kasten yaralamanın dikkatsizliği davranışla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte ikisine kadar indirilebilir. Bu hükmün uygulanmasında kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesine ilişkin koşullar göz önünde bulundurulur.”
Bu konuda da İhmal suretiyle icrai davranışla kasten öldürme fiilinin işlenmesine ilişkin yorumlarımız geçerli olacaktır.

6. Taksirle Yaralama
Taksirle yaralama konusu 5237 sayılı yasanın 89. Maddesinde işlenmiş olup, taksir mevzusunda söyleyeceklerimiz, taksirle adam öldürme konusunda meydana getirdiğimız açıklamalarla aynı olacaktır:
“(1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren yada sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına yol açan fert, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;
a) Duyularından yada organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,
b) Vücudunda kemik kırılmasına,
c) hitabında sürekli zorluğa,
d) Yüzünde sabit ize,
e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
f) gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına,
neden olmuşsa, birinci fıkraya bakılırsa belirlenen ceza, yarısı oranında artırılır.
(3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;
a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa yada bitkisel hayata girmesine,
b) Duyularından yada organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,
c) mevzuşma yahut çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
d) Yüzünün devamlı değişikliğine,
e) gebe bir hanımın çocuğunun düşmesine,
neden olmuşsa, birinci fıkraya gore belirlenen ceza, bir kat artırılır.
(4) Fiilin birden fazla ferdin yaralanmasına niçin olması hâlinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(5) bilinçli taksir hâli hariç olmak üzere, bu maddenin kapsamına giren suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır.”

7. İnsan Üzerinde deney
İnsan üzerinde gözlem konusu, 5237 sayılı yeni Türk Ceza Yasasıyla düzenlenmiş olan bir öteki yargı olmakla birlikte bu yasanın 90. Maddesinde düzenlenmiştir:
“(1) İnsan üzerinde bilimsel bir gözlem yapan fert, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) İnsan üzerinde meydana getirilen rızaya dayalı bilimsel deneyin ceza sorumluluğunu gerektirmemesi için;
a) Deneyle ilgili olarak yetkili kurul yada makamlardan lüzumlu iznin alınmış olması,
b) Deneyin öncelikle insan dışı gözlem ortamında veya yeterli sayıda hayvan üzerinde yapılmış olması,
c) İnsan dışı deney ortamında yada hayvanlar üzerinde meydana getirilen deneyler sonucunda ulaşılan bilimsel verilerin, varılmak istenen hedefe ulaşmak açısından bunların insan üzerinde de yapılmasını gerekli kılması,
d) Deneyin, insan sağlığı üzerinde öngörülebilir zararlı ve kalıcı bir tesir bırakmaması,
e) gözlem sırasında kişiye insan onuruyla bağdaşmayacak ölçüde acı verici yöntemlerin uygulanmaması,
f) Deneyle varılmak istenen amacın, bunun kişiye yüklediği külfete ve bireyin sağlığı üzerindeki tehlikeye göre daha ağır basması,
g) Deneyin nitelik ve neticeları hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı olarak açıklanan rızanın yazılı olması ve herhangi bir menfaat teminine bağlı bulunmaması,
Gerekir.
(3) Çocuklar üzerinde bilimsel deney aslabir surette yapılmaz.
(4) Hasta olan insan üzerinde rıza olmaksızın tedavi fakatçlı denemede bulunan fert, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, bilinen tıbbî müdahale şekillerinin uygulanmasının sonuç vermeyeceğinin anlaşılması üzerine, birey üzerinde yapılan rızaya dayalı bilimsel yöntemlere uygun tedavi fakatçlı deneme, ceza sorumluluğunu gerektirmez. Açıklanan rızanın, denemenin nitelik ve sonuçları hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı olarak yazılı olması ve tedavinin uzman hekim tarafından bir hastane ortamında yapılması gerekir.
(5) Birinci fıkrada tanımlanan kabahatun işlenmesi sonucunda mağdurun yaralanması veya ölmesi hâlinde, kasten yaralama yada kasten öldürme kabahatuna ilişkin hükümler uygulanır.
(6) Bu maddede tanımlanan suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, tüzel fert hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.”
Bu madde cezai sorumluluğu düzenleyen bir madde olmakla birlikte, insan üzerinde yapılacak deneyin nasıl olması gerektiğini düzenleyen bir yargı niteliğindedir.

8. Organ yada Doku Ticareti
Türk Ceza Kanununun 91. Maddesiyle düzenlenmiş bu hüküm,
“(1) Hukuken geçerli rızaya dayalı olmaksızın, kişiden organ alan kimse, beş yıldan dokuz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kabahatun mevzusunun doku olması hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Hukuka aykırı olarak, ölüden organ veya doku alan kimse, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Organ veya doku alan kişi, satan, satılmasına aracılık eden birey hakkında, birinci fıkrada belirtilen cezalara hükmolunur.
(4) Bir ve üçüncü fıkralarda tanımlanan kabahatların bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
(5) Hukuka aykırı yollarla elde edilmiş olan organ yada dokuyu saklayan, nakleden veya aşılayan fert, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(6) Belli bir çıkar karşılığında organ veya doku teminine yönelik olarak duyuru veya reklam veren yada yayınlayan birey, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(7) Bu maddede tanımlanan kabahatların bir tüzel bireyin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, tüzel fert hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
(8) Birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi sonucunda mağdurun ölmesi hâlinde, kasten öldürme suçuna ilişkin hükümler uygulanır.”
şeklinde olup, hekime kişiden organ alırken rızaya dayanma; ölüden organ yada doku alırken ise hukuka uygun davranma yükümlülüğü getirmiştir. Ek olarak hekim organ yada doku satımına aracı olursa da görevli olacaktır.

9. Çocuk Düşürtme
Çocuk düşürtme mevzusu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 99. Maddesinde ele alınmıştır:
“(1) Rızası olmaksızın bir kadının çocuğunu düşürten birey, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Tıbbî zorunluluk bulunmadığı hâlde, rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi on haftadan fazla olan bir kadının çocuğunu düşürten kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu durumda, çocuğunun düşürtülmesine rıza gösteren kadın hakkında bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
(3) Birinci fıkrada yazılı eylem kadının gövde veya ruh sağlığı bakımından bir zarara uğramasına niçin olmuşsa, kişi altı yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır; fiilin kadının ölümüne niçin olması hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) İkinci fıkrada yazılı eylem kadının gövde veya ruh sağlığı bakımından bir zarara uğramasına niçin olmuşsa, kişi üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır; fiilin hanımın ölümüne neden olması hâlinde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(5) Rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi on haftayı doldurmamış olan bir hanımın çocuğunun yetkili olmayan bir birey tarafınca düşürtülmesi hâlinde; iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan diğer fiiller yetkili olmayan bir birey tarafından işlendiği takdirde, bu fıkralara göre verilecek ceza, yarı oranında artırılarak hükmolunur.
(6) hanımın mağduru olduğu bir suç sonucu gebe kalması hâlinde, süresi yirmi haftadan fazla olmamak ve kadının rızası olmak koşuluyla, gebeliği sona erdirene ceza verilmez. Sadece, bunun için gebeliğin uzman hekimler tarafından hastane ortamında sona erdirilmesi gerekir.”
hüküm, çocuk düşürtme mevzusunda hekime bazı yükümlülükler getirmektedir. Öncelikle tabip çocuk düşürtürken rıza almalıdır. Tıbbi zorunluluk olmadığı takdirde, gebeliğin onuncu haftası tamamlandığı anda, çocuk düşürtme mevzusunda gösteriliş rızanın bir hükmü kalmayacak ve hekim çocuğu düşürtemeyecektir. Bu konuda istisna hanımın mağdur olduğu suçtur ki, kanun koyucu bu durumda da rızanın hüküm ve sonuçlarını doğuracağı süreyi 20 hafta olarak belirlemiştir.

10. Kısırlaştırma
Kısırlaştırma mevzusu, ceza kanununun 101. Maddesinde şu şekilde ele alınmıştır:
“(1) Bir erkek yada kadını rızası olmaksızın kısırlaştıran kimse, üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Fiil, kısırlaştırma işlemi yapma yetkisi olmayan bir kimse tarafından yapılırsa, ceza üçte bir oranında artırılır.
(2) Rızaya dayalı olsa bile, kısırlaştırma fiilinin yetkili olmayan bir kişi tarafınca işlenmesi hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”
Kanun koyucu, hekime bu konuda zaten hekimin yükümlülüklerinden olan rıza alma yükümünü vermiştir.

11. Ayrımcılık
5237 sayılı Kanunun 122. Maddesinde ayrımcılık konusu hükme bağlanmış olup şöyledir:
“(1) Kişiler içinde dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım yaparak;
a) Bir taşınır yada taşınmaz malın satılmasını, devrini veya bir hizmetin icrasını yada hizmetten yararlanılmasını engelleyen yada kişinin işe alınmasını yada alınmamasını yukarıda sayılan hâllerden birine bağlayan,
b) gıda maddelerini vermeyen yada kamuya arz edilmiş bir hizmeti yapmayı reddeden,
c) bireyin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını engellemiş olan,
Kimse hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir.”
Kamuya arz edilmiş hizmet kapsamına, sağlık hizmetleri de dahildir. Bu bağlamda her ne kadar mesleki etik kuralları çerçevesinde işlenme ihtimali düşük olsa da, hekimlerin de bu suçu işleme mümkünlığı bulunmaktadır.

12. Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme yada Ele aktarmaVerileri hukuka aykırı olarak ele geçirme mevzusu, Türk Ceza Kanununun 136. Ve 137. Maddelerinde düzenlenmiştir:
“(1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan yada yakalayan kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
“(1) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan kabahatların;
a) Kamu görevlisi tarafınca ve görevinin verdiği yetki fenaye kullanılmak suretiyle,
b) Belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,
İşlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

13. Radyasyon Yayma
5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 172. Maddesi, radyasyon yayma konusunu düzenlemektedir:
“(1) Bir başkasını, sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona doğal olarak tutan fert, üç yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkradaki fiilin belirsiz sayıda kişilere karşı işlenmiş olması hâlinde, beş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.
(3) Bir başkasının hayatı, sağlığı veya malvarlığına önemli ölçüde zarar vermeye elverişli olacak biçimde radyasyon yürüyerek yada atom çekirdeklerinin parçalanması sürecine etkide bulunan birey, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(4) ışınım yayılmasına veya atom çekirdeklerinin parçalanması sürecine, bir laboratuvar yada tesisin işletilmesi sırasında lüzumlu dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak yol açan kişi, fiilin bir başkasının yaşamı, sağlığı yada malvarlığına önemli ölçüde zarar vermeye elverişli olması hâlinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Bu yargı, radyoloji uzmanı hekimler için örutubet taşımaktadır. Laboratuar yada tesisin işletilmesinde dikkat ve özen yükümlülüğü yerine getirilmelidir. Aksi takdirde kısaca başkasının hayatına, sağlığına veya malvarlığına zarar geldiği halinde, kişiler görevli olacaktır. Burada dikkat edilmesi gerekir ki, kişilerin yaşamı veya sağlığına zarar gelmesi durumunda uygulanacak hükümler, öldürme ve yaralama hükümleri olacaktır.

14. Bulaşıcı Hastalıklara İlişkin Tedaviye Aykırı Davranma
Bu mevzu, ceza yasasının 195. Maddesinde düzenlenmekte olup,
“(1) Bulaşıcı hastalıklardan birine yakalanmış yada bu hastalıklardan ölmüş kimsenin bulunmuş olduğu yerin karantina altına alınmasına dair yetkili makamlarca alınan tedbirlere uymayan kişi, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
şeklindedir.

15. Resmi Belgede Sahtecilik
Resmi belgede Sahtecilik suçu, 5237 sayılı yasanın 204. Maddesinde düzenlenmiştir:
“(1) Bir resmî belgeyi düzmece olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren yada sahte resmî belgeyi kullanan birey, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen yada düzmece resmî belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmî belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge durumunda olması hâlinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.”
Bu yargı de hekime bir mecburiyet getirmektedir.

16. Sıhhat Mesleği Memurunun Gerçeğe Aykırı Belge Düzenlemesi
Bu konu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 210. Maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir.
“Gerçeğe aykırı belge düzenleyen hekim, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire yada öteki sağlık mesleği mensubu, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Düzenlenen belgenin kişiye haksız bir menfaat sağlaması veya kamunun yada kişilerin ziyanına bir sonuç doğurucu kalite taşıması hâlinde, resmî belgede sahtecilik hükümlerine gore cezaya hükmolunur.”
Bu hüküm, görevlerinin önemi sebebiyle yalnızca sağlık mesleği memurlarına getirilmiştir.

17. Sıhhat Mesleği Mensuplarının kabahatu Bildirmemesi
Bu suç, ceza kanununun 280. Maddesinde düzenlenmiştir:
“(1) Görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir emare ile karşılaşmasına karşın, durumu yetkili makamlara bildirmeyen veya bu hususta gecikme gösteren sağlık mesleği mensubu, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) sıhhat mesleği mensubu deyiminden tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire ve sıhhat hizmeti veren öteki kişiler anlaşılır.”
Burada, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, kabahatu bildirme yükümünü tüm suçlar için düzenlemiştir.
Bu mevzu, hekimin suç duyurusu yükümlülüğü başlığı altında incelenecek bir konudur.
Ayrıca suç konusunda herhangi bir emare olması, hekimin bildiğim yükümlülüğünün doğması için kafi olacaktır.
Eski şu demek oluyor ki 765 sayılı Türk Ceza Kanununda bu suç duyurusu kendisine yardım ettikleri kimseyi takibata maruz kılacak ahval müstesna olmak üzere” ifadesi yer almışken, bu hükme yeni kanunda yer verilmemiştir. Doğrusu 5237 sayılı kanun, sıhhat çalışanlamış olurının tedavisine yardım ettikleri hastaların kovuşturulmasını gerektirecek kabahatların da bildirilmesini emretmektedir. Bu yargı dolayısıyla suça bulaşmış kişiler, kendi yaşamları pahasına, hastaneye başvurmaktan kaçınacaktır.6

18. Genital Muayene
Genital muayene konusu, ceza kanununun 287. Maddesinde hükme bağlanmıştır:
“(1) Yetkili egemen ve savcı kararı olmaksızın, kişiyi genital muayeneye gönderen yada bu muayeneyi meydana getiren fail hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Bulaşıcı hastalıklar dolayısıyla kamu sağlığını korumak amacıyla kanun ve tüzüklerde öngörülen hükümlere uygun olarak yapılan muayeneler açısından yukarıdaki fıkra hükmü uygulanmaz.”
Bu maddede de jinekoloji uzmanlarına zorunluluk getirilmiş ve adli vakalarda hakim ve savcı kararı üzerine genital muayene yapabilecekleri belirtilmiştir.

19. İrtikâp
İrtikap kabahatu, kamu görevlisi olan kişilerin işleyebileceği bir suç olup, ceza kanununun 250. Maddesinde ele alınmıştır:
“(1) Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına yada bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevinin sağladığı güveni fenaye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine yada başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) İkinci fıkrada tanımlanan kabahatun ferdin hatasından yararlanarak işlenmiş olması hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”
Bu konuda bir Yargıtay kararı örneği inceleyebiliriz:
“...Sanık doktorun, müştekinin kızı A...’nın düşerek basından ağır şekilde yaralanması üzerine, müşteki babası tarafınca ........ Hastahanesi’ne getirilip, sanığın görevli olduğu beyin cerrahisi kısmında ameliyat edildiği, ameliyattan sonrasında kızının durumunu soran müştekiye hitaben: Durumu simdi iyi, ancak kötüye gidebilir. Hepimiz bu isi dışarıda üç milyona yapıyoruz. Devlet Hastanesinde yapıldığı için senden 750 bin lira isterim diyerek, müştekiyi kendisine haksız yere para vermeye icbar ederek cebri irtikap suçunu islediği...”7

20. Rüşvet
Rüşvet de kamu görevlilerine özgü bir suç olup, 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 252. Maddesinde düzenlenmiştir:
“(1) Rüşvet alan kamu görevlisi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Rüşvet veren kişi de kamu görevlisi benzer biçimde cezalandırılır. Rüşvet mevzusunda anlaşmaya varılması hâlinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.
(2) Rüşvet alan veya bu mevzuda anlaşmaya varan bireyin, yargı görevi yapan, yargıcı, bilirkişi, noter yada yeminli mali müşavir olması hâlinde, birinci fıkraya bakılırsa verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
(3) Rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması yada yapmaması için kişiyle vardığı antak kalma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır.
(4) Birinci fıkra hükmü, kamu kurumu niteliğindeki meslek müesseseları, kamu müessese yada müesseselerinin ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının iştirakiyle kurulmuş şirketler, bu tarz şeylerin bünyesinde etkinlik yapan vakıflar, kamu yararına çalışan dernekler, kooperatifler ya da halka açık anonim şirketlerle hukukî ilişki tesisinde veya tesis edilmiş hukukî ilişkinin devamı sürecinde, bu tüzel kişiler adına hareket eden kişilere görevinin gereklerine aykırı olarak yarar sağlanması hâlinde de uygulanır.
(5) Yabancı bir ülkede seçilmiş veya atanmış olan, yasama veya idarî veya adlî bir görevi yürüten kamu kuruluş veya kurumlarının işgören yada görevlilerine yada aynı ülkede uluslararası nitelikte görevleri yerine getirenlere, uluslararası ticarî işlemler sebebiyle, bir işin yapılması yada yapılmaması yada haksız bir yararın elde edilmesi veya muhafazası amacıyla, direkt veya dolaylı olarak yarar teklif veya vaat edilmesi yada verilmesi de rüşvet sayılır.”
Bu mevzuda da Yargıtay kararlarını inceleyecek olursak:
“...Olayımızda, ......... Devlet Hastanesinde Kalp Damar ve Göğüs Cerrahi olarak görevli bulunduğu anlaşılan sanığın kendisine bir süre önce akciğer rahatsızlığı sebebiyle hastanede başvurmuş bulunan müştekinin gelini yeşil kart sahibi ...’yı hastaneye yatırıp birkaç gün sonrasında ameliyat etmek için müştekiden "ameliyat parası" adı altında 50.000.000 lira para istediği, yapılan pazarlık sonucu müşteki ile sanığın 35.000.000 lira konusunda anlaşmaya vardıkları ve bu paranın 8.000.000 lirasının müşteki tarafından sanığa o anda verildiği, aynı gün öğleden sonra müştekinin Valiliğe başvurup vakaı anlatması üzerine temin ve numaraları tesbit edilen 27.000.000 lira paranın müşteki tarafınca sanığa muayenehanesinde verilmesinden derhal sonrasında sanığın polislerce cebindeki söz konusu paralarla beraber suçüstü yakalanmış olduğu, olay ve yakalama tutanağı, müştekinin polisteki samimi ifadeı tanıklar V.... Ve F......’nın açıklamaları, sanığın tevil yollu ikrarı ve tüm dosya içeriğinden anlaşılmış bulunması karsısında, sanığın sabit olan eylemi meydana getirmeye mecbur olduğu şeyi yapmak için rüşvet alma suçunu oluşturduğu biçimde...”8

21. Görevi İhmal
Görevi fenaye kullanma kabahatu, ceza kanununun 257. Maddesinde düzenlenmiştir:
“(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına yol açan yahut kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta dikkatsizlik veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine yada kamunun zararına neden olan veya kişilere haksız bir kazanç elde eden kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) İrtikâp kabahatunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için yada bu yüzden kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar elde eden kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne nazaran cezalandırılır.”
Bu konuda da Yargıtay Kararlarına rastlamak mümkünüdür:
“…görevi dikkatsizlik kabahatu, ceza uygulamasında memur sayılan kimsenin, yapmaya zorunlu olduğu bir isi yapmaması veya yasa ve tüzüklerde yapılması öngörüldüğü biçimde yerine getirmemesi yada belirli yada uygun bir sürede yapılması mecburi bulunan bir hizmet yada hareketi geciktirmesi ile kaynaklanır, görevi dikkatsizlik kabahatunda etkin olmayan (eylemsiz) bir davranış söz mevzusudur...Inceleme konusu olayda; 23.5.1997 günü adli tabibe sevk edilen katılanlara, görevli polislerin yanında bir şeyleri olup olmadığını soran sanık doktor, katılanların bir şeyimiz yok seklindeki beyanları üzerine, muayene yapmadan, darp ve cebir izine rastlanılmadığına ilişkin 23.5.1997 günlü raporu düzenlemiş, aynı gün C.Savcılığına sevk edilen katılanların vücutlarında darp ve cebir izlerine rastlanıldığı saptanmıştır. Doktor olan sanığın bu şekilde ilgili yasa ve yönetmelik hükümlerine aykırı bir biçimde, görevlilerin yanında, katılanların muayene etmeden, sözlü beyanlarına dayanarak rapor düzenlenmesi TCY.Nın 230. Maddesinde düzenlenen görevi ihmal kabahatunu oluşturmaktadır...”9
“...Ancak; sağlık ocağında doktor olan sanığın, nezaretten çıkarılan ve vücudunda ekimozlar bulunan yakınanı gereği benzer biçimde muayene etmeden "darp, cebir izine rastlanmadı" biçiminde rapor düzenleyerek görevi fenaye kullanma kabahatunu islediği...”10

22. Kamu Görevlisinin Ticareti
Bu suç da kamu görevlilerine özgü suç olup, 5237 sayılı yasanın 259. Maddesinde ele alınmıştır:
“(1) Yürüttüğü görevin sağladığı nüfuzdan yararlanarak, bir başkasına mal veya hizmet satmaya çalışan kamu görevlisi, altı aya kadar hapis yada adlî para cezası ile cezalandırılır.”
Bu suçu hekimlere uyarlayıp somutlaştırmak istersek, hekimin hastasını özel bir laboratuara ya da eczaneye yönlendirmesini örnek verebiliriz. Tabip böyle bir davranışta bulunmuş olduğu takdirde cezalandırılacaktır.

"Hekimin Cezai Sorumluluğu" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Tuğçe Oral'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
10.01.2017 13:03
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
Yeni Yorum Gönder 


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Hekimin Yükümlülükleri siirvehikaye 0 163 10.01.2017 13:07
Son Yorum: siirvehikaye
  Hekimin Aydınlatma Ve Hastanın Rızasını Alma Yükümlülüğü siirvehikaye 0 191 10.01.2017 13:06
Son Yorum: siirvehikaye

Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi

İletişim | Adalet ve Hukuk Forumu | Yukarı Git | İçeriğe Git | Arşiv | RSS Beslemesi