Yeni Yorum Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Ceza Hukukunda Hata
Yazar Konu
siirvehikaye
Ziyaretçi

 
Yorum: #1
Ceza Hukukunda Hata
Genel Olarak Hata
Hata,öteki bir ifadeyle yanılma failin dış dünyaya ilişik olan bir şeyi gerçekte olduğu gibi değil,yanlış bir şekilde tanımasına, bilmesine neden olan düşünsel bir durumdur.1Yani failin tasavvuru ile gerçek birbirine uymamaktadır.Failin tasavvurunun mevzusu dış dünya oluşturabileceği gibi normlar dünyası da oluşturabilir.Her iki durumda TCK’nın 30. Maddesinde düzenlenmiştir.
Hata ile bilmeme birbirinden tamamen değişikdır.Bilmemeyi de içeren hatanın Ceza hukuku alanında eskiden beri iki şekilde ortaya çıkabileceği savunulmuştur.Fail ya işlediği fiili cezalandıran bir kaideın bulunduğunu bilmez veya bu kurala yanlış anlam vermek suretiyle bu hususta yanılır ve ya ceza kaideı bakımından herhangi bir bilgisizliği ve yanlış bilgisi olmadığı şekilde işlediği kabahatun unsurlarına ve konusuna ilişkin hususlarda yanılır.İlk durumda hukuki bilgisizlikten meydana gelen hata vardır ve geleneksel anlayışta buna “hukuki hata” denmektedir. Bu tür hataya yeni bir anlatımla “yasak hatası” da denmektedir.2 İkinci durumda ise fiile yönelik bir hatadan söz edilmekte buna da “fiili hata” denmektedir.
Burada karşımız çıkan problem ceza hukukunun hangi hata türünü mazeret sayacağıdır.5237 s. TCK yürürlüğe girmeden önce doktrinde geleneksel anlayışa göre hata kusurluluğu etkileyen bir kavram olarak kullanılmış ve kusurluluğa etkisi bakımından hata sadece fiili hata olarak ele alınmıştır.3 sadece TCK’nın 30. Maddesi ile bu sorun giderilmiştir.TCK’nın 30. Maddesine bakıldığında her iki hata türünün de ceza sorunluluğu üzerindeki etkisinin düzenlenmiş olduğu görülmektedir.
TCK’nın hata başlıklı 30. Maddesinde “Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tarifındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli mesuliyet hâli saklıdır.”denmek suretiyle, suçun kanuni tanımında(kısaca tipiklikte) sübjektif unsurların da var olduğunu kabul edildiği söylenebilir.Bu bakımdan hata tipikliğin maddi şartlarına ilişkin ise kast üzerinde etkilidir.Buna karşılık hata tipikliğin hukuki değerlendirmesine ilişkin ise kusurluluk üzerinde etkilidir.4Buna nazaran hata klasik ayrımdan farklı olarak “kastı ortadan kaldıran hata” ve kusurluluğu etkileyen hata” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.5Bizde çalışmamızı bu farkı benimseyerek yapacağız.Hakkaten de kastı tipikliğin bir unsuru olarak kabul ettiğimizde hatayı buna gore ele almak, anlaşılması ve uygulanması bakımından daha rahat olmaktadır.Ancak geleneksel anlayışa haiz yazarlar6 YTCK döneminde de hatayı hukuki ve fiili hata olmak üzere ikiye ayırmaya devam etmektedirler.
Çalışmamızda esas alacağımız ayrıma nazaran ceza kanununda “kastı ortadan kaldıran hata” olarak “Maddi unsurlarda hata (m30/I),”kabahatun nitelikli unsurlarında hata (m.30/II) ve Hukuka uygunluk sebeplerinin maddi şartlarında hata (.30/I,3) düzenlenmektedir.Koca M.,Üzülmez İ., bu hata türüne hukuka uygunluk sebeplerinin sınırında yanılmayı da eklemektedirler.7 Kanımızca da hukuka uygunluk sebeplerinin sınırında yanılma m.30/3 kapsamında değerlendirilemeyeceğinden yukarı da icra ettiğimız ayrıma kastı kaldıran hata türü olarak hukuka uygunluk sebeplerinin sınırında yanılmayı da eklemek doğru olacaktır.Çünkü bilindiği benzer biçimde hukuka uygunluk sebeplerinin maddi şartlarında hata halinde ortada bir hukuka uygunluk sebebi bulunmaz.Oysa hukuka uygunluk sebeplerinin sınırında yanılma halinde ortada bir hukuka uygunluk nedeni bulunmaktadır ve sınırında hataya düşülmektedir.Burada belirtelim ki yukarıdaki ayrımı esas alarak yaptığımız bu çalışmada hataya ilişkin daha çok uygulamada ve doktrindeki tartışmalı hususlara örutubet vereceğiz.

B.Kastı Ortadan kaldıran Hata

1.Suçun Maddi Unsurlarında Hata
TCK’nın 30/1. Maddesinde kabahatun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı belirtilmiştir.Unsurlardan maksat bir filin suç teşkil etmesi için bulunması mecburi olan hususlar olduğuna nazaran bu hususlardan birine ilişkin yanılma hareketteki kastı ortadan kaldırmaktadır. Madde de unsurlara ilişkin yanılmanın sadece kastı ortadan kaldırdığından bahsedilmektedir.Böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular bakımından olabilir.Bilindiği şeklinde kast suçun kanuni tanımındaki unsurları bilmek ve bunları istemekten ibarettir(m.27/1).Dolayısıyla hata kastın bilme unsuru ile ilgili olduğundan kabahatun kanuni tanımındaki maddi unsurların bilinmemesi halinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez.8
Doktrinde9ceza hukukunda sonuç doğuran m.30 anlamındaki hatanın ESASLI olması gerektiği benimsenmiştir.Buna göre FAİL YANILMASAYDI FİİL SUÇ OLUŞTURMAYACAKTI denilebiliyorsa hata esaslıdır ve kastı ortadan kaldırır.Sadece madde düzenlenmesine bakılmış olduğunda TCK’nın ESASLI HATA terimine yer vermediği açıktır.Kanımızca hata özü itibari ile esaslıdır.Zaten maddi unsurda hata, suçun bir kurucu unsuru üzerinde etkili olması durumunda önemli hale gelir ve ceza hukukunu ilgilendirir.Bu bakımdan sırf failin sübjektif algılama ve değerlendirme yeteneği ile ilgili olan ve suçun unsurlarına yönelik bir tesiri olamayan hatanın ceza hukuku ile ilgisinin olmaması gerekir.Çünkü kanımızca kast hareketin bir parçasıdır.Hareketin bir parçası olan irade de bununla beraber kastı oluşturur.Failin idrak etme ve değerlendirmesi harekete yöneldiğinde, irade ve dolayısıyla kast ortaya çıkacağından; kastın oluşum sürecindeki yanlış bilme ve ya bilmeme aslına bakarsanız esaslı şu demek oluyor ki ceza kanunu bakımından değerlendirilebilir olacaktır.Bu bakımdan esaslı hata esaslı olmayan hata farkı yerine bir tek hata teriminin kullanılması daha isabetlidir.Özbek,fiili hatanın esaslı olmasını,zaten failin taksirle hataya düşmüş olmasını ortaya koyduğunu belirtmektedir.10
Kasıtlı kabahatlarda hata bazen başka bir kabahatun ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.Bu durumda ise hatanın esaslı olmadığı ve failin kastetmiş olduğu kabahattan dolayı cezalandırılması gerektiği belirtilmektedir.11
gene klasik ceza hukuku anlayışında hatanın “kusurlu” ve “kusursuz” olmak üzere ikili bir ayrıma gidildiği görülmektedir.12.Modern teoride ise suçun maddi unsurlarındaki bilgisizliğin kusurlu yada kusursuz olması içinde bir fark yapılamaz ve buna nazaran taksire dayanan unsur yanılgısının cezalandırılmasından sarfınazar edilemez.13Buna örnek olarak sarhoş bir kimsenin bu haldeyken evi zannederek başkasının evine girmesinde sarhoşun bilgisizliğinin kusurundan kaynaklanmasından bahisle cezalandırılması yoluna gidilemeyeceği gösterilmektedir.Kanımızca hatanın kusurlu-kusursuz olmasının kasti hareketi ortadan kaldırması bakımından bir önemi yoktur.TCK 30.Maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile “…Bu hata dolayısıyla taksirli mesuliyet hâli saklıdır.”ifadesi getirilerek aslen yeni kanunun sisteminde kusurun temel şekli olan kastı ortadan kaldıran hatada esasında “kusurlu-kusursuz “ ayrımının yapılmadığı söylenebilir. Sadece kusurluluğun suçun ayrı bir unsuru olarak kabul edildiği düşüncede hatanın kusursuz olması durumunda bir problem olmamakta ancak kusurlu bir hata söz mevzusu olduğunda kast-taksir ilişkisinde kusurun derecesi ve hatanın buna etkisi mesele olmaktadır.Buradan da anlaşılıyor ki hata kabahatun kasıtlı veya taksirli olması bakımından sorumluluğu farklı şekilde etkilemektedir.
Buna nazaran, bir karartıya, hayvan avlamayı umarak ateş eden avcı, bir başka avcının ölümüne niçin olursa “kasten hareket etmiş olmaz.” Çünkü failin kastı “bir insanı” öldürmeye yönelik değildir. Sadece meselenin burada bırakılmayacağı, eğer meydana gelen sonuç bakımından taksirli mesuliyet kanunda düzenlenmiş ise, failin taksirli davranıp davranmadığının da sorgulanacağı belirtilmektedir. Bunun anlamı şöyle ifade edilmektedir; fail meydana gelen neticeye ilişkin lüzumlu dikkat ve özeni göstermiş olsaydı, böyle bir sonuç meydana gelmeyecek idiyse, taksirli olarak mesuldür.14
Taksirli kabahatlarda, bazı yazarlar15 yanılmayı taksirin bir şekli saymışlar ve hata halinde taksirin ortadan kalkamayacağını,varlığına devam edeceğini ileri sürmüşlerdir.Buna karşılık diğer bazı yazarlar16 unsurlarda yanılmanın taksiri de kapsayabileceğini ve böylece taksiri de ortadan kaldırabileceğini ileri sürmektedirler.Kanımızca da hata taksirin bir türü değildir. Çünkü taksirli eylem ile hatalı eylem arasında kimi zaman aslabir ilişki bulunmayabilir.Taksir, kanunun 21’inci maddesinde şöyle tanımlanmıştır: “Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın kabahatun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.” Hatalı fiilde ise “bir davranış” neticesi öngörülerek ve istenerek ve fakat yanlış bilme ve ya bilmeme sonucu iradenin sakatlanması, failin yanlış tasavvuru sonucu gerçekleştirilmektedir.Fail fiili hata içindeyken kendisine gore başka bir gerçeklik dünyasında yaşamakta; sözgelimi bir hayvanı avladığını, sözgelimi kendi eşyasını aldığını zannetmektedir. Sonrasında da bu zan üzerine kasıtlı bir eylem gerçekleştirmektedir. Oysa, taksirli bir fiilin neticesi öngörülmez, öngörülse de istenmez.Hata halinde eylem öngörülmüş ve istenmiş sadece ceza kaideında yasaklanandan farklı bir fiil gerçekleştirildiği zannı ile hareket edilmiştir.Fail, çalılıktaki kıpırtıya ateş ederken artık hiçbir özen ve dikkat yükümlülüğü altında değildir. Çünkü hareketine etki eden fikir oluşmuş ve hata sonucu çarpık hale gelmiştir.. Dolayısıyla “neticeye ilişkin gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı” ifadesi, taksirin esaslarıyla tutarlı, fakat hatanın esaslarıyla tutarsızdır.17Burada işlenen fiilde failin taksiri dahi yoksa failin işlediği fiilin taksirli şeklinden cezalandırılması söz konusu olmamalıdır.Doğrusu hatanın olduğu her durumda taksirin varlığını kabul etmek mümkün değildir.18Kanunumuzda taksirli suçlarda maddi unsurlarda hataya ilişkin bir düzenleme yoktur.Hata kanunda da açıklandıği şeklinde sadece KASTI ortadan kaldırmaktadır.Sadece hata sonucu kanunda taksirli şekli düzenlenmiş bir eylem işlemekle, taksirle hataya düşerek bir fiil işlemek de bizce birbirine karıştırılmamalı ve aynı neticelara bağlanmamalıdır.Tersi bir durumda cezai sorumluktan tamamen sıyrılmış bir hata bulmak çok zor olacaktır. Ancak esasında hatanın özünde esasen kusur kabahat taksir vs şeklinde hareketi etkileyen unsurlar zaten mevcuttur.Bu bakımdan her hata halinde peşinen taksirin varlığını kabul etmemek gerekir.
Doktrinde kimi yazarlara gore hata, kaçınılabilir ve kaçınılamaz hata olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.19 Bu görüşe göre; hatanın ceza sorumluluğunu ortadan kaldırması için kaçınılamaz olması gerekmektedir.Hataya düşmek hususunda bireyin her hangi bir şekilde kınanamaması ve averaj her insanoğlunun aynı hataya düşmesinin olağan kabul edilebilmesi halinde hata kaçınılmazdır ve buna karşılık dikkatli ve özenli davranılması halinde hatanın önüne geçilmesinin mümkün olduğu hallerde hatanın kaçınılabilir olduğu kabul edilir.Yazar bu görüşünü “İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen fert, cezalandırılmaz” hükmünü içeren TCK’nın 30. Maddesinin dördüncü fıkrası ile desteklemektedir.Kanımızca bu fikir yerinde değildir.Yazar 30. Maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen haksızlık yanılgısı ile maddi unsur hatasını birbirine karıştırmıştır.Ayrıca yasa koyucu unsur hatasında hatanın kaçınılabilir olup olmadığını önemsememiştir.Çünkü kanımızca kaçınılabilirlik-kaçınılmazlık kusurlulukla ilgili bir durumdur.Fiilin unsurları dışında kalmaktadır.Bu bakımdan bize göre de unsurda hatanın kaçınılabilir olup olmaması önemsizdir diyen görüş20 daha isabetlidir.
Burada değinmek gerekir ki suçun unsurlarına ilişkin yanılma ters yönlü de olabilir.Mesela birey hırsızlık kastıyla başkasına ait bulunduğunu sandığı bir eşyayı çalmak istemekte oysa söz konusu eşya kendisine ilişkin olmaktadır.Bu gibi durumlarda benimsenen görüş ortada işlenemez kabahatun varlığıdır.21
Neticenin failin düşündüğü şekilde gerçekleşmediği durumlarda kısaca nedensellik bağlarındaki hatada,eğer fail neticeyi gerçekleştirmek istediği biçimde bu neticenin gelişimi atipik olmadığı ve objektif olarak neticenin faile yüklenebilmesi mümkün olduğu taktirde nedensellik bağlarında hata önemli değildir.22Bir başka görüş ise nedensellik bağlarında hatadan değil sapmadan bahsetmektedir ve kural olarak cezai sorumluluğu etkilemektedir.23Kastın nedensellik bağlarını da kapsaması gerektiğini .Korumak için çaba sarfeden ilk görüşe nazaran nedensellik bağı fail için önemli ise başka bir deyişle nedensellik bağındaki sapmalar failin fiili işlemesine engel olacak ise hata dikkate alınmalıdır.Kanımızca nedensellik bağlarının kesilmesi halinde problem yoktur.Çünkü fail kesen nedenden görevli tutulamaz.Bizler, hareketten meydana gelen neticenin nedensellik bağı kesilmeden şu veya bu şekilde meydana gelmesinin sorumluluğu etkilemeyeceği düşüncesindeyiz.Ancak failin öldürme kasıyla ateş etmesi sonucu kişinin ağır yaralanması ve hastaneye kaldırılırken yolda trafik kazası sonucu ölmesi örneğinde olduğu benzer biçimde burada failin gerçekleşen nedenden sorumsuzluğu sapma veya yanılmadan değil nedensellik bağının kesilmesinden kaynaklanmaktadır.24Fail bu durumda kaide olarak teşebbüsten sorumlu tutulmaktadır.
öteki tartışmalı bir konu ise sapma halleridir.Sapma TCK’da düzenlenmemiştir.TCK’nın 30. Maddenin gerekçesinde hedefte sapmanın suçların içtimaı ve özellikle fikri içtima bağlamında ele alınması gerektiği ifade edilmektedir.Gerçekten de sapma halinde artık bir hata söz konusu değildir.Ancak sapmaya ilişkin bu açıklamaya tamamen katılmak da mümkün değildir.Sapma halinde bileşik yada zincirleme kabahatun oluşması mümkün değildir.Toroslu’ya gore fikri içtima dahi oluşmamaktadır.25Yazar sorunu kast ve taksirle ilgili genel esaslardan hareketle çözmektedir.Gerçektende her durumda fikri içtima hükümlerinin uygulanması mümkün olmayabilir.Çok neticeli sapma halinde örneğin bireyin öldürmek kastı ile hareket ettiği kişiyi öldürmesi ve bunun yanında oluşturulan ateş sonucu 3. Bir kişiyi de yaralaması örneğinde olduğu şeklinde ortada iki ayrı netice ve iki ayrı suç oluşmaktadır.İlk suç bakımından kasten adam öldürme ikinci suç bakımından ise kast,taksir-olası kast hallerinden biri söz konusu olabilecektir.Bu durumda bizim de katıldığımız görüşe nazaran gerçek içtima kurallarının uygulanması daha doğru olmaktadır.26 sadece Yargıtay 27ve doktrinde bazı yazarlar 28 sorunu fikri içtima kapsamında değerlendirmektedirler.
Şahısta hata mevzusunda da TCK’da açıkça bir düzenleme bulunmamaktadır.Mesele aslına bakarsak bir ve ikinci fıkra hükümleri çerçevesinde düşünülmesi gereken bir konum olarak düşünülmüştür. Özbek29 gerekçeyi eleştirmiş şahısta hatanın birinci fıkra hükmüne gore değerlendirildiğinde her zaman uygulanamayacağını belirtmiştir.Yazara nazaran mağdurun sıfatı yasal tanımdaki maddi unsurlara ilişkindir. Maddi unsurları bilmeyen kimse de kasten hareket etmiş sayılmaz.Doğrusu burada failin hatasına önem vermek her süre mümkün olmamaktadır. Kanımızca, suçun konusunu oluşturan mağdurun şahsında düşülen hata eğer ceza kanunu bakımından önem arz etmiyorsa failin hatası ceza hukuku bakımından değerlendirilebilir özellikte değildir.30Bu tür hata halinde failin tasavvuru gerçekleşmiş olsaydı,ceza hukuku bakımından yapılacak değerlendirmenin değişip değişmeyeceğine bakılarak bir sonuca varılmalıdır.Dönmezer ise tek neticeli yanılmanın ve sapmanın hiçbir şekilde esaslı olamayacağını belirtmektedir.31Örneğin,kasten adam öldürme kabahatunda,suçun mevzusundaki yanılma failin cezalandırılması bakımdan önemsizdir.Buna rağmen mağdurunun sıfatının örutubet arz etmiş olduğu özellikle 30/2.Madde de hata göz önünde bulundurulacaktır.

2.Suçun Nitelikli Hallerinde Hata
derhal belirtmek gerekir ki kabahata etki eden sebepler de suçun unsurlarına dahildir.şundan dolayı unsurlarda hata başlığı altında incelemek daha doğru olacaktır.Kanunda düzenleniş şekli ile nitelikli hallerde hata sorumluluğu ne şekilde etkileyecek belli değildir.Sadece bireyin bu hatasından yararlanacağı belirtilmiş kastı mı yoksa tamamen kusuru mu ortadan kaldırdığı kaçınılabilir olup olmamasının öneminden bahsedilmemiştir.32Ancak, kabahatun maddi unsurları ile bağlantılı olarak düşünüldüğünde 30/1 kapsamında olduğu gibi kastı ortadan kaldıracağını savunan görüşü33 benimsemekteyiz.Kanunda .Bir taraftan unsurlarda hatanın sadece kastı ortadan kaldıracağı belirtilmişken öteki tarafta unsurlara dahil olan nitelikli hallerde hatada bir tek bu hatasından yararlanır şeklindeki ifade tutarlı olmamaktadır.
Kabahatun cezasını artıran nitelikli hallerde hata iki şekilde ortaya çıkabilir.1-Failin işlediği kabahatta cezayı ağırlaştıran nitelikli hal olmasına rağmen failin bunu bilmemesi halidir.Fail burada bilmemesinden meydana gelen hatadan yararlanır.2-Fail işlediği suçta nitelikli hal bulunmamasına karşın fail var zannetmektedir.Bu durumda da fail hatasından yararlanır.
Kabahatun cezayı azaltan nitelikli halleri de iki şekilde ortaya çıkabilir:1-İşlenen fiilde cezayı azaltan nitelikli hal bulunmamaktadır fakat fail var zannetmektedir.Fail bu durumda hatasından yararlanır ve hafifletici sebep uygulanır.2-Failin işlediği suçta cezayı azaltan nitelikli hal olmasına rağmen fail bunu bilmemektedir ve kastı cezayı artıran nitelikli fiili işlemeye yöneliktir.Fail burada da hatasından yararlanır ve gerçekleşen duruma göre sorumlu olur.Doktrinde de kabul edilen görüş bu yöndedir.

3.Hukuka Uygunluk Sebeplerinin Maddi Şartlarında Hata
mevzuya ilişkin TCK’nın 30/3. Maddesinde “ceza sorumluluğunu kaldıran ve azaltan nedenler” ifadesi kullanılmıştır.Hukuku uygunluk nedenleri de kanunda ceza sorumluluğunu kaldıran ve azaltan nedenler başlığı altında düzenlenmiştir.Kanımızca burada Hukuka Uygunluk Sebepleri anlaşılmalıdır.
Hukuka uygunluk sebeplerinin maddi artlarında hata iki durumda ortaya çıkmaktadır.İlkinde fail ortada mevcut bir hukuka uygunluk sebebinin varlığını bilmemektedir.İkinci durumda ise ortada mevcut bir hukuka uygunluk sebebi bulunmamaktadır sadece fail hukuka uygunluk sebebi olduğu hususunda yanılgıya düşmektedir.İlkinde hukuka uygunluk sebebinin objektif olarak varlığını kabul eden görüşe bakılırsa fail meşru savunmanın varlığını bilmese de bilememesinden kaynaklanan bu hatasından yararlanacak ve işlediği fiilden sorumlu olmayacaktır34Diğer bir görüşe nazaran ise fail mevcut hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarının gerçekleştiği bilincinde de olmalıdır.35Bu duruma verilen örneklerde; bir kişi düşmanlık beslediği bir kişiye rastlayıp da ona ateş etse, fakat bu birey daha önce faili öldürmek maksadıyla ona nişan almış durumda bulunsa, diğer bir deyişle, fail mağdurun tecavüz etmek üzere olduğunu bilmese ve ateş etmiş olması kendini korumak için çaba sarfetmek amacıyla olmasa da meşru savunmanın varlığını kabul etmek gerekir. Özgenç ise objektif olarak hukuka uygunluk sebebinin var olduğu, fakat failin bilincinde olmadığı durumlarda faili teşebbüsten cezalandırmak gerektiğini savunmaktadır.36Kanımızca bu durumda teşebbüsten cezalandırmak söz konusu olamaz.Çünkü ortada tüm unsurları ile gerçekleşmiş bir eylem vardır.Burada fail savunma kastıyla da hareket etmemektedir.Aslına bakarsan hukuka uygunluk sebebi objektif olarak var olmasına ve haksızlığı ortadan kaldırmasına rağmen sübjektif olarak fiilin haksızlık içinde ne olduğu devam etmektedir.
İkinci konum,ortada bir hukuka uygunluk sebebinin olmaması halinde failin bunu var zannetmesidir.Kabahatun olumsuz unsurları teorisini savunan yazarlara37 bakılırsa tipiklik maddi ve içsel unsurların yanında fiilin hukuka aykırılığı hususundaki tüm unsurları kapsamaktadır ve işlenen fiil bakımından hukuka uygunluk sebeplerinin gerçekleşip gerçekleşmediği hususundaki hata kasta dahil edilmektedir.Bu bağlamda da unsur yanılgısı ile aynı sonuçları doğurmaktadır.Kusur teorisi savunucuları38 bu sorunu haksızlık yanılgısına ilişkin açıklamalarla çözümlemektedirler.Madde gerekçesinde kusur teorisinin benimsendiği görülmektedir.Kanımızca haksızlık yanılgısına ilişkin çözüme katılmak mümkün değildir.Çünkü haksızlık yanılgısı bir hukuki değerlendirme yanılgısıdır.Oysa burada maddi bir olguya ilişkin hata söz konusudur.Bizce hukuka uygunluk sebeplerinin maddi şartlarına ilişkin bilgi kasta dahildir.Bu bakımdan gerçekleşmemiş olan hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarının gerçekleştiği zannıyla hareket eden birey kasten hareket etmemektedir.Bu bakımdan hukuka uygunluk sebeplerinin maddi şartlarında hatayı unsurlarda yanılma kapsamında değerlendiren görüşe katılmaktayız.39Aksi taktirde kısaca 30/3 kapsamında değerlendirdiğimizde fıkrada geçen kaçınılabilirlik ve kaçınılmazlık fiilin haksızlığına ilişkin değil faile atfedilecek kusura ilişkin bir düzenlemedir.Bundan dolayı da maddi şartlara ilişkin data kastın değil kusurun bir unsuru olmaktadır.40Kaçınılabilirlik ve kaçınılmazlık kavramı failin kusurunun değerlendirilmesi ile ilgili kavramlardır.Halbuki bizce buradaki hata doğrudan kastla ilgilidir.Kanunda da “kasti hareketten” bahsedilmektedir.30/3’deki düzenleme dikkate alındığında kaçınılmaz hata kusuru tamamen ortadan kaldırmakta kaçınılabilir hata yalnız kastı ortadan kaldırmaktadır.4130/1 deki düzenlemeye bakılmış olduğunda ise hatanın esas itibariyle yalnız kastı ortadan kaldırdığı görülmektedir.Temel şeklinde hatanın yalnız kastı ortadan kaldırmasını, hukuka uygunluk sebeplerinde ise kusuru tamamen ortadan kaldırmasını kabul etmek kanımızca doğru olmayacaktır.Ek olarak kaçınılabilirlik kaçınılmazlık ayrımının neye gore yapılacağı kanunda açıklanmış değildir.Bu farkın taksir esaslarına gore yapılması karışıklığa niçin olabilir ve hatanın uygulanmasını güçleştirebilir..Kaldı ki yukarıda da belirttiğimiz şeklinde hata zaten esasında bir kusur yada taksirden ileri gelmektedir.
Hukuka uygunluk sebeplerinin sınırının aşılması da hukuka uygunluk sebeplerinin maddi şartlarında sınırın aşılmasına ilişkin hükümler çerçevesinde düşünülmelidir.Burada sınırın kast olmadan aşılması hali söz konusudur.Aksi taktirde kastın var olması halinde mesuliyet kasti harekete nazaran belirlenecektir.Kanunun 27.Maddesinde de buna benzer bir düzenleme mevcuttur.Bu bakımdan hukuka uygunluk sebeplerinin sınırının aşılmasında hataya düşen fert kasten hareket etmiş olmayacak, 27’nin düzenlemesi ile sadece fiilin taksirli şekli kanunda düzenleniyorsa görevli olabilecektir.

C.Kusurluluğu Etkileyen Hata

1.Kusurluluğu Kaldıran veya Azaltan sebeplerin Maddi Şartlarında Hata
Kusurluluğu kaldıran veya azaltan sebeplerinin maddi şartlarında hata hali 30/3. Maddede düzenlenmiştir.Buna nazaran bu şartların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz hataya düşen fert cezalandırılmayacaktır.Burada kaçınılabilir kaçınılmaz hata farkı kullanılmasını anlamak daha mümkündür.Çünkü failin hatasından dolayı failin kınanıp kınanamayacağı noktasında,yani kusurlu kabul edip etmeyeceğimiz noktasında bu kavramı kullanmak anlaşılabilir.Burada üzerinde durulması gereken husus haksiz tahriktir.Failin ortada bir haksız tahrik olmamasına karşın var zannıyla hareket etmişse ve bu hatası kaçınılmaz ise fail görevli değildir.Bir örnekte;kendisine küfreden B’yi dövmek için yol üzerinde bekleyen A yoldan geçenin gece karanlığının da etkisiyle B’ye çok benzeyen C olduğunu fark etmeyip C’ye sopayla vursa acaba haksız tahrikten yararlanacak mıdır?.Özbek’e göre42 hatası kaçınılmaz ise yararlanacaktır.Bu görüşe katılmıyoruz.Kanımızca burada hata haksiz tahrikin varlığı konusunda değil fiilin mevzusundadır.Burada mağdurun kimliğinin ceza hukuku bakımından önemli olup olmadığına bakılmalı ve yukarıda şahısta hataya ilişkin hükümlere nazaran bir sonuca ulaşılmalıdır.

2.Yasak Hatası(Haksızlık Yanılgısı)43
TCK m.30/4’e bakılırsa “işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu mevzusunda kaçınılmaz bir hataya düşen fert cezalandırılmaz” Burada fail bir hukuki değerlendirme hatası yapıyor doğrusu aslen yasak olan bir fiilin YASAK OLMADIĞINI düşünüyor.
Oldukça yaygın anlayışa nazaran failin işlediği fiilden dolayı kusurlu olarak kabul edebilmemiz için,failin fiilinin hukuk özellikle ceza hukuku tarafınca yasaklanmış olduğunun bilincinde olması gerek yoktur.Bu anlayışa uygun olarak da TCK m. 4’te “ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz” kuralı bulunmaktadır.Ancak günümüzdeki anlayış, bu ilkenin her vakit kanunun bilindiği yolunda kati bir karineye dayandırılamayacağı yolundadır.44Bu anlayış üzerine yasak hatası üzerinde çeşitli tartışmalar ortaya çıkmıştır.Bu tartışmaların temelinde yasak hatasının, doğrudan kusurluluğu mu yoksa kusurluluğun bir türü olan kastı mı kaldırdığı oluşturmaktadır.Kast teorisi işlenen fiilin yasak olmadığı yönündeki hata, kasta dahil etmektedir.Buna göre işlenen fiilin yasak bulunduğunun bilinmemesi halinde artık kast yoktur,ortada taksirle işlenmiş bir eylem vardır.45Bu durumda işlenen fiilin taksirli hali eğer kanunda düzenlenmemişse mesuliyet yoktur.Dikkat edilirse burada da kast teorisine bakılırsa yasak hatasında da unsurlarda hataya ilişkin çözüm yolu benimsenmiştir.Kusur teorisine46 nazaran,yasak hatası, kastı kaldıran bir niçin olarak kabul edilmemekte, ancak kusurluluğu kaldıran yada azaltan ayrı bir niçin olarak değerlendirilmektedir.Buna gore kural üzerinde hata kaçınılmaz olduğu takdirde kusurluluğu kaldırmakta ve mazeret sayılmakta, kaçınılabilir olduğu takdirde ise kusurluluğu azalttığı için bir tek cezayı etkileyebilmektedir.47
bizlik suçun unsurları tipiklik,hukuka aykırılık ve kusurluluk olmak üzere üçe ayrılmalıdır.Kast tipikliğin içinde düşünülmelidir.Kusur ise son aşamadır.şu demek oluyor ki failin işlediği fiilden ötürü kınanıp kınanamayacağını,işlenen fiildeki haksızlık dolayısıyla failin kınanıp kınanamamasıyla etkilidir.Gerçekten de fert bir fiil işlediğinde bilerek ve isteyerek hareket etmektedir.Bu fiilin kişiye yüklenebilmesi için kanunda suç olarak düzenlenip düzenlenmediğinin birey tarafından bilinip bilinmemesi ile değil birey tarafınca, fiili işlerken,bu fiilin aslına bakarsan bir haksızlık teşkil ettiğinin bilinip bilinmemesini düşünmek gerekir.Fert fiilin haksızlık içerdiğini bilmesine rağmen fiili işlemişse artık fiilin kanunda suç olarak tanımlanıp tanımlanmadığını bilmesine bakılmamalı kişiyi kusurlu saymak gerekmelidir.Buna rağmen işlediği fiilin haksızlık oluşturduğunu bilmeyen kişiye de ceza verilmemelidir.48Hareketin hukuka aykırılığı hususundaki bilinç zaten kastı değil kusurluluğu etkilemektedir.Ancak burada failin bu bilgisizliği kaçınılmaz ise sorumluluktan kurtarmış olur.Kaçınılabilir olması durumunda ise failin ne şekilde görevli olacağı düzenlenmiş değildir.Bizce bu bir eksikliktir.Çünkü bu durumda fail her ne kadar kusursuz değilse de kusurunun derecesinde bir azalma söz konusudur.49Madde metnine bakıldığında kaçınılabilir hata halinde failin cezalandırılacağı sonucuna varılabilir ki kanımızca bu adil bir cezalandırma olmaz.

"Ceza Hukukunda Hata" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Veli Çiçekdağı'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
10.01.2017 13:13
Alıntı ile Cevapla