Yeni Yorum Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Avukatın Hak Ve Yükümlülükleri
Yazar Konu
siirvehikaye Çevrimdışı
Yeni Üye
*
Üye Grubu

Yorum Sayısı: 53
Üyelik Tarihi: 10.01.2017
Yorum: #1
Avukatın Hak Ve Yükümlülükleri
Avukatlar neticede; her türlü hukuki işlemlerin düzenlenmesiyle, hukuki mesele ve uyuşmazlıkların çözümünde, çağdaş bir hukuk devleti olma amacı güden ve o yolda ilerleyen ülkemizin bu emellerine ulaşmasında en önemli nokta olan müdafa benzer biçimde yüce bir kavram ve olgunun içini dolduran ve temsil eden, tüm data, tecrübe ve deneyimlerini çağdaş, demokrat, laik ve sosyal bir hukuk devleti için harcayan serbest meslek erbabı kamu görevlileridir.
İşte avukatlarda bu mukaddes mesleği icra ederken, gerek arasında vekalet ilişkisi bulunan müvekkiline, gerek yargı kurum ve mensuplarına ve gerekse cemiyet ile kendi meslektaşlarına karşı bazı yükümlülükler altına giriyor iken bazıda haklara sahiptirler.
Zira avukat, hukukun uygulanmasını sağlamak, hukuk devleti amacına uygun hareket etmekle (de) yükümlüdür. Avukat, üstlendiği vekalet işi çerçevesinde gerçeğin bulunması faaliyetine ortaktır, adaletin yardımcısıdır[1].

“Avukatın amacı, hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki sorun ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını, ......................Sağlamaktır.”


Avukatlık mesleği, alelade bir serbest meslek değildir. Bunun bu şekilde olması da çok tabii bir neticetur. Zira avukat, adaletin tesisine, hakkın yerini bulmasına çalışan bir kişidir. Bu bakımdan başka özgür mesleklerle kıyaslanmayacak kimi özellikler gösterir ve çalışmasının özelliğinden kaynaklanan kimi imtiyazlardan yararlanır. Avukat, mesleğini yürütürken, her güce ve her kişiye karşı bağlarımsızdır. Sadece bu durum, keyfilik anlamına gelmemekte; avukat, hizmet verdiği özelde kendi müvekkili genelde de topluma karşı kimi sorumluluklarla da kayıtlı bulunmaktadır.

Ben bu çalışmamda birinci bölümde; öncelikle avukatların; müvekkilleri, kendi meslektaşları, toplum ve öteki tüm kişi ve kurumlara karşı ne benzer biçimde yükümlülükler altında olduğunu inceledikten sonrasında, ikinci bölümde; avukatların, mesleklerini icra ederken ne gibi haklarının bulunduğunu, müvekkilinden ne benzer biçimde talepleri olabileceğini, yargı kurumlarına karşı haklarını detaylı olarak ele alacağım.
II. AVUKATIN MESLEKİ YÜKÜMLÜLÜKLERİ :

aslına bakarsak avukatlık kanunu’nda avukatlara yönelik yasaklar ile yükümlükler ayrı ayrı düzenlenebilir. Ancak bu salt sistemleştirmeden ileriye gitmeyecektir. Neticede; avukatın olumlu bir eylemi gerçekleştirmesini zorlamak yükümlükken, avukatı bir şeyden kaçınmaya, olumsuz bir eylemde bulunmamaya zorladığı durumlar ise yasaklar olarak değerlendirilebilir. Ancak bu ikisi kimi zaman vaka ve duruma gore birbirinin içine de girmiş olabilir. Örneğin: sır saklama mecburiyet olarak kanunda düzenlenmiş iken, reklam yapmama yasak olarak kanunda yer verilmiştir. Bunlar bazen yasak kimi zaman de yükümlülük olabilmektedir[2].

Gene öncelikle avukatlıkla birleşmeyen işler, bazı kamu görevlerini yerine getiren avukatların özel durumu, hakimlikten ayrılanların durumu ve hakim ve savcılarla hısımlığı bulunan avukatların durumu da, avukatların ödevleri(yükümlülükleri)başlığı altında incelenecek ve öncelikle bu durumlar izah edilecektir.



A. Avukatlıkla birleşmeyen işler :

Av.K.(Avukatlık Kanunu) md.1 açık ve net olarak avukatlığın bir kamu hizmeti olduğunu belirtmekle; avukatlarında memurlar benzer biçimde, ücret yada kesenek gibi ödemeler karşılığında aslabir hizmet ve görev yapamazlar.
Nitekim Av.K. Md.11 avukatlıkla birleşmeyen işleri;
“Aylık, ücret, gündelik veya kesenek gibi ödemeler karşılığında görülen hiçbir hizmet ve görev, sigorta prodüktörlüğü, tacirlik ve esnaflık veya meslekin onuru ile bağdaşması mümkün olmayan her türlü iş avukatlıkla birleşemez.”
Demekle genl bir çizgi çizmiş, ancak “...Veya meslekin onuru ile bağdaşması mümkün olmayan her türlü iş...” diyerekte birleşmeyen işlerin yorumla genişletilebileceğini belirtmiştir.

Maddede her ne kadar tacir yada esnaflığı birleşmeyen hal olarak belirtsede, avukat; avukatlığını gizleyerek tacir veya esnaf şeklinde hareket edip iyiniyet sahibi kişilerle sözleşme yapmışsa, bu takdirde bu sözlşemenin geçersizliğini ileri süremez[3].

Av.K. Md. 12 avukatın mesliğinin yanında ek olarak yapabileceği işleri açıklamıştır. Bu maddeye göre;
a) Milletvekilliği, il genel meclisi ve belediye meclisi üyeliği,
b) Hukuk alanında profesör ve doçentlik,
c) Özel hukuk tüzelkişilerinin hukuk müşavirliği ve sürekli avukatlığı ile bir avukat yazıhanesinde ücret karşılığında avukatlık,
d) Hakemlik, tasfiye memurluğu, yargı mercilerinin veya adli bir dairenin verdiği herhangi bir görev yada hizmet,
e) Kamu iktisadi Teşebbüsleri Hakkında 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede başka iş yada hizmetle uğraşmaları yasaklanmamış bulunmak şartıyla; bu Kanun Hükmünde Kararnamenin kapsamına giren İktisadi Devlet Teşekkülleri, kamu iktisadi müesseseları ve bu tarz şeylerin müesseseleri, bağlı ortaklıkları ve iştirakleri ve tutumsal Devlet Teşekkülleri ile Kamu İktisadi müesseseları haricinde kalıp sermayesi Devlete ve öteki kamu tüzelkişilerine ilişik bulunan kurumların yönetim kurulu başkanlığı, üyeliği, denetçiliği,
f) Anonim, limited, birleşke şirketlerin ortaklığı, yönetim kurulu başkanlığı, üyeliği ve denetçiliği ve komandit şirketlerde komanditer ortaklaşa iş,
g) Hayri, ilmi ve siyasal kuruluşların yönetim kurulu başkanlığı, üyeliği ve denetçiliği,
h) Gazete ve mecmua sahipliği veya bu tarz şeylerin yayım müdürlüğü,
Milletvekilleri hakkında, 3069 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeliği ile Bağdaşmayan İşler Hakkında Kanun hükümleri saklıdır.
(e) bendinde gösterilenlerin, Hazinenin, belediye ve özel idarelerin, il ve belediyelerin yönetimi ve denetimi altında bulunan daire ve kurumların, köy tüzel kişiliklerinin ve kamunun hissedar olduğu şirket ve kurumların aleyhinde; il genel meclisi ve belediye meclisi üyelerinin de bağlı bulundukları tüzel kişilerin ve yüksek öğretimde görevli profesör ve doçentlerin yüksek öğretim kuruluş ve müesseseları aleyhindeki dava ve işleri takip etmeleri yasaktır.
Bu yasak, avukatların ortaklarını ve yanlarında çalıştırdıkları avukatları da kapsar.
Bir ekibe bağlı olarak aylık yada ücreti Devlet, il veya belediye bütçelerinden ya da Devlet, il yada belediyelerin yönetimi ve denetimi altındaki daire ve kuruluş ya da şirketlerden verilen müşavir ve avukatlar, yalnız bu daire, kurum ve şirketlere ait işlerde avukatlık yapabilirler.”
Demektedir[4].
B. Hakimlik yada Savcılık Görevi Sona Erenlerin Yasaklık Durumu :
Öncelikle belirtmek gerekir ki; en aza 4 yıl süreyle hakimlik, savcılık, Anayasa Mahkemesinde raportörlük yapmış olanlar staj pamaksızın avukatlık mesleğine girebilirler(Av.K. Md.4/1)
Av.K md. 14/1 hükmü;
“Emeklilik ve istifa gibi sebeplerle görevlerinden ayrılan adlî, idarî ve askerî yargı başat ve savcıların son beş yıl içinde hizmet gördükleri mahkeme yada dairelerin yargı çevresinde görevden ayrılma tarihinden itibaren iki yıl süre ile avukatlık yapmaları yasaktır. Yüksek yargı ve bölge mahkemeleri hâkim ve savcıları ile raportörlerinin son beş yıl içinde münhasıran hizmet görmüş oldukleri mahkeme veya dairelerde, buralardan ayrılma tarihinden itibaren iki yıl süre ile avukatlık yapmaları yasaktır.14/II;Bu fıkra;Anayasa Mahkemesi üyeleri ve Yüksek Mahkemeler hakimleri hakkında da uygulanır”
Demekle eski görevde bulundukları mahkeme ve dairelerin yargı çevresinde avukatlık yapmaktan yasaklılıklarını 2 yıl süreyle getirmiştir. Son değişimler öncesinde yasaklık sadece vazife yapılan mahkeme veya daire ile sınırlı iken[5], artık bu yasak yargı çevresi kelimesinin kanuna girmesi genişletilmiştir. Eski uygulama çok sakıncalıdır. Çünkü geçmişte aynı adliyede vazife yapmış hakim veya savcının şimdi avukat olarak aynı adliyede ama farklı dairelerde iş ve dava takip etmesi açıklanamayacak kadar sakıncalıdır. öyleyse yapılan bu yeni düzenleme yerinde ve açıklayıcı olması itibariylede olumludur. Düzenleme ile son 5 yıl içinde vazife yapılan yerler ve yargı çevresi kavramının getirilmesi minimumından geçmişteki sakıncaları ortadan kaldırmıştır.
C. Avukatın Hakim yada Savcı ile Belli Derecede Hısımlık Durumu :
AvK. Md.13;
Bir hakim veya Cumhuriyet Savcısının eşi, sebep yada nesep itibariyle usul ve füruundan yada ikinci dereceye kadar (Bu aşama dahil) hısımlarından olan avukat, o hakim yada Cumhuriyet Savcısının baktığı dava ve işlerde avukatlık edemez.”
Demekte ve bu durumda avukatın mesliğini; o hakim veya savcının görevli olduğu yerde icra edemeyeceğini, bir yasakla vurgulamıştır. Gerçek manada da bu şekilde bir hısımlık, iddia, karar ve savunma makamlarının objektif olmalarını etkileyebilecek, yargıya, yargılamaya, savunmaya olan güveni inciltip, zedeleyebilecek ve neticede yargılamanın zan altında kalmasına sebebiyet verebilecektir.
Bu tür bir yasağa rağmen bir avukatlık sözleşmesinin yapılması hukuken var kabul edilmez[6]. Bu yasak bir tek avukat için varolmakta dolayısıyla HUMK. Md. 28 anlamında hakim açısından bir yasaklılık söz konusu olmamaktadır[7].
Kanaatimce belirtmek gerekirki bu derecede bie hısımlık HUMK. Md.28 bağlamında hakimin yasaklılığını içermese bile, sonucun objektifliğini, hakimin tarafsızlığını kusşkuya düşürecek düzeyde olacağından, dolayısıyla HUMK. Md.29/6 kapsamında hakimim tarafsızlığını şüpheye düşürecek bir hal olduğundan ve bu halin hakimin reddi sebebi sayıldığından,Avukatın Hakim veya Savcı ile Belli Derecede Hısımlığı’nın bulunması hali bir bozma sebebidir.

D. AVUKATIN GÖREVİYLE İLGİLİ ÖDEVLERİ :

a) Avukatlık Kanununun Genel Hükmü( AvK. Md.34)
Avukatlık kanunu md. 34 te şu genel kural yeralmaktadır.
Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir halde özen, doğruluk ve haysiyet içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun halde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.”
Görüldüğü üzere bu yargı vekilin özen yükümlülüğünden daha kapsamlıdır. Dolayısıyla, avukatın bazı yükümlülükleri yasada açıkça bliritlmesede Av.K. Md.34’ün yorumu ile tesbit edilebilir[8]. Bu yorum ile tesbit edilebilecek yükümlülükler;
1) Görevi Özenle Yerine Getirme Yükümlülüğü :
Avukat, yüklendiği görevi bu görevin kutsallığı ve yüceliğine yaraşır bir özen, dikkat, doğruluk ve özsevi içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanınıngerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdür(Av.K. Md.34; BK.Md.390). Avukat bu özen ve doğruluk yükümlülüklerine aykırı davranışı sebebiyle doğmuş zararı tazmin etmekle de yükümlüdür[9]. İşin görülmesi sözleşmeye bağlı olduğundan, sorumluluğun daraltılması düşünülse de, avukatlık kanunu hükümlerine nazaran fakatç avukatlık mesleğini yüceltmekolduğundan sorumsuzluk anlaşması yapılması mümkün görülmemektedir. Avukatın özen yükümlülüğü kapsamında öncelikle; avukatın o iş için lüzumlu hukuki bilgi düzeyinin sağlanması gerekir. Bilgisiz olması, işi savsaklaması, deneyim yetersizliği benzer biçimde durumlar da özen yükümlülüğünün ihlalidir.
Özen borcunun sınır ve kapsamı, doğruluk ve dürüstlüğün ölçüsü ise, BK. Md.390/II de ;
“...Vekil, müvekkile karşı vekaleti iyi bir suretle ifa ile mükelleftir,vekilin sorumluluğuumumi surette işçinin mesuliyetine ilişkin hükümlere tabidir.”
Şeklinde işçinin özen borcuna atıf yapılarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla sorumluluk; dikkatli ve basiretli bir avukatın hareket tarzına uygun şekilde dikkat ve özen gösterme borcundan ibarettir. Tabi ki aslında; vekilin daha önemli ve nitelikli bir iş yürüttüğü göz önüne alınmalı ve işçininkinden daha ağır bir mesuliyet yüklenmelidir.
Peki fakat avukatın ücret almaması, hatra vekillik üstlenmesi durumları sorumluluğu azaltır mı? Buna verilecek açık cevap tabiki hayırdır. Üstelik avukatın ücret almaksızın vekillik üstlenmesi Av.K. Gereğince yasaktır.
Bu özen yükümlülüğü kapsamında; avukat müvekkilin hukukunu üstün tutmak ve korumak durumunda olan bir avukatın: birden fazla taşınmaz için, tek bir dava açarak neticeye ulaşması mümkün ve gerekli iken(ortaklığın giderilmesi), bu yolun aksine gerekçe göstermeden ve müvekkili ile istişare edip tasdik almaksızın ayrı ayrı 20 dava birden açması ve her biri için ayrı ayrı avukatlık ücreti istemesi, müvekkilin taşınmazlarını çok düşük değere satması yada güvence veya güvence almaksızın, çek veya senet karşılığı satması; meslek vekarı ve doğruluk kuralları ile bağdaşır bir davranış değildir. Çünkü neticede avukat müvekkilini aydınlanıp onun vereceği talimatlara uymakla mükelleftir[10].
Avukatın sorumluluğunda; kusur, zarar ve illiyet bağı aranmaktadır. Burada kusurun ağır kusur olma koşulu aranmayıp, hafifçe dikkatsizlik, özen ve sadakat borcuna aykırılık kafi görülmektedir.
Avukatın sorumluluktan kurtuluşunun tek yolu; kusursuzluğunu ispat etmesi halinde söz konusu olabilecektir.
2) Temiz ve Açık Hukuki İlişkiler Kurma Ödevi:
aslına bakarsak avukatın özünde dürüst ve özenli olmasının yanında bunu huki iş ve ilişkilerindede sürdürmesi temeline dayanır. Adalete hizmet eden ve yargının bir süjesi olan Avukat muvazaalı işlemlerden kaçınmalı, tarafların isteğiyle dahi bir belgeye yanlış tarih veya başka bir ibare koymamamakla yükümlüdür. Muvazaalı işlemlerin içinde bulunan, aracılık eden avukatın “avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir halde hareket ettiği söylenemez[11]. Adalete hizmet eden birisinin bu tür güven kırıcı iş ve ilişkilerde bulunması, şahısla beraber meslek haysiyet ve terbiyeınıda zedeleyeceğinden bizim hukukumuzda da avukatın temiz ve açık hukuki ilişkiler kurma yükümlülüğünde olduğunu söylememiz gerekir.
3) Usuli Yolları fenaye Kullanmama Ödevi :
bilinmiş olduğu üzere dava belirli usuli yolların ilerlemesiyle neticeye ulaştığından, hakkınjı fenaye kullanarak, salt davayı uzatmak amacıyla usuli yolları fenaye kullanan avukat mesleğine yaraşır şekilde hareket etmemiş ve Av.K. Md.34 kapsamında yükümlülüğü doğar.
Usuli yolları fenaye kullanmanın MK. Md. 2 “dürüstlük kavramı” ile bağdaşmayacağı da açıktır. Dolayısıyla avukatların usuli yolları fenaye kullanmama yükümlülüğünüde kabul etmek gerekir.
4) Müvekkili Aydınlatma Ödevi :
Avukat yargılamanın her aşamasında müvekkili ile diyalog içinde olmalı ve yargılamanın gidişatı, davanın risk ve avantajları, kararı, karar karşı başvurulacak kanun yollarını, teklif edilen sulhler, kabuller mevzusunda, hükmün icrasındaki usul, süre benzer biçimde mevzularda müvekkilini aydınlatnalı ve onun görüş ve kararlarını almalıdır. Nihayet avukat fakirlik içinde bulunan müvekkiline karşı adli yardım imkanlarınıda açuklamalı ve tüm bu konularda onu aydınlatmalıdır[12].
Avukat aldığı tüm davalarda davanın gerektirdiği tüm hukuki bilgisi edinmek zorundadır. Dava yabancı kanunların bilinmesini gerektirse dahi bu vaziyet değişmez.
Avukat aldığı davayla ilgilide aydınlanma yükümlülüğü altındadır. Davaya ilişkin tüm bilgileri müvekkilinden almalı, iş sahibinin çıkarlarının koruması açısından lüzumlu bilgileri iş sahibinden edinmelidir. İş sahibinden lüzumlu bilgileri istediğini ispat yükü avukattadır[13].
5) Amaca En Uygun ve En Güvenli Yolu Seçme Ödevi :
Avukat iş sahibin amacına hizmet eden, başarıya ulaştıracak ve aksi halde minimum zarar açcak yolu seçmekle yükümlüdür. Bunun için dava açılması zorunlu değildir. Her türlü huki danışmanlık, iş görme, hazırlanan muamaleler, usuli prosedür hallerinde bu husus geçerlidir.
Tabi ki amaca en uygun ve en güvenli olarak seçilen yolunda hukuka uygun olması, genel ahjlak ve cemiyet düzenine aykırı olmaması gerekir.
B) Avukatlık Kanunu’nda Açıkça Belirtilen Ödevler :

1) Sır saklama Yükümlülüğü :
Vekilin sadakat borcu gerek vekalet ilişkisi devam ederken gerekse, ilişki sonaerdikten sonra devam edenve müvekkilin menfaatlerinin korunmasını hedefleyen bir yükümlülüktür. Vekilin özen yükümlülüğü vbekalet ilişkisi bitince bitmesine karşın, sadakat ve sır saklama borcu davam etmektedir[14].
Av.K. Md. 36/I hükmü;
“Avukatların, kendilerine tevdi edilen yada gerek avukatlık görevi, gerekse, Türkiye Barolar Birliği ve barolar organlarındaki görevleri dolayısiyle öğrendikleri hususları açığa vurmaları yasaktır.”
Şeklinde düzenlenmiştir.Dolayısıyla maddedeki şeklinde öğrendikleri hususları açığa vurmaları yasaktır. Ek olarak Av.K. 36/II avukatların görevleri dolayısıyla öğrendikleri hususlarda tanıklık yapmalarını iş sahibinin şu demek oluyor ki müvekkilinin rıza göstermesine bağlamıştır. Sadece maddenin devamında avukat, iş sahibinin rıza göstermesine rağmen tanıklık etmekten kaçınabileceği belirtilmiştir(Av.K. Md. 36/II). Ceza yargılamasında da; sanığın muvafakati halinde de müdafiin tanıklıktan kaçınabileceği öngörülmüştür(CMUK md. 46/I-a, II).
Avukata bu tür yükümlülük yüklenmesinde yalnız sır sahibi değil kamu yaraıda düşünülmüştür. Çünkü iş sahibinin sırlarının saklanacağını bilerek avukata başvurmasında ikincil olarak kamunun menfaati vardır. Sır saklama yükümlülüğü müvekkilin avukata güven duyması ve bu sebeplede davaya konu ve davayı çözecek nitelikteki tüm sırlarını avukatına söylemesi anlamına gelmektedir. Müvekkil ile avukat içinde bu yönde bir güven ilişkisinin olmaması aslına bakarsan avukatın davayı doğru biçimde yürütmesi ve neticelendirmesi çok zora girecektir[15].
Sözkonusu yasak avukatlar, dava vekilleri, dava takipçileri, stajyerler ve avukat katipleri bakımından da sözkonusudur[16].
Bu yükümlülük kapsamına kuşkusuz ki; avukatın mesleği dolayısıyla yada mesleğini icra ederken öğrendiği hususlar girmektedir. Öyleyse sırrın öğrenilmesi ile avukatlık mesleği arasında bir nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. Yoksa meslekle yada mesleği inşa ederken öğrenilmeyen başka türlü öğrenilen bilgilerde avukatlık sırrı sözkonusu olmayacaktır. Avukatın; vazife yaptığı dosyadan, mahkemeden, karaşı taraftan edinmiş olduğu bilgiler mesklek sırrı sayılır.
Sırrın açıklanmasında ise, iş sahibinin muvafakati var ise yada sırrın açıklanmasında menfaati var ise avukat sırrı açıklayabilir. Vekalet görevinin yerine getirilmesi için sırrın açıklanması zorunlu ise, bu takdirde sır gizleme zorunluluğu ortadan kalkar.
Peki fakat avukatın vekalet ücreti alacağının tahsili için iş sahibi aleyhinde açtığı davada, kanıtlama için avukatlık sırrını açıklayabilecek midir. Bu konu tartışmalı olmakla beraber, vekalet ücreti alınan davanın büyüklüğü bakımından değişeceğinden ve davanın tam tesbitininde sadece bu sırların ortaya konulmasıyla mümkün olacağından dolayı, sır gizleme yükümlülüğü bu durumda ortadan kalkar denilmekte, başka bir görüşte ise; böyle bir davada avukat gene sır gizleme yükümlülüğü altında olacak fakat, kanıtlama yükü yer değiştirecek ve vekalet ücreti davasındaki ücreti davalı iş sahibi ispat edecektir.
Peki iş sahibi avukat aleyhinde tazminat davası açarsa sır saklama yükümlülüğü deva ecekmidir? Bu durumda ise avukata hala bu yükümlülüğün yüklenmesi çok ağır olur ve Anay. Md.31. “savunma hakkı”na aykırı olur. Çünkü neticede bu olaydaki avukatın müdafa malzemeleri, iş sahibi ile arasındaki gerçek ilişkiyi kanıtlayan olaylar bu sırlardır.
Bu yükümlülüğe aykırı davranış bir zarar meydana getirse, BK. Md.398 bağlamında avukat sorumlu olacak ve meydana getirilen bu davranış ceza kanunu bağlamında bir suç teşkil ediyorsa BK.’nın 41. Madesi gereğince “haksız fiil” kurallarına gore mesuliyet dünyaya gelecektir. Eğer bir kişilik haklarının ihlali sözkonusu ise, manezi bir tazminat sorumluluğuda doğabilir[17].
2) Avukatın İşi Reddettiğini Bildirme Yükümlülüğü :
Av.K. Md. 37 ile düzenlenen yükümlülükte; takdir edersinizki avukat kensine gelen işi almak zorunda değildir. Redderse gerekçede belirtmeyebilir. Kanunda;
“Avukat, kendisine teklif olunan işi sebep göstermeden reddedebilir. Reddin, iş sahibine gecikmeden bildirilmesi zorunludur.”
Demekle avukatında reddetme serbestisi olmasına karşın, reddediyorsa bunu derhal ilgilisine bildirme yükümlülüğü vardır.
Av.K. Md. 37/II’ de;
“İşi iki avukat tarafınca reddolunan kimse, kendisine bir avukat tayinini baro başkanından isteyebilir.”[18]
Denilmekte ve baro başkanınca atanan bu üçüncü avukat davayı baro başkanınca belirlenen ücret karşılığı takip etme zorundadır(Av.K. Md. 37/III).
3) Avukatın Reddetmekle Yükümlü Olduğu İşler(Av.K.Md.38):
a) Yolsuz yada Haksız İşler :
Av.K. Md. 38/a gereği avukat;
“Kendisine yapılan teklifi yolsuz yada haksız görür yahut sonradan yolsuz yada haksız olduğu kanısına varırsa, teklifi reddetmek mecburiğundadır.”Denilmektedir. Avukatın davanın sonucu ile alakalı düşüncesini müvekkiline söymesinde bir sakınca olmamakla birlikte, bunun bir teminat olmadığını özellikle belirtmelidir. Açık bir yasa hükmünü görüp kazanamayacağını bilmiş olduğu bir işi davayı kazanacağı iddiasıyla kabul eden avukat, davayı kaybetmesi halinde almış olduğu avukatlık ücretini müvekkiline geri vermek zorundadır[19].İşin yolsuz veya haksız olduğunun sonradan tespiti halinde, ücret sözleşmesi de geçersiz olur. Bu yolsuzluk müvekkilice özellikle avukattan gizlenir ise, avukat tam vekalet ücretine hak kazanır.İşin yolsuz olduğu işin alınması sırasında farkedilip edilmeyeceği ve durumun avukat için bir özensizlik ve kusur sayılıp sayılmayacağı vakaların akışına, davadaki gelişmelerin biçimine ve tarafların durumuna göre çözümlenmelidir.,b) Menfaati zıt Olan öteki Tarafın Vekaletini Almaktan Yasaklık : Av.K. Md. 38/b gereği avukat;“Aynı işte menfaati zıt bir tarafa avukatlık etmiş veya mütalaa vermiş olursa, , teklifi reddetmek mecburiğundadır”Demekle, avukatın menfati zıt olan diğer tarafın vakaletini alamayacağını belirtmektedir. Bu hususa aykırı hareket edilmesi avukat ile müvekkil arasındaki güven ilişkisini ihlal ettiğinden kanunda düzenlenmiş ve uygulmada da bu durum bozma sebebi sayılmaktadır[20].Hal böyle olunca avukat, her iki tarafın bu durumdan haberdar olmaları ve rıza göstermeleri halinde dahi menfaati zıt olan tarafın vekaletini alamaz. Taraflardan her ikisininde aynı davada sanık olması durumu değiştirmez.Avukat ile menfaati zıt olan diğer taraf arasındaki ilişki ne kadar kapsamlı ise, avukatın o ilişki dolayısıyla edinmiş olduğu detayları kendisine karşı kullanma ihtimali daha da artar. Bundan dolayı örneğin, bir şirketin yönetim kurulu üyeliği veya başkanlığını yada devamlı hukuk danışmanlığını yapmış olan avukatın, bu şirket aleyhine vekalet almaması gerekir[21].C) Önceden Hakim, Savcı, yargıcı, Bilirkişi veya memur Olarak görev Aldığı İşi Red Yükümlülüğü :Avukat; evvelce hakim, hakem, Cumhuriyet Savcısı, bilirkişi yada memur olarak o işte görev yapmış olursa, kendisinbe gelen o işi reddetmek zorundadır(Av.K. Md.38/c). Dha önceden görev yapılan iş(dava) ile avukat olarak vazife meydana getirilen davanın aynı olması gerekmez. Örneğin bir kimse hakim olarak görev yaptığı davanın dayanak olduğu bir başka davaya avukat olarak vekalet alamaz[22].D) Kendi düzenlemiş olduğu İşlemin Geçersizliğini İleri Sürmesi gereken İşi Red Yükümlülüğü :Avukat görevi icabı, iş sahibinin herhangi bir senedini, çekini, sözleşmesini hazırlamış olabilir. Düzenlenen bu vesikaların geçersizliği dava edilebilecektir. Böyle bir durumd a yasa koyucu, sözleşmeyi bizzat düzenleyen avukatın, bu kez sözleşmenin hükümsüzlüğü temeline dayalı bir davayı üstlenmesini uygun görmemiştir.Hakkaten de Av.K.Md.38/d; “Kendisinin düzenlediği bir senet veya sözleşmenin hükümsüzlüğünü ileri sürmek durumu ortaya çıkmışsa,vekillik teklifini reddetmek mecburiğundadır.” Şeklinde düzenlenmiştir.Tabidir ki kendi düzenlemiş olduğu sözleşmenin geçersizliğini iddia eden avukatın mesleki itibarı bir hayli zedelenecek ve avukata duyulan güven zarar görecektir. İşte kanun koyucu bu düzenlemeyle mesleki saygınlıkın korunmasını da fakatçlamıştır.E) TBB’nin Mesleki Dayanışme Ve seviye Gereklerine Uygun Olmayan İşi Red Yükümlülüğü :Av.K. Md.38/f hükmü işin reddi zorunluluğu hallerinden biri olarakta;“Görmesi istenilen iş, Türkiye Barolar Birliği tarafından tespit edilen mesleki dayanışma ve seviye gereklerine uygun değilse,teklifi reddetmek zorunluğundadır”[23]şeklinde düzenleyerek son durumu açıklamıştır.A.K. Md. 38 kapsamında “f” fıkrasına kadarki sebeplerle gene Av.K. Md.38 de açıklandığı üzere; “Bu zorunluluk, avukatların ortaklarını ve yanlarında çalıştırdıkları avukatları da kapsayacaktır”.4) Dosya Tutma ve Evrakı İade Yükümlülüğü :Avukat üzerine aldığı yada mütalada bulunduğu her iş için tertipli bir dosya tutmak ve kendisince yazılan yahut taslağı yazılan her belgeyi imzalamakla yükümlüdür(Av.K. Md.52, 55). Avukat kendisine verilen belgeleri işin bitiminden itibaren 3 yıl süre ile saklamak zorundadır. Sadece ilgili belgelerin geri alınması için iş sahibine bildirimde bulunmuş oldu ise saklama yükümlülüğü bildirimden itibaren 3 ay ile sınırlıdır(Av.K. Md. 39/I). Belirtmek gerekir ki yapılan harcamalar ve avukatlık ücreti ödenmeyen avukatın iade yükümlülüğü yoktur.Avukat yaptığı işe ilişkin tüm çalışmalarını düzenli şekilde kağıda dökmeli ve dosyalamalıdır. Neticede bu yönde bir dikkatsizlik salında “görevin özenle ifasının ihmalini” doğuracaktır[24].5) büro Edinme Yükümlülüğü :Av.K. Md. 43;
“Her avukat, levhaya yazıldığı tarihten itibaren üç ay içinde baro bölgesinde bir büro oluşturmak zorundadır. Büronun niteliklerini barolar belirtir.”
Demektedir. Idame eden öteki fıkralarda;
“Bir avukatın birden fazla bürosu olamaz. Birlikte çalışan avukatlar ayrı büro edinemezler. Avukatlık Ortaklığı yurt içinde şube açamaz. Milletvekilleri milletvekilliği süresince avukatlık yapamaz.”

“Bürosunu veya konutunu değiştiren avukat yenilerinin adreslerini bir hafta içinde baroya bildirmek zorundadır.”
Avukatlar baroda yazılı bürolarının haricinde mahkeme salonunda yada adliyelerde iş sahibine hukuki danışmanlık vermekten yada iş kabul etmekten yasaklıdırlar. Ancak, avukat çağrı üzerine bir yere giderse burada iş kabul edebilir, danışmanlık verebilir(Av.K. Md. 51; “Avukatlar, baroda yazılı olan bürolarından başka yerlerde, mahkeme salonunda yada adalet binasının başka bir yerinde iş sahipleri ile hukuki danışmada bulunmaktan ve iş kabul etmekten yasaklıdırlar. Bu fıkra hükmü, avukatın özel olarak çağrıldığı hallerde uygulanmaz.[25]”
Bu yönde bir zorunluluk konulmasının temelinde “Haksız Rekabetin” önlenmesi amacı yatmaktadır.6) Aracı Kullanarak İş Bulmadan Kaçınma Yükümlülüğü :Bu husus kanunda ağır bir şekilde düzenlenmiş ve cezaya doğal olarak tutulmuştur. Nitekim Av.K. Md. 48 bu hususu;“Avukat veya iş sahibi tarafından vaat olunan yada verilen bir ücret veya da herhangi bir çıkar karşılığında avukata iş getirmeye aracılık edenler ve aracı kullanan avukatlar altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.Bu eylemi yapanlar memur iseler, verilecek hapis cezası bir yıldan aşağı olamaz.”Şeklinde düzenlemiştir. Öyleyse bu hususta meydana getirilen sözleşmelerde geçersizdir. Yargıtay ilgili kararlarında da geçersizlik yönünde içtihat oluşturmuştur[26].7) Reklam Yasağı :Av.K. Md. 55;“Avukatların iş elde etmek için, reklam sayılabilecek her türlü teşebbüs ve harekette bulunmaları ve özellikle tabelalarında ve basılı kağıtlarında avukat unvanı ile akademik unvanlarından başka ödat kullanmaları yasaktır.(4667 sayılı yasa ile ek) Bu yasak, ortak avukatlık bürosu ve avukatlık ortaklığı hakkında da uygulanır.”
Demektedir. Avukat ile iş sahibi arasındaki ilişki her ne kadar özel hukuka doğal olarak olsa da, kamu hukukuna dair kurallar da bu birlikteliğin içindedir.Avukat itibarı ve nitelikli bulunduğunu reklam yöntemiyle değil, mesleki faaliyetleri ve başarısı ile ispatlamalı ve kendisini tanıtmalıdır. Bu vesile ile avukatlık mesleğinin ticarileşmesi engellenmiş ve kamu hizmeti niteliğinin özüne de hizmet etmiş olmaktadır. Yargıtay ve Danıştay da kararlarında reklam yasağını pek katı uygulamaktadırlar[27]. Avukatın avukatlık sözleşmesinde; davayı kazanacağını taahhüt etmesi, kaybetmesi halinde harcama ve avukatlık ücreti almayacağı şeklinde ibarelerin olması reklam yasağının ihlalidir. Ayrıca bu şekilde düzenlenen ücret sözleşmesi de geçersizdir.Ortak avukatlık bürolarının kartvizitlerinde de avukatın adı soyadı adresi..Vs. Bilgiler olmalı ve “ortak avukatlık bürosu” ibaresi de kullanılabilir. Ancak birden çok avukatın “hukuk bürosu” ünvanını kullanması reklam yasağına girmektedir[28].Avukatlık meslek kuralları bu hususu detaylı bir şekilde incelemiş ve katı bir sistemi benimsemiştir.8) Çekişmeli Hakları Edinme Yasağı :Avukat vekaleti dolayısıyla el koyduğu işlere ait çekişmeli hakları edinmekten yada bu tarz şeylerin edinilmesine aracılık etmekten yasaklıdır. Bu yasaklı durum işin bitmesinden itibaren 1 yıl süre ile devam eder. Bu yasak avukatın ortaklarını ve yanında çalıştırdığı avukatları da bağlar(Av.K. Md.47).Yargıtay bu hükmü kamu düzenine yönelik algılamış ve hükme aykırı meydana getirilen temlik işlemlerini geçersiz saymıştır[29]. İcra takibinde vekil olan avukat ihalede mal edinmişse bu ihalenin feshi talep edilebilir ve avukatın yasaklılığı kamu düzenine ilişkin olduğundan fesih talebi süresizdir.Bu yasak ile kanun koyucu avukatın davadan kişisel yada madden bir çıkarının olmamasını, davayı kendi işi haline getirmemesini ve böylece iş sahibine karşı tam bir tarafsızlık ve bağımsızlık içinde danışmada bulunmasını amaçlamıştır[30].Bölüm 1.02 İKİNCİ BÖLÜM




AVUKATIN HAKLARI
I. GENEL OLARAK :
Avukatın sorumlulukları olduğu benzer biçimde çeşitli hakları da vardır. Doğal olarak bu hakları sadece baro levhasına kayıtlı avukatlar kullanabilir, esasen levhaya kayıt olmayanlar avukat olamazlarya. Bu kurala aykırı davranmanın cezai müeyyideleri vardır. Öyleyse baro levhasına kayıtlı olmayanlar avukat ünvanını kullanamazlar. Bu konum avukatlara bir tekel hakkı da sunmaktadır.
Avukatlar tüm adli işleri takip ve neticelandırmak, gerçek ve tüzel kişilere ilişkin hakları dava etmek ve korumak için çaba sarfetmek, ayrıca resmi dairelerdeki tüm işleri de takip edebilme hakkına sahiptirler.
Avukatın hukuki yardım yapması bir yükümlülük olmayıp bir haktır. Zira avukat kendisine teklif olunan işi niçin göstermeksizin reddedebilir.
Avukatın izni olmadan adına vekaletname çıkartılabilir. Sadece vekaleti kabul veya ret hakkı avukata tanınmıştır. Reddedilen vekalet kısa süre içinde müvekkile bildirilmesi gerekir.


II. İŞ SAHİBİNDE ÜCRET DIŞINDAKİ PARASAL HAKLARI :
A) ön ödeme İsteme Hakkı :
Av.K. Md. 173/II hükmü;
Avukata tevdi edilen işin yapılması veya yapılmış olduktan sonra sonucunun alınması için lüzumlu bütün vergi, fotoğraf, harç ve giderler iş sahibinin sorumluluğu altında olup, avukat tarafınca ilk istekte avukata yada gerektiği yere ödenir. Bu harcamaların avukat tarafınca yapılabilmesi için, yeteri kadar ön ödemeın iş sahibi tarafından verilmiş olması gerektir. Avukatın iş için yapacağı yolculuk masrafları ve bulunduğu yerden ayrılma tazminatı, anlaşma gereğince iş sahibi tarafınca ayrıca ödenir. Bu giderler peşin olarak ödenmedikçe avukat yolculuğa zorlanamaz. Bu hükmün aksine sözleşme yapılabilir.”[31]
Şeklinde olmakla birlikte, avanstan kasıt, işi yerine getirebilmek için gerekli vergi, fotoğraf, harç ve gezi masrafları ve bizzat avukat tarafınca karşılanması beklenmeyen harcamalar kastedilmektedir[32].
Avukat işi yapabilmesi için lüzumlu harcamaları, hemen hemen bu masrafları yapmadan avans olarak iş sahibinden talep edebilecektir. Avansın arta kalan kısmı da iş için harcandığı ispat edilmedikçe geri verilmesi icap eder. İşin yapılması için lüzumlu ön ödemeı verdiğini kanıtlamak iş sahibinin üzerindedir. Yargıtay’ın içtihatları da bu yöndedir[33].
Kanunda belirtildiği şeklinde, iş için yapılacak seyahat harcamaları da avukata peşin olarak ödenecektir. Bu ücret ödenmeden avukatın seyahate zorlanması mümkün değildir.
B) Tazminat Talebi :
Borçlar Kanununun 394. Maddesinin 2. Fıkrası;
“Vekil, vekaleti ifa dolayısıyla uğramış olduğu zarar ve ziyanın tazminini müvekkilinden isteyebilir. Meğerki müvekkil bu hususta kendisinin sun'u taksiri olmadığını kanıtlama eyleye”[34]
Demek suretiyle, İş sahibinin avukatın vekalet görevini yerine getirirken uğradığı zararları tazmin etmekle yükümlü olduğunu belirtmektedir. Burada güven ilişkisi tam iki taraflıdır. İş sahibi avukata güven duymakla birlikte, avukatında iş sahibine güvenmesi esastır ve bu itimatı boşa çıkarmamakla yükümlüdür. Avukatı halatı veya noksan yönerge ve bilgiler vererek yanlış yönlendiren, sahte kanıtlama enstrumanlarını kullanmaya yönlendiren ve bundan dolayı avukatın itibarını zedeleyen iş sahibi sebep olduğu zararları gidermek zorundadır[35].
Tazminat borcunun doğumu için; avukatın işi gereği gibi ifası, gereği gibi ifaya karşın ortaya çıkan bir zarar ve zararla iş görme arasında illiyet bağı doğrusu nedensellik bağlarının olması, bunun yanında iş sahibinin kusursuzluğunu ispatlayamaması gerekir. Karine olarak kusur vardır ve kusursuzluğun kanıtlamaı iş sahibine düşmektedir[36].
Avukatın burada açıkladığım tazminat talebi 5 senelik bir zamanaşımı süresine tabidir(BK. Md.126/4). İş sahibinin tazminat talebi ise, işin sona ermesinden itibaren 1 yıl ve tazminat talebinin doğumundan itibaren 5 senelik zamanaşımı süre öngörülmüştür.
III. DOSYA İNCELEME HAKKI :
Avukatın savunma görevini icra etmesi için en önemli haklarından biri dava ve takip dosyalarını mahallinde inceleyebilecekleri şeklinde, davanın ve stajyer avukatlarında bu hakka sahip olmalarıdır. Avukatın savunmasını tam anlamıyla yerine getirebilmesi için bazı belge ve bilgilere ulaşması gerekir, buda sadece dava dosyasını incelemek koşuluyla gerçekleşecektir.
Avukatlar vekaletname ibraz etmeden dosyadaki belge ve detayları inceleyebilir. Sadece dosyadan vekaletname olmadan örnek alamaz. Savunmaya hizmet açısından bu konum pozitif yönde bir husustur.
Avukatlık kanunu madde 46 dosya inceleme hakkını açıkça;
“Avukat, işlerini kendi sorumluluğu altındaki stajyeri veya yanında çalışan sekreteri eliyle de takip ettirebilir, fotokopi yada benzeri yollarla örnek aldırabilir. Avukatın onanmasını istemediği örnekler harca tabi değildir.
Avukat yada stajyer, vekaletname olmaksızın dava ve takip dosyalarını inceleyebilir. Bu inceleme isteğinin ilgililerce yerine getirilmesi zorunludur. Vekaletname ibraz etmeyen avukata dosyadaki kağıt yada belgelerin örneği yada fotokopisi verilmez.”[37]
Şeklinde düzenlemiş ve dosya incelemenin ne kadar önemli bulunduğunun altını çizmiştir.
İdari Yargılama Usulü bakımından “idarece gönderilen gizli saklı belge ve dosyaların, taraf ve vekillerine incelettirilemeyeceği” düzenlenmiştir(İYUK md.20/VI). Bu düzenlemede “gizlilik”ten neyin anlaşılması gerektiği belirtilmediği gibi, kanunda “kamu hizmeti” yaptığı öngörülen bir mesleğin mensuplarına karşı yasa koyucunun güvensizliğini yansıtması çok isabetsizdir[38]. Ayrıca bu husus anayasa ile güvence altına alınan “hak arama hürriyetine” aykırıdır.
Avukatın hak arama görevlisi olarak müvekkilin hukuki yararı doğrultusunda tapu sicilini inceleyebilmesi ve örnekler çıkarılmasını talep edebilir. Avukat sicili incelemek isterse herhangi bir ilgisini ispata gerek duymadan sicili inceleyebilir. Ancak eğer örnek almak bekliyorsa ilgisini kanıtlama edip tapu sicilinden örnek alabilir. şu demek oluyor ki bu ikinci durumda vekaletname ibraz etmek zorundadır.

IV. DOSYADAN ÖRNEK ÇIKARMA HAKKI :
Avukat usulüne uygun şekilde çıkarılıp kendisine verilen vekaletnamenin örneğini çıkarabilir. Nitekim bu husus Av.K. Md. 56 da;
“Usulüne uygun olarak düzenlenen ve avukata verilmiş olan vekaletname 52 nci maddede yazılı dosyada saklanır. Avukat, bu vekaletnamenin örneğini çıkarıp aslına uygunluğunu imzası ile onaylayarak kullanabilir. Avukatın çıkardığı vekaletname örnekleri tüm yargı mercileri, resmi daire ve kurumlar ile gerçek ve tüzel kişiler için resmi örnek hükmündedir.”
Şeklinde açıklanmıştır ve aslına bakarsak avukata olan güvenin kanıtı niteliğindedir. Onaylı örnekte; vekaletnamenin, aslını düzenleyen merciin adının, kayıt numarasının, tarihin ve vekaleti onaylayan avukatın adı, soyadı ve imzası bulunmalıdır. Avukat vekaletin fotokopisini çekip bu fotokopiyi asli gibidir yapmış olup, imzalamak suretiyle de örnek olarak kullanabilir.
Bu şekilde çıkarılan vekaletnamelerin tüm daire ve kurumlarca kabul edilmesi ve kullanılması kanuni zorunluluktur.
Örnek çıkarma hakkı avukatlara mesleklerinin icrasında kolaylık sağlamak amacıyla tanınmıştır. Bu düzlemde avukatın dürüstlüğüne ve aslı kendinde olmayan vekaleti onaylamayacağına olan güven vardır. Duyulan bu güvene aykırı davranışın yaptırımını da Av.K. Md. 56/III;
“Değişik fıkra: 23/01/2008-5728 S.K./330.Mad)Aslı olmayan vekaletname veya öteki kağıt ve belgelerin örneğini onaylayan ya da aslına aykırı örnek veren avukat, üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”[39]
Şeklinde düzenleyerek ağır bir yapmış oldurım öngörmüştür.

V. TEBLİGAT YAPMA HAKKI :
Avukatlar vekil ödatıyla takip ettikleri davalarda, alıntı karşılığında birbirlerine tebligat yapabilirler(TebK. Md. 38). Yine avukat vekalet aldığı işlerle ilgili yargı mercilerinin kararı olmaksızın, diğer tarafa adli kağıt ve belge tebliğ edebilirler. Tebliğ edilen belge ve kağıtların birer nüshası, lüzumlu harç ve fotoğraf ödenmek suretiyle yargı mercii dosyasına konur(Av.K. Md.56/IV).

VI. TEKLİF EDİLEN İŞİ REDDETME HAKKI :
Avukat kendisine teklif olunan işi aslabir sebep göstermeksizin reddedebilir. Sadece burada avukatın daha öncede belirttiğim üzere gecikmeksizin işin reddedildiği iş sahibine bildirilmelidir(Av.K. Md. 37/I). Eğer avukat reddettiğini bildirmiyorsa zımni olarak bu işi kabul etmiş sayılacaktır.
Sadece işi minimum iki avukat tarafınca reddolunan iş sahibi kendisine bir avukat atanmasını baro başkanından isteyebilir(Av.K. Md.37/II). Baro başkanınca atanan bu avukat, baro başkanınca tayin olunan ücret karşılığında iş sahibinin işini kovuşturmak zorundadır(Av.K. Md.37/III).
VII. Müdafa DOKUNULMAZLIĞI :
Anayasamızın 36. Maddesi Hak Arama Hürriyeti başlığıyla;
“hepimiz, meşru araç ve yollardan yararlanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı yada davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
Demekle iddia ve savunma hakkının dokunulmazlığını kabul etmiş ve güvence altına almıştır. TCK md. 128 de iddia ve savunma dokunulmazlığı;
“Yargı mercileri veya idarî makamlar nezdinde meydana getirilen yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnatlarda ya da negatif değerlendirmelerde bulunulması hâlinde, ceza verilmez. Sadece, bunun için isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir.”
Şeklinde düzenlenerek dokunulmazlık güvence altına alınmıştır. Davayla ilgili olmayan veya iddia ve savunmanın sınırlarını aşan hakaretler içeren yazı ve sözler dolayısıyla avukat hakkında da ceza kovuşturması yapılabilecektir.
Avukatın müdafa görevini yaparken, ifade edeceği bir sözü cezai müeyyideye tabi olacak korkusu içerinde söylemesi müdafa amacına ve adaletin gerçekleşmesine hizmet etmeyecektir. Öyleyse ceza kanununda düzenlenen iddia ve müdafa dokunulmazlığı avukatın lehine olmaktan öte daha çok müvekkilin lehinedir. Buradaki amaç adaletin gerçekleşmesine hizmet etmektir[40].

"Avukatın Hak Ve Yükümlülükleri" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Levent Uysal'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
10.01.2017 11:40
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
Yeni Yorum Gönder 


Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi

İletişim | Adalet ve Hukuk Forumu | Yukarı Git | İçeriğe Git | Arşiv | RSS Beslemesi