Yeni Yorum Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Aile Konutu Kavramı Ve Uygulanması
Yazar Konu
siirvehikaye
Ziyaretçi

 
Yorum: #1
Aile Konutu Kavramı Ve Uygulanması
Eşlerin hukuki işlemleri *AV.ARİF USTA

Eşler evlilik devam etmiş olduğu sürece kural olarak gerek kendi aralarında, gerek üçüncü kişilerle diledikleri hukuki işlemleri yapabilirler.öteki bir deyişle hukuki işlemlerde eşlerin serbestliği ilkesi yahut sözleşme özgürlüğü ilkesi geçerlidir.O zaman eşlerden birinin yaptığı hukuki işlemin geçerliliği, kural olarak diğer eşin veya başka bir kişinin, örneğin hakimin onamına bağlı değildir.Bu ilke MK md.193’de “kanunda aksine hüküm bulunmadıkça eşlerden her biri diğeri ve üçüncü kişilerle her türlü hukuki işlemi yapabilir” şeklinde belirtilmiştir.Ana kural bu olmakla beraber eşlerin bazı mevzularda sözleşme yapmaları kanunla öteki eşin izin veya onamına bağlanmıştır.Bu halde kanunda aksine yargı bulunmadıkça eşler gerek birbirleriyle, gerek üçüncü şahıslarla diledikleri gibi hukuki işlem yapabileceklerdir.Bu mevzuda Türk Kanunu Medenisi döneminde esas olan hakimin onay ve uygun görmesi koşulları kanundan çıkarıldığı gibi, eşler içinde cebri icra yasağı da kaldırılmıştır[1].
Hukuki işlemlerde eşlerin serbestliği ilkesine getirilen istisnalardan biri de aile konutu ile ilgili diğer eşin rızasına bağlı hukuki işlemlerdir.
2.Aile konutu ile ilgili diğer eşin rızasına bağlı hukuki işlemler
a.Aile konutu kavramı ve önemi
Aile konutu, çağdaş hukuk terminolojisine yeni medeni kanunla girmiş bir kavramdır.Aile konutu yalnız aile hukukunda değil, miras hukukunda da söz mevzusu olan yeni bir kurumdur.Aile konutu eşlerin yaşamlarında oldukca önemli bir yer tutar.Eşler beraber yaşamlarını burada yürütmüşler, tüm anılarını bu alanlarda paylaşmışlardır.Komşularla, apartman yaşamında yönetimle,kapıcı ile, çevredeki alışveriş merkezleri ile, konuttaki elektronik cihazlarla bütünleşen bir yaşam sergilemişlerdir.Eşler uzun yıllar beraber oturdukları konutu çoğu vakit yerleşim yeri ve adresi olarak göstermişlerdir.Tüm bunlar dışında, eşler yıllarca çoğu vakit çok büyük kuvvetliklerle edindikleri, zevklerine ve gereksinimlerine gore yerleştirdikleri ev eşyasıyla adeta bütünleşmişlerdir, bunları yaşamlarının bir parçası haline getirmişlerdir.İşte eşler için bu denli önemli ve duygusal bağları bulunan aile konutu ve ev eşyasının evlilik devam ederken ayrı yaşamaya karar verildiğinde kime verileceği önem taşıdığı gibi, bir eşin konutla ilgili olarak öteki eşin rızası olmadan kira sözleşmesinin feshine tek başına karar verebilmesi ya da konut üzerinde mülkiyet hakkına haiz eşin bunu diğer eşin rızasını almadan devretmesi yahut başka bir hakla sınırlandırması ailenin mutluluk ve geleceğini olumsuz yönde etkisinde bırakır ve rızası alınmayan eş için telafisi güç zararlara yol açabilir.Eşlerin ve çocukların yaşantısı bakımından büyük örutubet taşıyan aile konutunda ayni yahut şahsi gerçek sahibi olan eşin bununla ilgili hukuksal işlemlerde tek başına söz sahibi olması birlikte hayata devam etmenin amacı, geleceği ve mutluluğuyla bağdaştırılamaz[2].Nitekim Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 2006/5717 Esas 2006/13786 karar sayılı sonucunda bu durum “4721 sayılı Türk uygar Kanunu'nun getirmiş olduğu yeni bir kavram olan aile konutu ile; tapu sicilinde konutun maliki olarak görülen eşin, hukuki işlem özgürlüğü, öteki eşin alınmasına ve onamına bağlanmıştır. Fakatç, aile konutunun ve konutla ilgili kanuni hakların korunmasıdır” şeklinde açıklanmıştır.
Aile konutu kavramı konut ve aile olmak üzere iki unsurdan doğar.Konut, eşlerin tertipli olarak yerleşim amacıyla kullandıkları kapalı mekanları ifade eder.Aile ise karı koca ve çocuklardan oluşan topluluktur.Ancak çocukların ana babadan ayrı konutta yaşamaları mümkün olduğu benzer biçimde çocuksuz aileler de söz mevzusu olabilir.Bu durumda karı ve kocanın birlikte yaşadıkları konut aile konutudur.
Bu açıklamalardan sonrasında aile konutunu tanımlayacak olursak, aralarında resmi evlilik bağı kurulan eşlerin çocukları ile (ergin olmayan öz evlat, üvey evlat olsun) beraber oturdukları, barındıkları iş hayatları, okul hayatları haricinde günlük ortak yaşamlarını sürdürdükleri konuttur.TMK resmen evli olmayan sadece resmi evlenme olmaksızın fiilen evliymiş benzer biçimde yaşayan kişilere aile konutu ile ilgili haklar tanımamıştır[3]. Bu düzenlemelere göre bir konutun aile konutu olarak kabulü için, eşler bu konutu birlikte seçmeli veya eşlerden birinin seçtiği konuta öteki eş de rıza vermeli, burada eş ve çocuklarıyla ortak bir yaşam merkezi oluşturmalıdır.Gene bu yerde ailenin devamlı, devamlılık arz edecek şekilde düzenli olarak oturması, konutun hukuka uygun kaybedildiğinde diğer eşin ve çocukların da barınma haklarını kaybedecekleri konut durumunda bulunması, bu konutun üçüncü kişilerce de objektif olarak ailenin yaşadığı konut olarak kabulü anlaşılması gerekir.Eşlerin geçici olarak mesleki etkinlik, öğrencilik, sıhhat problemlerını çözümlemek yada dağ evi, yayla benzer biçimde süreklilık göstermeyen konutları aile konutu olarak kabul edilmeyecektir.Nitekim Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün 1.6.2002 tarih ve 2002/7 numaralı genelgesinde aile konutu eşlerin bütün yaşam faaliyetlerini gerçekleştirmiş olduği ve tertipli yerleşim amacıyla kullandıkları mekanları ifade ettiğinden süre vakit veya hafta sonu kullanmak amacıyla edinilen yazlık konut, dağ evi şeklinde konutlar TMK md.194 kapsamına girmediğinden bu yönde gelecek taleplerin karşılanmaması düzenlenmiştir[4]. Nitekim Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 2003/3071 Esas 2003/4352 Karar sayılı sonucunda “Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre yazlık konut ailenin tatil ihtiyacını karşılamak amacıyla edinilmiş olup, bütün yaşam faaliyetlerinin gerçekleştiği sürekliliği olan alan durumunda değildir. Bundan dolayı davacının Urla´daki yazlık konutla ilgili temyiz itirazları yersizdir.” denmiştir.
Aile konutunun tespiti istemi eşlere tanınmış bir haktır.Eşler dışında başka biri aile konutunun tespitini talep edemez.Nitekim Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 2006/6016 Esas 2006/14210 Karar sayılı kararında “ortaklaşa konutun aile konutu bulunduğunun tespiti istemi eşlere tanınmış bir hak olup, davacı Ceyda'nın aktif husumet ehliyeti bulunmadığından, Ceyda'nın davasının husumetten reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.” denmiştir.
B.Kiralık aile konutlarında
b.1.Kira sözleşmesinin feshi bakımından
TMK md.194/1’e göre eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez yada aile konut üzerindeki hakları sınırlayamaz.O halde kiracı eşin öteki eşin açık rızası olmamasına karşın kira sözleşmesinin feshine ilişkin irade açıklaması hiçbir hukuki sonuç doğurmayacaktır.Kiracı eş sözleşmenin feshin sağlayabilmek için kesinlikle diğer eşin açık rızasını almak zorundadır[5].Eşler kira sözleşmesini beraber imzalamış iseler bu durumda eşlerden biri tabii ve sözleşme gereği olarak kira sözleşmesini tek başına feshedemeyecektir.
1.1.2002 tarihinden önce yapılmış kira sözleşmeleri ile ilgili olarak da TMK md.194 uygulanabilecek, diğer eşin açık rızası veya onamı olmadıkça kiracı eş, kira sözleşmesini feshedemeyecek, yazılı tahliye taahhüdünde de bulunamayacaktır[6]. Bu durum Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 2005/2547 Esas 2005/7234 Karar sayılı kararında “Bu düzenleme ile Tapu Sicilinde konutun maliki olarak gözüken eşin, hukuki işlem özgürlüğü diğer eşin iştirakına onamına bağlanmıştır. Amaç aile konutunun ve bu konutla ilgili kanuni hakları koruma altına almaktır. Bu koruma evlilik birliği devam ettiğine nazaran 4721 sayılı Kanunun yürürlüğe girişi 1.1.2002´den önceki edinilmiş aile konutları içinde geçerlidir.” şeklinde açıklanmıştır.
Kira sözleşmesinin öteki eşin rızasıyla feshi için aşağıdaki koşulların gerçekleşmesi gerekir:
-Bir aile konutunun bulunması: Aile konutu yukarda da değindiğimiz üzere, eşlerin birlikte yaşadıkları konutu ifade eder.Yasada açıkça aile konutundan söz edildiğinden, eşlerin kiraladıkları iş yerlerine ilişkin kira sözleşmeleri buraya girmez.
-Aile konutuyla ilgili kira sözleşmesinin bulunması:Aile konutu kira sözleşmesiyle kullanılmakta olan konut olmalıdır.Kira sözleşmesinin ne olduğu BK md.242 vd ve GKK’na nazaran belirleme edilir.Kamu kurumları tarafından işgören veya işçilere özgülenen lojman, görev yahut hizmet konutları kira sözleşmesi mevzusu olmadıklarından buraya girmez[7].
-Aile konutu eşlerden biri tarafından kiralanmış olmalıdır: Eşlerden her ikisi de kira sözleşmesinde kiracı ödatına sahipse, bir eşin kira sözleşmesini feshetmesi ötekini bağlamayacağından TMK md.194 hükmünün uygulanması gerekmeyecektir.Buna karşılık aile konutu eşlerden bir tarafından kiralanmış olup diğer eş sözleşmede kiracı sıfatına haiz değilse sözleşmelerin nispiliği ilkesi gereğince kira sözleşmesini feshetme yetkisi kiracı sıfatına haiz olan eşe aittir.TMK md.194 hükmü burada bu feshin geçerliliğini diğer eşin rızasına bağlamıştır.
-Kiracı eşin kira sözleşmesini feshetmek istemesi: TMK md.194 hükmü kiracı olmayan eşi, kiracı eşin kira sözleşmesini feshetmesine karşı korumuştur.Bunun sonucu olarak kiraya verenin kira sözleşmesini feshetmesi bu madde hükmüne nazaran öteki eşin rızasına bağlı değildir.Kiracı olmayan eşin buna karşı koyması mümkün değildir.
Kiracı eş kira sözleşmesini fesih iradesini noterden resmi yolla ortaya geçirmek isteyebilir.TMK md.194 hükmü noterlere de hitap eden bir hükümdür.Bunun sonucu olarak noter, fesih ihbarının aile konutuyla ilgili bulunduğunu biliyorsa (örneğin yazılı kira sözleşmesinde konutun eşler ve çocukların birlikte oturmaları için kiralandığı belli ise) bu suç duyurusuı kabul etmemek, kiracı olmayan eşin de fesih suç duyurusunda yer almasını buna rıza göstermesini temin etmek durumundadır.Ancak noter kiracının bu konumunu ve ihbarın aile konutuyla ilgili bulunduğunu bilmiyorsa ya da bildiği biçimde gerçekleştirmişse bu ihbar geçersizdir.Zira kanun suç duyurusun yapılmamasından değil kira sözleşmesini feshedememekten bahsetmektedir.Buna göre suç duyurusu yapılmış olsa bile hukuksal sonuç doğurmayacak, sözleşmeyi fesih tesirini göstermeyecektir.
Buradaki fesih sözcüğünü yazılı tahliye taahhüdünü de içine alacak şekilde geniş idrak etmek gerekir.Zira kiracı, kiraya verene yazılı tahliye taahhüdünde bulunmakla belirli bir tarihte aile konutunu boşaltmayı kabul etmektedir ki bu vaziyet da fesihle aynı sonucu doğurmaktadır[8].
-Kiracı olmayan eşin açık rızası: Kanun kiracı eşin sözleşmeyi feshetmesini diğer doğrusu kiracı olmayan eşin rızasına bağlı tutmuştur.Kanun koyucu kiracı olmayan eşin rızasına o kadar büyük örutubet vermiştir ki, bunu herhangi bir rıza olarak yeterli görmemiş “açık rıza” olması koşuluna bağlamıştır.
Kiracı olmayan eş sözleşmenin feshine açık rızasını önceden tasdik vermek suretiyle ortaya koyabilir.Onun bu rızası alınmadan kira sözleşmesi feshedilmişse bu fesih geçersizdir.Kiracı olmayan eş buna icazet (sonradan açık bir onaylama) verebilir.
TMK md.194 hükmü sadece kiracı eşe değil kiraya verene de hitap eden bir hükümdür.Bundan dolayı kiraya veren, kiracı eşin tek başına yaptığı feshin hüküm ve sonuç doğurmadığını ve bu feshe dayalı olarak kiracı olmayan eşi tahliye edemeyeceğini bilmek durumundadır.
Kiracı eşin kira sözleşmesini fesih yetkisinin öteki eşin açık rızasına tabi tutulmasının sebebi evlilik birliğinin ve diğer eşin yararlarının korunması amacına yöneliktir.Kiracı eş haklı bir sebeple kira sözleşmesini feshetmek istediği şekilde kiracı olmayan eş buna rıza göstermiyorsa burada TMK md.2 anlamında dürüstlük kaideına aykırı bir davranış söz konusu olur.TMK md.194/2 hükmü hak sahibi eşin bu tür davranışlarını önlemiştir.Bu fıkra hükmüne göre; rızayı sağlayamayan yada haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş hakimin müdahalesini isteyebilir.Örneğin kiracı eş kira sözleşmesini konutun sağlık koşullarının uygun olmaması, işyerine uzak olması, pahalı olması, kiraya veren tarafınca devamlı rahatsız edilmesi şeklinde nedenlerle feshetmek bekliyorsa, kiracı olmayan eşin sözleşmenin feshine karşı çıkması dürüstlük kaideıyla bağdaştırılamaz[9].
Fesih için öteki eşin rızasını alamayan kiracı eşin fesih istemi haklı bulunmuş olduğunda yargıç kendisine bu yetkiyi verecektir.Burada dikkat edilmesi ihtiyaç duyulan husus mahkemenin vereceği sonucun sözleşmenin feshine ilişkin olmamasıdır.öteki eşin rızasına bağlı hukuki işlemlerde rızayı sağlayamayan eşin istemini haklı kabul eden mahkemenin kararı aslabir vakit yapılması ihtiyaç duyulan hukuksal işlemin yapılmasına yönelik değildir.Mahkeme hukuksal işlemin yapılmış sayılmasına yahut yapılmasına değil istem sahibi olan eşe bu işlemi yapma yetkisini verecektir.
B.2.Kiracı olmayan eşin tek taraflı beyanla sözleşmeye taraf olması
TMK md.194/4’ e göre aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa sözleşmenin tarafı olmayan eş kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı haline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur.Bu hüküm aile konutunun eşlerden bir tarafınca kiralanması halinde diğer eşe bildirimle kira sözleşmesinin tarafı olma olanakını vermiştir.Bu durumda ilk sözleşmenin tarafı olmayan eş kiraya verene yapacağı bir bildirimle kira sözleşmesinin tarafı haline gelecek ve diğer eşle beraber kira sözleşmesinden kaynaklanan her türlü alacaklarını sözleşmenin bildirimle tarafı olan diğer eşten de müteselsilen talep edebilecektir[10].Söz konusu bildirimin geçerliliği herhangi bir şekle tabi tutulmadığına göre her türlü vasıtayla yapılabilir.Bildirim varması gerekli bir irade açıklamasıdır ve sadece kiraya verene herhangi bir yolla ulaştığı anda hüküm doğurur.İspat kolaylığı bakımdan bildirimin yazılı şekilde yapılmasında yarar vardır[11].
Buradaki müteselsil sorumluk madde içinden de anlaşıldığı üzere kanundan meydana gelmektedir.
Kiralık konuta kiracı olmayan eşin taraf haline gelmesi ve konutu kullanmaya devam etmesi paylaşmalı mal ayrılığı rejiminde ek olarak özel olarak ve farklı bir halde düzenlenmiştir.TMK md.254/4’ e nazaran eşler konutta kira ile oturuyorlarsa hakim gerektiğinde konutta kiracı ödatını taşımayan eşin kalmasına karar verebilir.Bu durumda kiraya verenin sözleşmeden dünyaya gelen haklarını güvence altına almak için lüzumlu düzenleme yapılmasına iptal yada boşanma sonucuyla birlikte re’sen kara verilir.Burada TMK md.194 ten farklı olarak kiracı olmayan eşin sözleşmeye taraf olması kendisinin tek taraflı bir irade açıklamasıyla değil mahkeme kararıyla doğar ve yalnız evliliğin boşanma veya iptal ile bitmesi halinde uygulanır.Ek olarak burada TMK md.194’te olduğu şeklinde müteselsil sorumluluktan söz edilmemiştir[12].
C.Eşin mülkiyetinde olan aile konutlarında
TMK md.194/1 hükmü eşlerden bir diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutunu devredemez yada aile üzerindeki haklarını sınırlayamaz hükmüyle aile konutunun devri ve devir tehlikesi yaratan haklarla sınırlandırmasından aile birliği ve öteki eş açısından doğabilecek sakıncaları önlemek istemiştir.Eşler için çok önemli olan mutluluk ve hatta sağlıklarını etkileyebilecek bir malvarlığının malik olan eş tarafınca tek başına bir başkasına devredilebilmesi ya da devir tehlikesi yaratabilecek bir hakla sınırlandırılmasında öteki eşin açık rızası aranmıştır.Özellikle dar gelirli olan ailelerde eşlerin gerek aile mutlulukları gerekse çocuklarının geleceği için adeta güvence oluşturan, çoğu zaman büyük zorluklarla edindikleri bir konutu bir eşin tek başına verebileceği bir kararla elden çıkarması diğer eş için yıkım olabilir.Bundan dolayı bu hükmün ülkemiz açısından büyük önemi vardır.
TMK md.194/1 hükmü gereğince aile konutuyla ilgili devir ve haklarla sınırlandırma işlemlerinin diğer eşin rızasına bağlı tutulabilmesi için aile konutu üzerinde iyelik hakkının eşlerden birine ait olması gerekir.Eşler aile konutunda birlikte paylı iyelik sahibi iseler katılma rejiminde TMK md.194/1 hükmü değil buna ilişkin özel yargı olan TMK md.223/1 hükmü uygulanacaktır.Aile konutu eşlerin elbirliği mülkiyetinde ise eşya hukukunda bu mülkiyet türü için getirilmiş olan özel hükümler uygulanacaktır[13].
Aile konutunda mülkiyeti devreden işlemlere aile konutuyla ilgili satım, bağış, trampa benzer biçimde iyelik hakkının devri sonucunu doğuran işlemler girer.Devir işleminin ne olursa olsun tapuda meydana getirilen bir devir şeklinde olması gerekmez.Tapuda devir borcu doğuracak olan işlemler de buraya girer.Örneğin satış vaadi sözleşmesi.
Aile konutu üzerindeki hakları sınırlandıran işlemler sınırlı bir ayni hakkın tesisi olduğu kadar konut üzerinde tutum yetkisini sınırlandıran ya da mevcut bir ayni veya şahsi hakkı ortadan kaldıran işlemler de olabilir.Buraya aile konutu üzerinde kullanma ve tasarruf yetkisini sınırlandıran haklar kurulması, konutun ipotek edilmesi, başkası lehine intifa, üst hakkı ya da oturma hakkı kurulması,bahçeli bir ev ile ilgili olarak kat karşılığı inşaat sözleşmesinin şerh edilmesi benzer biçimde tutum yetkisini sınırlandıran işlemler girer.Aile konutu sahibi eşin bu hükme aykırı biçimde diğer eşin açık rızası bulunmaksızın aile konutunun temliki ve yukarda sayılan işlemlerde bulunması geçersizdir[14].
TMK md.194/3’de rıza alınmadan yapılacak hukuksal işlemlerin önüne geçmek üzere tapu kütüğüne şerh verilmesi olanağı getirilmiştir.Bu madde hükmüne gore; aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili lüzumlu şerhin verilmesini isteyebilir.Yani malik olmayan eş öteki eşin aile konutunu devredeceğini yada devrettiğini duyar yada öngörürse aile fertlerinin ve özellikle çocuklarının ortada kalmaması için tapu idaresine giderek belirteceği gayrimenkule “aile konutudur” şerhinin işlenmesini isteyebilir[15].Bu yargı bununla beraber iyelik hakkına haiz olan eşin yararları düşünülerek konulmuştur.Malik olan eşin birden fazla konutu mevcut ise bunları başkalarına devir ve temlik ederken yahut bunlar üzerinde sınırlı ayni haklar tesis ederken lehine hak tesis edilecek olan kişiler eşinin rızası bulunmaması sebebiyle işlem yapmaktan çekinebilecekleri benzer biçimde, tapu idareleri de işleme konu taşınmazın aile konutu olup olmadığında tereddüde düşerek işlem yapmaktan çekinebilir.Hangi konutun aile konutu olduğu hususu tapu kütüğüne şerh edildiğinde diğerleriyle ilgili yapılacak işlemlerde bu tereddüt yaşanmayacaktır.

Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün 1.6.2002 tarih ve 2002/7 numaralı genelgesi aile konutu maliki olmayan eşin, evlilik birliğinin devam ettiğini kanıtlayan aile nüfus kaydı örneği, aile konutu olarak belirlenen bu konutta eşlerin yaşamlarını beraber sürdürdüklerini gösteren muhtarlıktan aldıkları belge ile Tapu Sicil Müdürlüğüne müracaatı halinde aile konutu şerhi tapuya işlenecektir açıklamasını getirmiştir.Ancak söz mevzusu yerin aile konutu olup olmadığı konusunda ihtilaf varsa Tapu sicil memuru yönetimsel işlemle iyelik hakkını sınırlandıran şerhi tapu siciline yazdıramayacaktır.Nitekim bu vaziyet Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 2003/1436 Esas 2003/3050 Karar sayılı sonucunda “Türk uygar Kanununun 194/3. Maddesi gereğince; Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş tapu kütüğüne konutla ilgili lüzumlu şerhin verilmesini isteyebilir. Konutun aile konutu olup olmadığının belirlenmesi yargılamayı gerektirdiğinden bu konuda ihtilaf çıktığı takdirde karar verme yetkisi, Adli Yargıya aittir.”şeklinde tanımlanmıştır.
Aile konutunun tespiti için bunun açıkça talep edilmesi ve taleple bağlı kalınarak karar verilmesi gerekir.Nitekim Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 2003/1150 Esas 2003/14945 Karar sayılı sonucunda “Davacı, arzuçesinde "gerek talep ettiği tazminatın teminat altına alınması amacıyla gerekse dava sonuçlanıncaya kadar eş ve çocukların barınmalarının güvence altına alınması amacıyla, davalı adına kayıtlı meskenin tapu kaydına ihtiyati tedbir konulmasını" istemiştir. Davacının, tapu kütüğüne "aile konutu şerhi" verilmesi yönünde bir talebi olmadığı şekilde, arzu aşılarak, mülkiyeti davalıya ilişkin konut üzerine, "aile konutu" şerhi verilmesine karar oluşturulması yasaya aykırıdır.” diyerek taleple bağlılık ilkesini getirmiştir.Yine taleple bağlılık esasından yola çıkılarak aile konutunun tespiti istenen davada talep aşılarak özgülenmeye karar verilemeyeceğini belirtmek gerekir.
Aile konutu eşlerin fiilen yaşamlarını sürdürdükleri konut olduğundan birden fazla konut üzerinde aile konutu şerhi koydurulamayacaktır.Buna karşın her nede olsa koydurulmuşsa eşlerin çocuklarıyla beraber fiilen yaşadıkları aile konutu ile ilgili şerh dışındaki şerhlerin kaldırılması gerekecektir[16].
Burada işleme mevzu olan konutun aile konutu bulunduğunu bilmeyen iyiniyetli kişilerin iktisaplarının korunup korunmayacağı konusunu aydınlığa kavuşturmak gerekir.TMK md.1023 gereği tapu kaydına güvenerek bir ayni hakkın kazanılmasında iyiniyetin korunacağı münakaşaya yer vermeyecek biçimde ifade edilmektedir.TMK md.194/3 hükmünün amacı, tapuya güven ilkesine bir istisna getirmek değil, bu ilkenin 194.Maddedeki işlemler için de devam ettiğini göstermektir.Çünkü üçüncü fıkra hükmü tapuda konutla ilgili lüzumlu şerhin verilmesi olanağını getirmekle bu şerhin verilmediği hallerde aile konutu üzerinde tapu kaydına iyiniyetle güvenerek ayni hak kazanan kişinin iyiniyetinin korunacağını öngörmüştür.Diğer eş üçüncü kişilerin iyiniyetle ayni hak kazanmasını önlemek istiyorsa bu şerhi verdirmek zorundadır.Ancak üçüncü bireyin iyiniyeti yalnız tapu kayıtlarına göre belirleme edilmez.Üçüncü birey tapu kayıtları haricinde hukuksal işlem konusu konutun aile konutu olduğunu bilebilir yahut bilmesi gerekebilir.Bu durumda iyiniyetten söz edilemez.Aile konutunun maliki olmayan eş tapun kütüğüne gerekli şerhi verdirmek suretiyle aile konutuyla ilgili hukuki işlemlere girişmek isteyen üçüncü kişilerin iyiniyet iddiasını da önlemiş olacaktır[17].

TMK md.1023 tapuya güven ilkesini öngörmektedir.Buna gore üçüncü kişiler konutla ilgili olarak tapudaki kayda güvenerek bir ayni hak kazanmışlarsa bu kazanımları koruma bulacaktır.Üçüncü kişiler tapudaki kayda değil, konutla ilgili işlemler için diğer eşin rızasının verildiğine güvenmişlerse bu güvenleri korunmayacaktır.Çünkü buradaki güven tapuya değil rızanın verilmesine ilişkindir[18].
C.1.Rızanın alınmamasının hüküm ve sonuçları
Malik olmayan eşin rızası alınmadan meydana getirilen hukuksal işlemin akıbetinin ne olacağı hususu kanunda düzenlenmemiştir.Kanunda yalnız öteki eşin rızası olmadan aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz hükmü yer almıştır.Burada hukuksal bir işlemin geçerliliğinin başkasının rızasına doğal olarak tutulmasına karşın bu rıza alınmadan yapılan hukuksal işlemin geçerliliğine ilişkin genel hükümler aynen geçerli olacaktır.Bunun sonucu olarak bu rıza alınmamışsa meydana getirilen hukuksal işlem geçersiz olacak, rızası alınmayan eş aile konutuyla ilgili olarak tapuda yapılmış bir işlem varsa bunun iptalini talep ve dava edebilecektir.Ancak rızası alınmayan eş aile konutuyla ilgili olarak yapılmış olan bu işleme icazet verebilir.Bu durumda işlem başlangıçtan itibaren geçerli bir işlemin tüm hüküm ve sonuçlarını doğurur.
Aile konutuyla ilgili yapılan işlemlerde üçüncü fert rızası alınmayan eşin bu işleme icazet verip vermeyeceği konusundaki sonucunı bildirmesi için BK md.38’ de olduğu benzer biçimde ona uygun bir süre verebilir.Bu süre içinde rızası alınmayan eş icazet vermediği takdirde işlem üçüncü kişi için de bağlayıcı olmaktan çıkar.
C.2.Haklı bir niçin olmadan rıza verilmediği takdirde hakimin müdahalesi
Kira sözleşmesinin feshinde olduğu gibi aile konutuyla ilgili işlemlerde de malik olan eş aile konutunu devir ve bir hakkı sınırlandırma mevzusunda haklı sebepleri olması durumunda öteki eş haklı bir niçin olmadan buna rıza göstermemiş olabilir.Bu durumda eşinin rızasını sağlayamayan eş bu rızanın verilmemesinin haklı bir sebebi bulunmadığını ileri sürerek bu işlemlere izin verilmesini hakimden talep edebilecektir.Örneğin aile konutu ipotek gösterilmek suretiyle bankadan alınacak krediyle çocuğun yurt haricinde tedavisi yapılacaksa haklı sebep vardır ve hakimden bu mevzuda müdahale istenebilir[19].Buna göre haklı bir niçin olmadan rıza sağlayamayan eş Aile mahkemesi hakimine yada Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen Asliye hukuk mahkemesine başvurarak rızanın verilmesini isteyebilecektir[20].Bu öğrenci karşı aile mahkemesi sadece eşi ihtarp belki bir süre verebilir.Başka türlü devrin yapılmasını sağlayan tescil kararı veremez.Rızanın öteki eşe verilen süre içinde verilmemesi halinde gerekli iznin ilgili eş tarafından verilmiş sayılacağına hükmedebilir.Gerek eşin baştan rıza vermesi gerekse hakim müdahalesiyle izin verildiği durumlarda tapu idaresinde düzenlenen sözleşme tarihinden itibaren sözleşme yargı ve sonuç doğurur[21].
3.Aile konutuyla ilgili koruma süresinin başlaması ve sona ermesi
Eşler resmen evlenip evlilik birliklerini kurduktan sonrasında, beraber seçtikleri yada birinin ötekinin seçtiği üzerinde iyelik hakkı yada kişisel hakkı bulunduğu konutta hukuka uygun süreklilık arz edecek şekilde tertipli olarak oturmaya başladıkları, çocuklarıyla birlikte yaşadıkları, konutta bu özgülenme ve oturmaya başladıkları andan itibaren Türk çağdaş Kanununun 194.Maddesine uygun koruma ve aile konutundan yararlanma hakkı adım atar.Bu koruma genel olarak evlilik birliği sona erinceye kadar devam edecektir.Bilinmiş olduğu benzer biçimde evlilik birliği boşanma, evlenmenin butlanı, yokluğu yada ölümle sona erer.Eşlerden biri evlilik birliği sona erinceye kadar korumadan yararlanacağından koruma; evlilik birliğinin ölümle sona ermesi halinde ölüm anına kadar, evliliğin boşanma veya evlenmenin iptali nedeniyle sona ermesi halinde boşanma yada evlenmenin iptaliyle ilgili yargı kesinleşinceye kadar devam edecektir.
Evlilik birliğinin açıklanan olgulardan birinin gerçekleşmesiyle sona ermesinden sonrasında artık aile konutu olarak özgülenmiş olan konutla ilgili hak sahibinin tasarruflarında öteki eşin rızası aranmayacaktır.Doğal boşanan, evliliği iptal edilen, sağ kalan eşin mal rejimlerinden yada miras hukukundan dünyaya gelen aile konutu ile ilgili hakları saklıdır.
A.Terk halinde koruma
Aile konutu üzerinde gerçek sahibi olan eşin birlik görevlerini yerine getirmemek, birlikte yaşama son vermek amacıyla aile konutunu terk etmesi halinde, konutta kalan terk edilen eş, TMK md.194’de sağlanan haklardan yararlanacak konutu terk eden eşin şu demek oluyor ki gerçek sahibi eşin aile konutuyla ilgili konutun yada konuttan yararlanma haklarının kaybedilmesi sonucunu doğuracak tasarrufları öteki eşin rızasına bağlı olmaya devam edecektir.
Gerçek sahibi olmayan eş haklı niçin olmadan evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla terk etmişse bu halde terk eden eşin tekrar aile konutuna, ortak yaşama dönmeyeceğinin açıkça anlaşıldığı durumlarda hak sahibi konutta kalan eş onun rızasını almadan gerekli tasarruflarda bulunabilecek, terk eden hak sahibi olmayan eş korumadan yararlanamayacaktır.Örneğin haklı bir niçin olmadan birlik görevlerini yerine getirmemek amacıyla konutu terk eden eşe TMK md.164’de açıklanan sürelere ve usulüne uygun ihtar çekilmiş bu eş uyarı sonucunın bildiriine rağmen iki ay içinde ortak aile konutuna dönmemişse korumadan yararlanmayacaktır.Sadece terkte veya dönmemekte haklı ise örneğin ihtar yasal sürelere uygun çekilmemiş, yasanın tanıdığı süreler geçmemiş, koca yada terk edilen eş başka bir kişiyle yaşıyor, terk tedavi gereksinimi gibi zorunlu yada buna benzer durumlarda, terk eden eş TMK md.194’deki korumadan yararlanabilecektir.Sadece terk eden gerçek sahibi olmayan eşin dönmemesi haklı bir nedene dayanmıyor örneğin kocasını burun kıvırıyor istemiyorsa bu korumadan yararlanamayacaktır[22].
Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 2004/5653 Esas 204/6811 Karar sayılı sonucunda “Tarafların boşanma öncesi ve davalının ortaklaşa konutu terk etmesinden önce çocukları ile birlikte, aile konutu şerhi verilen taşınmazda evliliği sürdürmüşlerdir. Davalının daha sonrasında konutu terki, konutu aile konutu olma niteliğini ortadan kaldırmaz” denmiştir.
Eşler içlerinden birine ilişik yada içlerinden biri tarafınca kiralanan aile konutunu rızaları ile terk etmiş, terk mevzusunda iradeleri birleşmiş örneğin aile konutu olarak yararlandıkları konutu birlikte aldıkları kararla terk ederek yeni bir konut kiralamış oraya taşınmış, aile konutu olarak bu konuttan yararlanmaya başlamış aynı şekilde eşlerden birinin satın aldığı konuta, önceki konut beraber terk etmek suretiyle yerleşmişseler artık terk edilen önceki konutun aile konutu niteliği ortadan kalktığından eşler terk edilen bu konutla ilgili TMK md.194’den meydana gelen hakları kullanamayacaklardır.
B.Boşanma ve ayrılık davası, evlenmenin iptali davası açılması halinde koruma
Boşanma ve evlenmenin iptali, ayrılık davası açılması halinde Aile mahkemesi hakimi kendiliğinden dava tarihinden geçerli olmak üzere özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri alacaktır.Aile mahkemesi hakimi bu bağlamda aile konutunda barınma ile ilgili gerekli önlemleri alacak bu önlemler kaide olarak dava tarihinden hüküm kesinleşinceye kadar devam edecektir.O halde eşler bakımından boşanma ve ayrılık davası devamınca eşler TMK md.194’den yararlanacaklardır[23].Sadece dava süresince alınacak önlemlere aile konutu şerhi verilmesi girmez.Hakim eş ve çocuklarının barınmalarının güvence altına alınması amacıyla lüzumlu önlemleri alacak fakat aile konutudur şerhinin koyulmasına re’sen karar veremeyecektir. Nitekim Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 2003/1350 Esas 2003/14945 Karar sayılı kararında “davacının tapu kütüğüne aile konutu şerhi verilmesi yönünde bir talebi bulunmadığı şekilde istek aşılarak mülkiyeti davalıya ilişik konut üzerine TMK md.194/3 gereğince aile konutu şerhi verilmesine karar oluşturulması yasaya aykırıdır demiştir[24].
C.Birlikte yaşamaya ara verilmesi halinde koruma
Eşlerden biri ortak yaşam sebebiyle kişiliği ekonomik güvenliği yada ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına haizdir.Eşlerden birinin haklı nedenlerle ayrı yaşamasına karar verilmesi halinde bu eş TMK md.194’deki korumadan yararlanabilecektir.

D.Evlilik birliğinin ölümle sona ermesi halinde koruma
Evlilik birliği ölümle sona erince eğer ölen eş aile konutunu kiralayan yada konutun maliki olan eş ise kendisi artık tasarrufta bulunamayacağından haktan yararlanma ölüm anında sona erer.Bu bağlamda aile konutundan yararlanacak eşin ölümü halinde de artık rızasının alınması söz konusu olamayacağından rıza ile ilgili haklar ortadan kalkacaktır.Fakat sağ kalan eşin mal rejimleriyle ilgili yada miras haklarıyla ilgili aile konutu yada ev eşyaları üzerindeki hakları devam edecektir.

"Aile Konutu Kavramı Ve Uygulanması" başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Arif Usta'e aittir ve makale, yazarı tarafından Türk Hukuk Sitesi (http://www.turkhukuksitesi.com) kütüphanesinde yayınlanmıştır.
10.01.2017 13:17
Alıntı ile Cevapla